Kansız İnkılap Olmaz « İlginç olaylar

Posted by: myfrom  :  Category: Ilginç Tarihi Olaylar

‘Kansız İnkılap EbedileÅŸtirilemez’
Kasım 1924 - Haziran 1925, Ankara

Ünlü sözdür, her devrimin kendi evlatlarını yediÄŸi söylenir. Devrimden sonra kurulan yeni rejimin içinde patlak veren iktidar mücadeleleri gerçekten de ÅŸu veya bu ölçüde tasfiyelere yol açmaktadır. Cumhuriyetin ilanından sonra yeni Türk devletinin kuruluÅŸuna yol açan milli mücadelenin önder kadrolarından bir kısmının kurduÄŸu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın sonu da “Devrim evlatlarını yer” sözü çerçevesinde deÄŸerlendirilebilir.

1924 yılı yeni Anayasanın da kabul edildiÄŸi bir yıl ve 29 Ekim 1923′te ilan edilen cumhuriyetin de ilk yılıdır. Zekeriya Sertel’in 1925′de Resimli Ay mecmuasına yazdığı bir makalesinde “yıkım yılı” diye deÄŸerlendirdiÄŸi 1924 yılı yeni bir partinin doÄŸuÅŸuna da tanıklık edecekti. Aslında Mustafa Kemal’in Umumi Reisi olduÄŸu Halk Fırkası’nın yönetim mahfillerinde bir muhalefet partisi ihtiyacı zaman zaman konuÅŸuluyordu ancak henüz bunun uygun koÅŸullarının olmadığı kanısı egemendi. Ama öte yandan fırka içindeki tartışmalar ve fikir ayrılıkları dolayısıyla ayrılmaların olması ve bunların yeni bir parti meydana getirmeleri pek de beklenmedik bir geliÅŸme sayılmazdı.

Nitekim Millet Meclisi açılıp da çalışmalarına baÅŸladığında kökleri Birinci Dönem’deki İkinci Grup’la ilgili tartışmalara kadar götürülebilecek bir çatışma Halk Fırkası içinde yoÄŸunlaÅŸtı. İsmet PaÅŸa hükümetine muhalefet eden bazı mebuslar Halk Fırkası’ndan istifa etmeye baÅŸladılar. İlk aÅŸamada 11 mebus istifa etti ve 17 Kasım 1924′de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) resmen kuruldu.

Yönetici kadroları milli mücadelenin önde gelen kiÅŸilikleriydi; BaÅŸkan Kazım Karabekir PaÅŸa, BaÅŸkan Yardımcıları Rauf Orbay ve Dr. Adnan Adıvar, Genel Sekreter ise Ali Fuat Cebesoy idi. Refet Bele ve Cafer Tayyar PaÅŸa ile Bekir Sami Beyin yanı sıra Mustafa Kemal’in bir dönem çok yakını olmuÅŸ Albay Arif Bey de dahil olmak üzere daha birçok ünlü de mebus veya parti üyesi idi.

TpCF, CurnhurbaÅŸkanı’nın, yani Mustafa Kemal’in yetkilerini fazla buluyor ve diktatörlük eÄŸilimine dikkat çekiyordu. Daha liberal ve demokratik bir politikadan yana olduÄŸunu söylüyordu. İki dereceli seçime karşı çıkarak tek dereceli seçim sistemini savunuyordu. Belediye baÅŸkanlarının atamayla deÄŸil seçimle belirlenmesini isteyerek ademi merkeziyetçi bir anlayıştan yana çıkıyordu. Ve nihayet dini hak ve özgürlükler alanında da daha yumuÅŸak ve ılımlı davranılmasını öneriyordu.

TpCF’nin kuruluÅŸunun hemen ardından 21 Kasım 1924′de İsmet PaÅŸa hükümeti istifa etti. SaÄŸlık sorunları olduÄŸunu ileri süren İsmet PaÅŸa Heybeliada’da dinlenmeye çekilirken yeni kabineyi kurma görevi Fethi Okyar’a verildi. 27 Kasımda da yeni hükümet görevine baÅŸladı. Fethi Bey’in hükümeti daha ılımlı ve yumuÅŸak olarak deÄŸerlendirildi ve Meclisteki güven oylamasında TpCF mebusları da olumlu oy kullandılar.

Yeni hükümet aslında Halk Fırkası’ndaki kan kaybını ve istifaları durdurmak üzere oluÅŸturulmuÅŸtu ve buna uygun bir tutum içinde olmasına özen gösteriliyordu. Nitekim istenilen oldu ve Halk Fırkası’ndan istifalar duruldu. Yeni fırkaya geçen mebus sayısı 29′da kalmıştı. Ama bu bile tek partili sistemin monolotik yapısını doÄŸal olarak zorluyordu ve CumhurbaÅŸkanı Mustafa Kemal ile Halk Fırkası yönetimi geliÅŸmelerden hiç de memnun deÄŸildi.

Mustafa Kemal London Times gazetesine verdiÄŸi demeçte yeni partiye açıkça cephe alarak, “TpCF’nin programında, mevcut fırkanın -Halk Fırkasının- umdelerinden hariç ve mevzu-u münakaÅŸa olmaÄŸa deÄŸerli esaslı bir prensip ve fikir görülmüyor.” diyecekti. Bu arada kendisinin diktatörlüğe eÄŸilimli olduÄŸuna iliÅŸkin eleÅŸtirilere ise “Bir istibdadın mevcudiyetine dair ima ve telmihler bence kabil-i izah deÄŸildir” diye karşılık verecekti.

Tam tersine özellikle Mustafa Kemal tetikte bulunuyordu. Çünkü yeni partinin ortaya çıkışı ve önder kadrosu bir tür iktidar mücadelesinin açığa vurulmasıydı ve en önemli hedef de Mustafa Kemal’den baÅŸkası deÄŸildi. TpCF kuruluÅŸundan hemen önce “PaÅŸalar Komplosu” adıyla anılan geliÅŸmeler Mustafa Kemal’i fazlasıyla rahatsız etmiÅŸti.

Hem orduda görev yapan, hem de mebus olan paÅŸaları ikisinden birini tercih etmeye zorlamıştı. Ancak yeni partinin önder kadrosunun ağırlığı ve yeni devletin kuruluÅŸ sürecinde oynadıkları rol Mustafa Kemal ve iktidar partisi Halk Fırkası’nın iÅŸini zorlaÅŸtırıyordu. İstanbul basınının yeni partiye destek olması ise ayrıca ciddi bir sorundu.

İşte bu koÅŸullarda 13 Åžubat 1925′de patlak veren Åžeyh Sait isyanı doÄŸrusu imdada yetiÅŸti. İsyanın üzerine yeterince kararlı gitmediÄŸi eleÅŸtirileriyle karşılaÅŸan Fethi Okyar, karşı çıktığı bir takım baskı önlemlerinin Halk Fırkası Meclis Grubu’nda 60′a karşı 94 oyla kabul edilmesi üzerine istifa etti.

4 Martta hemen İsmet PaÅŸa yeni hükümeti kurdu ve ilk yaptığı iÅŸ de Takrir-i Sükun Kanununu çıkartmak ve İstiklal Mahkemelerini kurmak oldu. Elazığ’ı ele geçirerek Diyarbakır üzerine yürüyen ve ÅŸehri kuÅŸatan Åžeyh Sait kuvvetlerinin üzerine ordu bütünüyle sevk edildi ve 15 Nisanda durum kontrol altına alındı. Ama bu arada, iddialara göre ordunun verdiÄŸi kayıplar İstiklal Savaşı sırasında verilen kayıplardan daha fazlaydı.

İsyan bölgesinde çalışmakta olan İstiklal Mahkemesi TpCF’nin Urfa Katib-i Umumisi Fethi Beyi suçlu bularak 5 yıl hapis cezasına çarptırınca zaten partiden kurtulmak isteyen Mustafa Kemal ve Halk Fırkası yöneticileri aradıkları fırsatı bulmuÅŸ oldular. Önce isyan bölgesindeki parti merkezleri kapatıldı.

Ardından -İstanbul da dahil olmak üzere- diÄŸer parti merkezleri İstiklal Mahkemeleri tarafından aranıp, bir takım belgeler yakalandığı ileri sürüldü. Sonuçta bu olaÄŸanüstü mahkemelerin çaÄŸrısıyla harekete geçen hükümet 3 Haziran 1925′te TpCF’yi kapatmaya karar verdi. Åžeyh Sait isyanı resmi söylemde “dinci ve gerici bir ayaklanma” olarak nitelendiriliyor ve TpCF’nin programında dini hak ve özgürlüklere daha ılımlı yaklaşım gösterilmesine iliÅŸkin maddeler kapatılmanın da en önemli gerekçesi olarak sunuluyordu. Partinin mebusları yeni seçimlere kadar Millet Meclisinde bağımsız olarak kaldılar ama yeni seçimlerde hiçbiri yeniden Meclise giremedi.

Ama olayın bunun da ötesine giden boyutu 1926 yılındaki “İzmir Suikastı Davası” idi. Bu dava dolayısıyla biri dışında (Halit Akmansü) Türkiye’de bulunan bütün TpCF milletvekilleri tutuklanarak yargılandılar. Kazım Karabekir PaÅŸa’nın tutukluluÄŸunu BaÅŸvekil İsmet PaÅŸa ilk önce kaldırttı ama sonra tekrar tutuklanmasını engelleyemedi. Rauf Orbay ise Londra’da bulunduÄŸu için daha sonra Ankara İstiklal Mahkemesinde gıyabında yargılandı.

Bu dava sonucunda TpCF’nin 29 mebusundan altısı idam edildi. Yargılanan ve her biri birer ulusal kahraman olarak tanınan paÅŸaları -Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Refet Bele, Cafer Tayyar- Mustafa Kemal’in mahkeme reisiyle konuÅŸarak beraat ettirdiÄŸi daha sonra ortaya çıkacaktı.

Böylece hayatları bağışlananların bir daha siyasette önemli bir rolleri olmadı. Hatta Meclise tekrar milletvekili olarak girebilmeleri ancak Mustafa Kemal’in ölümünden sonra mümkün olabildi.

Sonuçta bu bir iktidar savaşıydı ve kaybedenler kellelerini kurtardığına şükretmek durumundaydılar. Çünkü devir, Mustafa Kemal PaÅŸa’nın Bursa Nutkunda “Kan ile yapılan inkılaplar daha muhkem olur, kansız inkılap ebedileÅŸtirilemez” dediÄŸi bir dönemdi. Ve söylentilere bakılacak olursa, aynı yıl yapılan Åžapka İnkılabı dolayısıyla İzmir dolaylarında bir küçük kasabada giyecek ÅŸapka bulamayan ahali, Rumlardan kalma bir depoyu yaÄŸmalayarak kadın ÅŸapkaları ele geçirmiÅŸ ve korkudan kafalarına bu ÅŸapkaları geçirerek dolaÅŸmaya baÅŸlamışlardı!

Ahalinin bu durumuna bakıldığında, TpCF giriÅŸimi bir fiyaskoyla sonuçlanmasına raÄŸmen paÅŸaların canlarını kurtarması az ÅŸey mi! Gerçi aradan çok geçmeden, bir yıl sonraki İzmir suikastı davasında onlar da daraÄŸacının gölgesini üzerlerinde hissedecekler ve her ÅŸey bitti dedikleri bir anda yine kellerini kurtaracaklardı…

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Film Izle

Turkce mIRC

Site Chat

Sohbet Site

My From

Head My

Magazin

Msn Bilgisayar