Çoban ve Karaoğlan « İlginç olaylar
Çoban Sülü, KaraoÄŸlan’a Karşı
1974, Ankara
12 Mart dönemi diye adlandırılan süreçten çıkış 14 Ekim 1973 seçimleriyle oldu. Solun üzerinde terör estiren ve toplumsal muhalefeti baskı altına alan bu dönemin sonunda yapılan seçimler Bülent Ecevit’in liderliÄŸindeki CHP’nin zaferiyle sonuçlandı. 1950′de baÅŸlayan çok partili sistemde CHP ilk kez bu kadar oy alarak ve seçimlerden birinci parti olarak çıkıyordu.
12 Mart döneminin baskı ve zulmü karşısında tüm toplumsal muhalefet güçleri, tüm sol hareket “demokratik bir söylem” tutturan Ecevit’in CHP’sini destekliyordu. DaÄŸlara taÅŸlara yazılan “Halkçı Ecevit”, “Umudumuz Ecevit”, “KaraoÄŸlan” sloganlarının da gösterdiÄŸi gibi emekten, özgürlükten, demokrasiden yana güçler ülkede yeni bir dönemin ancak Ecevit’in CHP’sinin iktidara gelmesiyle açılabileceÄŸini düşünüyordu.
Meydanları coÅŸkuyla dolduran büyük kalabalıklara daha sonra adına “Ecevit mavisi” denilen mavi renkli gömleÄŸiyle seslenen Bülent Ecevit de bu talepleri gerçekleÅŸtirmeye söz veriyor, kendisine yönelen umutları boÅŸa çıkarmayacağını söylüyordu. Nitekim “KaraoÄŸlan” 1973 seçimlerinden birince parti olarak çıkarken 1965 ve 1969 seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkan ve köylü kökeni dolayısıyla “Çoban Sülü” lakabıyla anılan Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ancak ikinci parti olabiliyordu.
12 Mart döneminin son “partiler üstü hükümeti” olan Naim Talu hükümetinin yerine Ecevit’in liderliÄŸinde bir hükümet kurulacaktı. Ancak bu o kadar kolay olmadı. Büyük Millet Meclisi’nde ancak 180 milletvekili olan CHP’nin koalisyon yapabileceÄŸi bir ortaÄŸa ihtiyacı vardı. Uzun görüşmeler ve uÄŸraÅŸlardan sonra bu ortak Necmettin Erbakan’ın liderliÄŸini yaptığı Milli Selamet Partisi oldu.
Solcu bir partiyle İslamcı bir partinin bu ortak hükümetini çiçeÄŸi burnunda BaÅŸbakan Bülent Ecevit “tarihsel uzlaÅŸma” olarak nitelendiriyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 38. Hükümeti olan ve Ecevit’in de ilk kez baÅŸbakanlık koltuÄŸuna oturduÄŸu 25 kiÅŸilik kabinede CHP’nin 18, MSP’nin ise 7 bakanı vardı. 12 Mart dönemi artık geride kalıyor ve ülkede bir bahar havası esiyordu.
Ancak işler hiç de umulduğu gibi gitmeyecekti.
12 Mart döneminin yaralarını sarmak üzere bir genel af çıkarılması ve cezaevlerine doldurulan binlerce ilerici, solcu tutuklu ve mahkumun dışarı salıverilmesi hükümetin programında yer alan ve halka söz verilen en önemli vaatlerden biriydi. O dönemdeki Türk Ceza Kanununun ünlü anti-komünist maddeleri 141-142′inci maddeler de dahil olmak üzere siyasi nedenlerle cezaevine atılan herkes affın kapsamı içinde yer alacaktı.
Bu görüşmeler sırasında Adana Cezaevinde yatmakta olan ÅŸair Can Yücel, kendisini ziyarete gelen ve “Hadi gene iyisiniz, yakında çıkacaksınız, CHP sizi affediyor” diyen bir dostuna sinirlenmiÅŸ, “Önemli olan bu deÄŸil, önemli olan halkın CHP’yi affetmesidir, bunu anlamaya çalışın” diye yanıt vermiÅŸti.
Ancak genel af yasa tasarısı Meclis’te görüşülürken 20 MSP milletvekilli 141-142′inci maddelerin af kapsamı içine alınmasına muhalefetle birlikte karşı oy vermiÅŸ ve tam da korkulduÄŸu gibi af gerçek amacı dışına çıkıvermiÅŸti. Sadece adli tutuklu ve hükümlüler salıverilirken hemen bütün siyasiler içeride kalmıştı.
Hükümetin istifası, koalisyonun bozulması tartışmaları patlak vermiÅŸ ancak bunlar bir sonuca ulaÅŸmadan Anayasa Mahkemesi imdada yetiÅŸerek çıkan yasanın “eÅŸitlik ilkesi”ne aykırı olduÄŸunu belirterek, affın kapsamasını geniÅŸletmiÅŸ ve tüm siyasi tutuklu ve hükümlüler de yasadan yararlanır duruma gelmiÅŸlerdi. Böylece hem hükümet, hem de CHP paçayı kurtardı.
Mayıs ayında atlatılan bu krizin ardından bu hükümet ne kadar devam edebilir, Erbakan’a ne kadar katlanılabilir diye tartışırken bu kez Kıbrıs krizi patlak verdi.
Bir süredir Kıbrıs’ta varolan karışıklıklar, Yunanistan’daki cuntanın da desteÄŸiyle 15 Temmuz 1974′de Nikos Sampson’un Makarios’a karşı düzenlediÄŸi bir darbeyle çok kritik bir noktaya sıçradı. Kıbrıslı Türklerin can güvenliÄŸi tehlikeye girmiÅŸti ve Türkiye’den yardım istiyorlardı. Kıbrıs’la ilgili anlaÅŸmalarda İngiltere, Türkiye ve Yunanistan “garantör devlet” olarak tanımlanmıştı ve adada varolan statüko bozulduÄŸunda müdahale etmeye hakları vardı.
Ecevit hükümeti Kıbrıs’a müdahale edilmesi gerektiÄŸini düşünüyordu. Ancak bu konuda Yunanistan’la iÅŸbirliÄŸi yapmanın olanağı yoktu, çünkü Sampson’un darbesinin arkasında Yunan cuntasının olduÄŸu besbelliydi. İngiltere’yi birlikte müdahaleye ikna etmek için yoÄŸun bir çabaya giren Türk hükümeti bir sonuç alamayınca Kıbrıs’a tek başına müdahale etmeye karar verdi.
20 Temmuz sabahı TRT mikrofonlarına heyecanlı bir sesle konuÅŸan Ecevit, Türk silahlı kuvvetlerinin Kıbrıs’a çıkartma yapmakta olduÄŸunu dünyaya açıklıyor, “Barış Harekatı” adını verdiÄŸi bu askeri müdahalenin sadece Kıbrıs’a deÄŸil Yunanistan’a da barış ve demokrasi getireceÄŸini ileri sürüyordu.
İki gün süren harekattan sonra BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in çaÄŸrısıyla 22 Temmuzda ateÅŸkes yapıldı, ancak İsviçre’de süren görüşmelerden bir sonuç alınamayınca 15 AÄŸustosta Türk birlikleri ileri harekata devam ederek adanın yaklaşık üçte birini kontrolleri altına aldı.
Geride kalan çeyrek yüzyıldan bu yana Kıbrıs sorunu bir çözüme ulaÅŸmadı ama adaya yapılan askeri müdahale ile birlikte BaÅŸbakan Ecevit de “Kıbrıs Fatihi” oluvermiÅŸti. Yarım yüzyıl sonra ilk kez savaÅŸa giren Türk ordusunun bir zafer daha kazandığı havası ülkeye hızla yayılmış ve bunu saÄŸlayan Ecevit de birden “kahraman” haline gelmiÅŸti.
Otobüslerin arkasını Ecevit’in “miÄŸferli posterleri” süslüyordu. Daha sonra uzun yıllar boyunca Türkiye’nin başını çok aÄŸrıtacak bu askeri harekat Ecevit’in popülaritesini çok artırmış, BaÅŸbakan Yardımcısı Erbakan iyice gölgede kalmıştı.
Af yasası tartışmaları sırasında doruÄŸa çıkan hükümet içindeki kriz ve Erbakan’ın dayanılmaz kaprisleri olarak sunulan bir takım koalisyon içi sorunlar karşısında kamuoyunun desteÄŸine güvenen Ecevit, Kıbrıs fatihliÄŸini oya tahvil edebileceÄŸini düşündü. Hükümet istifa edecek ve hızla erken seçime gidilecekti.
Erken seçimden CHP’nin tek başına iktidara geleceÄŸinden hiç kuÅŸkusu yoktu. Nitekim Ecevit, Kasımda hükümetin istifasını vererek ülkeyi bir erken seçime götüreceÄŸini umduÄŸu süreci baÅŸlattı. Ancak evdeki hesap hiç de çarşıya uymayacak ve “Kıbrıs Fatihi” tam bir fiyaskoyla karşı karşıya kalacaktı.
Gerçekten hemen bir seçime gidilse Kıbrıs rüzgarını arkasına alan Ecevit belki de tek başına iktidar olabilirdi, ancak Çoban Sülü’nün buna izin vermeye hiç niyeti yoktu.
Önce yine bir hükümet krizi çıktı. Kontenjan Senatörü Sadi Irmak’ın baÅŸkanlığında 12 Mart döneminin “partiler üstü” hükümet modelini yansıtan, bakanların tümünün TBMM dışından veya kontenjan senatörlerinden oluÅŸtuÄŸu bir hükümet kuruldu. Ancak güven oyu alamadı. Alamadı ama bir baÅŸka hükümet de kurulamadığı için yaklaşık dört ay ülkeyi yönetmeye devam etti.
En sonunda 31 Mart 1975′de AP lideri Süleyman Demirel, Milli Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’ni bir araya getirerek “Milliyetçi Cephe” adı verilen bir koalisyon hükümeti kurmayı baÅŸardı. MHP’nin de ilk kez iki bakanla yer aldığı bu hükümet yoÄŸun çatışma ve çalkantılarla birlikte 5 Haziran 1977′de yapılan seçimlere kadar, yaklaşık iki buçuk yıl devam edecekti.
Eline geçen iktidar fırsatını ancak 10 ay deÄŸerlendirebilen “Kıbrıs Fatihi” ise Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmuÅŸ, Çoban Sülü’nün fendi KaraoÄŸlan’ı yenmiÅŸti!
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
