Deyimler Sözlüğü Ü Harfi

Posted by: myfrom  :  Category: Söz Ve Mesajlar

Üç aÅŸağı beÅŸ yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.”Üç aÅŸağı beÅŸ yukarı anlaşırız, merak etme.”
Üç buçuk atmak: Çok korkmak, korku içinde olmak, istenmeyen bir durum olacak diye korkup durmak.
Üçe beÅŸe bakmamak: AlışveriÅŸte fiyat konusunda küçük farkları önemsememek, almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak.”İstediÄŸini üçe beÅŸe bakma, mutlaka al.”
Üç otuzluk: Yaşı hayli ilerlemiş (kimse).
Ümidini kesmek: Artık ummaz olmak, olacağını beklememek, kavuÅŸamayacağını anlamak.”Ümidimi kestim iyice, kocam artık geri dönmeyecek.”
ÜmitsizliÄŸe düşmek: GerçekleÅŸmeyeceÄŸine, olmayacağına inanmak.”ÜmitsizliÄŸe düşme bu kadar, belki geri gelir.”
Ün kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak.”O cihana ün salmış bir güreşçidir.”
Üst baÅŸ: Kılık kıyafet, giyim kuÅŸam.”Üstüne başına hiç bakmaz ki o.”
Üste çıkmak: Suçlu olduÄŸu hâlde suçsuz durumda olduÄŸunu söyleyip karşısındakini suçlamak.”Bir an önce bu iÅŸten kurtulmak için üste çıkmayı baÅŸarmalıyım diye geçirdi içinden.”
Üstesinden gelmek: Becermek, üzerine aldığı iÅŸi baÅŸarmak, yapmak.”Hiç endiÅŸelenme sen, üstesinden gelecektir o iÅŸin.”
Üste vermek: Fazladan ödeme yapmak.”Üste bir milyon verdiler ama bu arabayı deÄŸiÅŸmedim.”
Üst perdeden konuÅŸmak: 1. Üstünlük taslayarak konuÅŸmak. 2. Çok yüksek sesle konuÅŸmak.”Üst perdeden konuÅŸmaya bayılır.”
Üstü başı dökülmek: Kılık ve kıyafeti çok eski olmak, perişan durumda bulunmak.
Üstü kapalı konuÅŸmak: Açık, kesin ifadeler kullanmadan konuÅŸup dinleyenin kavrayışına bırakmak.”Niçin üstü kapalı konuÅŸtuÄŸunu bir türlü anlayamıyordu.”
Üstünde durmak:
Bir iÅŸe önem vermek, o iÅŸle yakından ilgilenmek, uÄŸraÅŸmak.”Åžu iÅŸin üstünde dur biraz, yoksa sonun kötü olacak.”
Üstünde kalmak: Artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak. 2. Suçlanmak.”Onlar kaçıp gittiler, kabahat bizim üstümüzde kaldı.”
Üstünden atmak: Başından savmak, bir ÅŸeyi ödev olarak kabul etmemek, baÅŸkasını ilgilendirdiÄŸini belirtmek.”Bu iÅŸ senin, sakın üstünden atayım deme.”
Üstünden dökülmek: Bir giysi bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.
Üstünden (ÅŸu kadar zaman) geçmek: Aradan (ÅŸu kadar) zaman geçmek.”Üstünden ÅŸu kadar zaman geçmesine raÄŸmen hâlâ borcunu ödemedi.”
Üstüne almak: 1. Alınmak, bir hareketin kendisine karşı yapıldığını sanarak kaygılanmak. 2. Bir görevi üstlendiÄŸini kabul etmek.”Her sözü üstüne alma lütfen!”
Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.”Camı kendi kırdı ama suçu arkadaşının üstüne attı.”
Üstüne basmak: 1. Yerinde bir fikir beyan etmek. 2. İyice belirtmek.”Üstüne basa basa anlat, baban çok maÄŸdurmuÅŸ de!”
Üstüne bir bardak (soÄŸuk) su içmek: O iÅŸten umudunu kesmek, o iÅŸin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek.”Verecek mi? Sen o paranın üstüne bir bardak soÄŸuk su iç!”
Üstüne (üzerine) düşmek: 1. Bir ÅŸeyi elde etmek için çok uÄŸraÅŸmak. 2. (ÇocuÄŸu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.”Åžu çocuÄŸun üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor, neredeyse başımıza çıkacak.”
Üstüne fenalık gelmek: Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.
Üstüne geçirmek: 1. Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya da çıkartmak. 2. Bir çocuÄŸu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek.”Evi üstüne geçirmiÅŸ dedem, doÄŸru mu?”
Üstüne gelmek: Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek.
Üstüne gül koklamamak: Sevdiği birinden başkasını sevmemek, başkası ile ilişki kurmamak.
Üstüne (yatmak) oturmak: Hiç hakkı deÄŸilken baÅŸkasının malını kendine mal etmek.”Vakıf mallarının üstüne oturdu adam, nasıl yaptı, vicdanı nasıl el verdi bilmiyorum.”
Üstüne titremek: Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin diye itinalı davranmak.”Öğrencilerinin üstüne böyle titreyen bir öğretmen daha görmedim.”
Üstüne toz kondurmamak: Bir ÅŸeyin kusur, eksiÄŸi olduÄŸunu kabul etmemek.”ÇocuÄŸunun üstüne hiç toz kondurmuyor.”
Üstüne tuz biber ekmek: Bir üzüntüyü, derdi, kusuru artıracak durum oluşturmak.
Üstüne üstüne gitmek: 1. Bir konuda bir kimseye sürekli baskı yapmak. 2. Güç bir ÅŸeyden yılmayıp, sonucu tehlikeli de olsa, çekinmeden o ÅŸeyle uÄŸraÅŸmak.”Biliyorum zor ama üstüne üstüne gitmelisin, ancak o zaman baÅŸarabilirsin.”
Üstüne varmak: 1. Bir ÅŸeyi yapmasını zorlayarak istemek. 2. Bir kadın, evli bir erkekle evlenmek.”Demek tükürdü sana; üstüne varma, zorlama demedim mi sana?”
Üstüne yıkmak: 1. Kendi iÅŸlediÄŸi bir suçu baÅŸkasına yüklemek. 2. Kendisinin de sorumlu olduÄŸu bir iÅŸin ağırlığını baÅŸkasına yüklemek.”Evin geçim yükünü annenin üstüne yıkmışlar, sorumsuzca yaşıyorlar.”
Üstüne yürümek: Yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak; ya da saldırmak.”Öfkeyle delikanlının üstüne yürüdü.”
Üvey evlât gibi tutmak (saymak) : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak, küçümsemek.”Dokunma bana, beni hep üvey evlât gibi tuttun, ne zaman yaklaÅŸtıysam sana köşe bucak kaçtın benden.”
Üzüm üzüm üzülmek: Haddinden fazla, çok üzülmek.”AnneciÄŸi üzüm üzüm üzülüyor ama bir çare bulamıyordu.”

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Film Izle

Turkce mIRC

Site Chat

Sohbet Site

My From

Head My

Magazin

Msn Bilgisayar