Erbakan’ın Azmi « İlginç olaylar
Erbakan’ın Azmine Åžapka Çıkarılır
1971-1998, Ankara
Cumhuriyetin kuruluÅŸundan üç yıl sonra, 29 Ekim 1926′da doÄŸan Necmettin Erbakan, yaşı kemale erip de politikaya baÅŸladığında cumhuriyetin canını az sıkmadı. KuruluÅŸundan itibaren kendisine baÅŸlıca üç düşman belirleyen cumhuriyet, “komünizme, bölücülüğe ve ÅŸeriata” karşı bitmez tükenmez mücadeleler içinde ÅŸekillendi, geliÅŸti, olgunlaÅŸtı.
“Ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün” olan cumhuriyet sık sık “milli birlik ve beraberliÄŸe en muhtaç olduÄŸu günler” yaÅŸamak zorunda kaldı ve özellikle bu günlerde kabak bu düşmanların başına patladı.
70′li yıllar geldiÄŸinde ÅŸeriat tehlikesi ile Erbakan’ın adı birbirinden ayrılmaz hale geldi. İTÜ Makine Fakültesi’nden 1948′de mezun olan Erbakan aynı yıl Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve baÅŸladı.
1951′de Almanya’ya gönderilerek Aachen Teknik Üniversitesi’nde bilimsel çalışmalar yapan Erbakan’ın “milliyetçi-mukaddesatçı” görüşleri burada Alman ordusu için araÅŸtırmalar yapmasına engel olmamıştı. DVL AraÅŸtırma Merkezi’nde Prof. Schimit ile birlikte çalışan Erbakan doktorasını da burada verdi.
Daha sonra Almanya’nın en büyük motor fabrikası Deutz Motor Fabrikalarında Alman Leopar tanklarının daha az yakıt tüketmesiyle ilgili çalışmalar da yapan Erbakan 1953 yılında doçentlik sınavını vermek üzere Türkiye’ye dönüş yaptı. Ama 27 yaşında doçent olduktan sonra davet üzerine tekrar altı ay Alman ordusu için çalışmak üzere Almanya’ya döndü.
Daha sonra çalışmalarını İTÜ’de sürdüren Erbakan 1956 yılında Türkiye’de ilk yerli motoru üretmek üzere 200 ortaklı Gümüş Motor AÅž’yi kurdu.
Orta yaÅŸa gelmiÅŸ her baÅŸarılı Türk erkeÄŸi gibi siyaseti düşünmeye baÅŸlayan Erbakan 1969′da Odalar BirliÄŸi BaÅŸkanı olunca “siyaset yoluyla memlekete hizmet” etmenin de yolunun açıldığını sanıyordu. Ancak bu hiç de öyle düz bir yol olmayacaktı.
O dönemde, baÅŸta İTÜ’den arkadaşı Süleyman Demirel’in Adalet Partisi olmak üzere, çeÅŸitli saÄŸ partilerde faaliyet gösteren, ama bu partilerin politikalarını yeterince İslami bulmayan bir grup milletvekiliyle yeni bir partinin kuruluÅŸ hazırlıklarına giriÅŸen Erbakan bu parti 1969 seçimlerine yetiÅŸmeyince AP’den milletvekili adaylığı için baÅŸvurdu.
Ancak Demirel, üniversitede beraber namaz kıldıkları arkadaşını veto edecek ve böylece Erbakan da Konya’dan bağımsız aday olacaktı. Bazı yakın arkadaÅŸlarının da baÅŸka illerden bağımsız olarak aday olmasıyla meydana çıkan harekete “Bağımsızlar Hareketi” adı verildi.
Bu hareketten milletvekili seçilebilen tek kiÅŸi olan Erbakan, 17 arkadaşıyla birlikte 26 Ocak 1970′de Milli Nizam Partisi’ni kurdu ve genel baÅŸkanlığına getirildi. MNP’ye, kuruluÅŸunun hemen ardından AP’li iki milletvekili daha katılınca parti TBMM’de üç milletvekili ile temsil edilmeye baÅŸlandı.
Böylece parlamento ve Türkiye siyaseti “İslamcı bir parti” ile ilk kez ciddi bir ÅŸekilde karşılaÅŸmış oluyordu. Ancak “memleketin asli sahipleri” bu karşılaÅŸmadan hiç hoÅŸlanmadılar. Erbakan ve şürekası herkesin gözünün içine baka baka İslam’ı politik olarak istismar ediyordu. Nitekim ertesi yıl 12 Mart darbesi olduÄŸunda, “milli birlik ve beraberliÄŸe en çok muhtaç olunan” günler gelmiÅŸti ve solla birlikte ilk kez kendi partisiyle parlamentoya giren İslamcı parti de kapatıldı.
Anayasa Mahkemesi’nde açılan kapatma davası 20 Mayıs 1971′de sonuçlanacak Erbakan da soluÄŸu İsviçre’de alacaktı. İslamcı hareketin, muhafazakar eÄŸilimdeki en büyük partinin, AP’nin etekleri altından çıkıp, kendi kanatlarıyla uçmaya kalkıştığı bu ilk deneyimi çabuk sona ermiÅŸ görünüyordu.
Ancak Türkiye Erbakan’ı henüz fazla tanımıyordu ve onun inatçılığını ve kararlılığını bilmiyordu. Ama öğrenecekti.
Bir iddiaya göre Demirel’in gücünü kırmaya çalışan 12 Martçıların teÅŸviki ve himayesiyle İsviçre’den dönen Erbakan’ın yakın arkadaÅŸlarından Süleyman Arif Emre’nin baÅŸkanlığında, 11 Ekim 1972′de Milli Selamet Partisi kuruldu. İslamcı akım kendi partisiyle sistemin içinde yer almakta kararlıydı. MSP’nin 1973 genel seçimlerinde yüzde 11.8 oy ile 48 milletvekilliÄŸi kazanmasının ardından başına yeniden Necmettin Erbakan geldi.
Amblemi anahtar olan MSP gerçekten de 70′li yıllarda kurulan koalisyon hükümetlerinde “anahtar parti” oldu. Bu dönemde üç hükümette yer alan MSP sistem açısından hep bir sıkıntı kaynağı olarak deÄŸerlendiriliyor ancak İslamcı hareket de meÅŸruiyet alanını ve kitlesel temelini giderek geniÅŸletiyordu. Basın her fırsatta dalga geçse, aydınlar hemen hiç ciddiye almasa da Erbakan, kendi politik üslubu ve tarzı içinde bildiÄŸi yolda yürümeye devam ediyordu.
12 Eylül 1980′de ordu bir kez daha darbe yaptığında ileri sürülen gerekçelerden biri kısa bir süre önce Konya’da MSP tarafından yapılan mitingde İstiklal Marşı söylenirken bir grubun yaptığı protestolardı. Erbakan ve arkadaÅŸları tutuklanarak haklarında dava açıldı. Ancak üç yıl süren mahkeme sonunda beraat ettiler, ama hem diÄŸer bütün partilerle birlikte MSP de kapatılmış, hem de Erbakan ve parti yöneticilerine siyaset yasağı getirilmiÅŸti. Böylece MNP’den sonra Erbakan ve İslamcı hareket ikinci partisinden de olmuÅŸtu.
Ama tabii ki bu hiçbir ÅŸeyin sonu demek deÄŸildi. Yeniden kollar sıvandı, yeniden yollara düşüldü. Erbakan’ın 33 arkadaşı 19 Temmuz 1983′te Ahmet Tekdal’ın Genel BaÅŸkanı olduÄŸu Refah Partisi’ni kurdu. Memleketin neredeyse bütün illerinin meydanlarında Kuran’dan ayetler okuyarak nutuklar atan 12 Eylül cuntası İslamcı partiyi seçimlere sokmaya niyetli deÄŸildi.
Böylece -vetolar yüzünden- RP Kasım 1983 seçimlerine katılamadı. İlk kez 25 Mart 1984 yerel seçimlerine katılan RP yüzde 4.4 oy alacaktı. Ancak komünistler ve Kürtlerin yanı sıra İslamcıların da parlamentoya girmesini engellemek isteyen cunta yüzde 10 gibi dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir seçim barajı koymuÅŸtu ve bu durumda RP’nin bu barajı aÅŸması gerçekten zor görünüyordu.
1987′de yapılan referandumun ardından yasakları kalkan MSP’liler RP’ye geçti. 11 Ekim 1987′de yapılan RP 2. kongresinde Necmettin Erbakan oybirliÄŸiyle genel baÅŸkanlığa seçildi. 29 Kasım 1987′de yapılan genel seçimlerde 2 milyona yakın oy alan RP, yüzde 7.16 oyla bir önceki seçimlere göre neredeyse oylarını ikiye katlamasına raÄŸmen ülke çapındaki yüzde 10 barajını geçemediÄŸi için yine parlamentoya girememiÅŸti. Ama hızlı bir ÅŸekilde yükseliÅŸini sürdürüyordu.
26 Mart 1989 yerel seçimlerinde RP oy oranını yüzde 9.8′e çıkarırken Konya, Åžanlıurfa, Sivas, Van ve KahramanmaraÅŸ il belediye baÅŸkanlıklarını kazandı. 20 Ekim 1991′deki genel seçimlere Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaparak giren RP yüzde 16.2 oy aldı. RP listelerinden TBMM’ye giren 62 milletvekilinden 22’si kısa süre sonra gerçek partilerine döndüler.
27 Mart 1994 yerel seçimleri ise RP için tam bir zafer oldu. 5 milyon 340 bin 969 oyla oy oranını yüzde 19.0′a çıkaran RP, İstanbul ve Ankara baÅŸta olmak üzere 6 büyükÅŸehir, 22 il, 92 ilçe ve 207 beldede, toplam 327 belediye baÅŸkanlığı kazandı. 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde 6 milyona yakın seçmenin desteÄŸiyle yüzde 21.3 oy alan RP 158 milletvekili çıkarırken artık Türkiye’nin de en büyük partisi haline gelmiÅŸti.
1969′da baÅŸlayan kavga çeyrek yüzyıl sonra amacına ulaÅŸmış gibi görünüyor, 70′li yıllarda “Erbakan BaÅŸbakan” sloganlarına istihzayla gülümseyenler, böyle bir ÅŸey olacağına hiç ihtimal vermeyenler neredeyse kendilerine çimdik atarak, rüyada olup olmadıklarını anlamaya çalışacaklardı. İşte RP-DYP koalisyonuyla 54. Hükümet kurulmuÅŸtu ve Erbakan BaÅŸbakandı!
Ancak bütün bu geliÅŸmeleri kendilerine çimdik atmadan da izleyenler ve artık deÄŸiÅŸen dünyada İslamcı akımların baÅŸlıca tehdit durumuna geldiÄŸini deÄŸerlendirenler de vardı. Yani Erbakan’ın iktidara tırmanışında bir zamanlama sorunu vardı.
70′li yıllarda uluslararası ölçekte komünizme karşı mücadele açısından İslamcı akımlara hoÅŸgörüyle bakılıyordu, ama 90′lı yıllarda artık Belin Duvarı çökmüş ve konsept deÄŸiÅŸmiÅŸti. Nitekim “memleketin asli sahipleri” bir kez daha harekete geçti ve böylece daha sonra bizzat uygulayıcılarının da kabul ettiÄŸi nitelendirmeyle “post modern darbe” adı verilen “28 Åžubat süreci” baÅŸladı.
Bir kez daha “milli birlik ve beraberlik” günleriydi ve dolayısıyla bir kez daha Erbakan’ın partisi kapatılacak ve kendisi de siyasi haklarını kullanamaz duruma gelecekti. Daha henüz iktidarda iken, Aralık 1997′de Anayasa Mahkemesi’ne RP’nin kapatılması için dava açıldı. Ve 16 Ocak 1998′de RP kapatıldı.
Erbakan ve bazı arkadaşlarına 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirilecek ama bununla da kalınmayarak ayrıca Erbakan için bir konuşmasından dolayı mahkumiyet verilecekti.
Yasaklı olmayan RP’liler yeni kurulan Fazilet Partisi’ne geçecekler, 18 Nisan 1999 seçimlerinde FP yüzde 15.2 oy alarak 108 milletvekili çıkaracak ama çok geçmeden bu parti için de Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılacaktı.
Motor profesörü Necmettin Erbakan’ın siyaset makinesinde anlayamadığı bir ÅŸey mi vardı? BaÅŸkanlığını yaptığı üç parti de kapatılırken, baÅŸkanlığını üstlenmeye fırsat bulamadığı dördüncüsü için de kapatma davası sürdüğüne göre ilk bakışta bu motor profesörüne kabahat bulunabilir. Ancak biraz daha yakından bakılırsa gerçekler belki de daha farklı görünecektir.
Herhangi bir konuda yapılan denemeler ve alınan baÅŸarısız sonuçlar karşısında “Allahın hakkı üçtür” derler. Yani üç kez deneyip yine baÅŸaramayan birinin artık vazgeçmesi gerekir. Ancak bu noktada üç kez deneyip baÅŸaramayan ve artık vazgeçmesi gerekenin kim olduÄŸu gerçekten tartışmaya açık bir durumdur; acaba baÅŸkanlığını yaptığı üç parti de kapatılan Erbakan mı artık vazgeçmelidir, yoksa üç kez partisini kapattığı halde Erbakan’ı engelleyemeyen ve dördüncüsüyle uÄŸraÅŸmaya devam edenler mi?
Evet, ortada bir fiyasko var, ama bu kimin fiyaskosu?
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
