Bamya

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Bamya

Aslında yaz sebzesi olduÄŸu halde tazesi, konservesi, kurutulmuÅŸu ya da dondurulmuÅŸuyla her mevsimde sofralarımızda layık olduÄŸu yeri bulan Bamya’yı veren bitkisi, Ebegümecigiller’dendir.

Anayurdunun Amerika ve Asya kıtaları olduÄŸu bazı kaynaklarda belirtilmekteyse de, Afrika’da ÅŸimdiki Etyopya ile Sudan’da çok uzun yıllar ve hatta Amerika kıtasının keÅŸfinden önce bamyanın tanınıp yetiÅŸtirildiÄŸi bilinmektedir. Bamya, ılıman iklimlerde biryıllık; tropik ve astropik iklimlerde çokyıllık bir kültür bitkisidir.

Biryıllık bamyalar 60-90 cm. boylanırken çokyıllık olanlar 1,5-2 m’ye kadar boylanıp aÄŸaççık haline gelmektedir. GeliÅŸmesinin ilk aÅŸamasında pamuk bitkisine benzeyen bamyanın yaprakları da pamuÄŸunkileri andırır. Bitkinin yaprak, dal ve meyveleri oldukça sık tüylüdür. Bu tüylerin diplerindeki bezelerde kaşındırıcı bir madde bulunur. Bamyanın pek gösteriÅŸli çiçekleri kükürt sarısı rengindedir.

Kendi kendilerini dölleyen erselik özellikli bu çiçeklerden olgunlaşan meyveler, bamyanın çeşidine göre farklı boylarda, piramit ya da yuvarlağa yakın tombulca biçimli ve üzerleri köşeler oluşturan çizgili görünüşte olur. Meyvelerin içinde, saçma iriliğinde yuvarlak ya da hafif basık, çok koyu yeşil renkte tohumları bulunur. Ülkemize özgü üstün nitelikli çeşitleri bulunan bamyaların, sıcak yemek olarak kıymalı bastısı ile asidesi ve zeytinyağlı yemeği yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze sebze olarak bamyanın besin değerleri şunlardır: 30 kalori; 2,2 gr. protein; 8,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 yağ; 1 gr. lif- 5 mgr. fosfor; 17 mgr. kalsiyum; 0,1 mgr. demir; 20 mgr. sodyum; 18 mgr. potasyum; 5 mgr. magnezyum; 60 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini ve 5 mgr. C vitamini. Bamyanın, başka mineral ve vitaminler içerip içermediği bilinmemektedir.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;

o Sindirimi kolay olduğu için bamya hasta, yaşlı ve diyet yemeği yemek zorunda olan kişilere önerilmektedir.

o Lif oranı yüksek olduğu için bamya peklik (kabızlık) çeken kişilere iyi gelir.

o Bamyanın çiçeklerinin suyla karıştırılıp ezilmesiyle elde edilen sıvının içilmesi göğsü yumuşatır.

o Aynı sıvı, çıbanlara dıştan sürülerek onların olgunlaşmalarını sağlar.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bamya bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bahçelerde derince kazılıp 2-3 kez kabartılarak düzeltilen ve gübrelenen yerine tohumlar doğrudan doğruya ekilir. 15-20 cm. aralıklarla açılan çukurlara ilkbaharda, nisan-mayıs aylarında, 2-3 tohum bir arada 2-3 cm. derinlikteki toprağa konmak üzere ekim yapılır. Tohumların bir gece önceden suya yatırılması ya da ıslak bezle sarılması ve buradan çıkarılır çıkarılmaz ekilmesi bitkinin çimlenmesini kolaylaştıracaktır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Sıcak mevsim sebzesi olan bamya, soğuklara karşı çok duyarlıdır. Özellikle geceleri serin olan yörelerde bitki iyi gelişme gösteremez ve istenilen şekilde ürün veremez. Yaz mevsimi kısa süren yerlerde, bodur boylu ve erkenci çeşitleri yetiştirilebilir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgeleri başta olmak üzere Marmara ve Karadeniz bölgelerinde, bir de soğukların etkilemediği yörelerde bamya yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bamya tohumları, hava sıcaklığı 16 derece, toprak sıcaklığı 15 derece olduğunda uygun yetişme ortamı bulur.

Toprak isteği: Bamya bitkisi, ağır karakterli toprak dışında diğer topraklarda rahatlıkla yetişir. Ama bitki, iyi gelişme ve olumlu ürün verimi için yumuşak, derin, geçirgen ve kumlu-tınlı olan toprakları yeğler. Toprakta aşırı nem olmamalıdır. Özellikle tohumlarının ekimi döneminde, aşırı nem tohumları çürütür.

Toprak işleme: Bamya bitkisinin tohumlun çimlenerek 3-4 yapraklı olduklarında, birinci çapalama yapılır. Aynı çukura ekimi yapılan tohumlardan hepsi çimlenmişse, en güçlüsü yerinde bırakılıp ötekiler sökülür ve seyreltme yapılmış olur. Bitki 15-20 cm. boylanınca ikinci, bundan 2-3 hafta sonra da üçüncü çapalama yapılır. Böylece yabani otlar temizlenmiş, toprak kabartılmış ve varsa kaymağı kırılmış olur.

Sulama: Bamya bitkisi bahçede yetiştirilirken ilk çapalamanın ardından sulama işlemine başlanır. Bitkiye haftada 1-2 kez düzenli olarak su verilir.

Gübreleme: Bamya, sebzeler arasında gübreyi fazla istemeyen bir bitki olarak tanınır. Ülkemizde bazı yörelerde hiç gübreleme yapılmadan bamya yetiştirilmektedir. Ancak, bamyanın ekildiği toprağa, bir önceki sonbaharda iyi yanmış çiftlik gübresi ile mümkünse düşük yüzdeli azot, potas ve fosfor içeren kompoze fenni gübre verilmesi yararlı olur. Çiftlik gübresi bulunamazsa, yeşil gübrelemeyle toprağa gereksindiği organik maddeler sağlanır.

Hasat (Derim): Bamya bitkisinin hasat zamanı, meyvelerin çeÅŸit iriliÄŸinin 1/3′üne eriÅŸtiÄŸi zamandır. Çünkü, çoÄŸu tüketici, minik bamyaları yeÄŸlemektedir. Üstelik, hasatta gecikilirse bamya sertleÅŸir. İçindeki tohumları aÄŸza gelecek biçimde irileÅŸir ve bamya yemeklik deÄŸerini yitirmiÅŸ olur. Bamyalar elle hafifçe aÅŸağı doÄŸru çekilerek hasat edilir. Yana doÄŸru çekilirse, bitkinin sapı kırılıp zarar görebilir. Bamya çok verimli bir bitkidir.

Her toplamadan sonra yeni meyveleri olgunlaşır. Bu nedenle bitkinin hasadında gecikilmemeli; çıplak elle ürün toplama bitkinin bezelerinde bulunan bir madde nedeniyle kişinin ellerini rahatsız edeceğinden, hasat yapan kişi ellerine eski bir eldiven takmalı ya da bir bez sarmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bamya bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Biber

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Biber

Türk mutfağının vazgeçilmez sebze öğelerinden biri olan Biber’i veren bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Güney Amerika’ dan tüm dünyaya yayılıp ülkemizde de bol bol yetiÅŸtirilen biberin, 700 kadar türü vardır. 50-100 cm. kadar boylanan biryıllık otsu bitki biberin sap ve dalları zamanla odunsulaşır. Bazı yerlerde ikiyıllık bitki olarak geliÅŸmekte ve çalmışı görünüş kazanmakta; hatta tropik bölgelerde aÄŸaççık haline gelmektedir.

Biber bitkisinin türlere göre değişmekle birlikte, uzunca oval biçimli, kenarları düz yapraklarının rengi, yeşilin açıktan koyuya kadar değişen tonlarında olur. Yaz aylarında açan küçük çiçekleri, beyaz ve ender olarak menekşe rengindedir. Biber meyveleri renk, biçim, büyüklük ve tat bakımından türlerine göre büyük farklılıklar gösterir. Meyvenin kabuğu, disk biçimindeki kirli beyaz renkli ufak tohumlarının kümesinden bir boşlukla ayrılır.

Ülkemizde dolmalık, sivri, çarliston, domates, süs vb. türleri yetiştirilmektedir. Biber meyvesi taze olarak salatalara katılır, öylece yenilir; dolması ve turşuları yapılır. Acı biberler baharat olarak sıkça kullanılır. Domates biberinin salçası yapılmakta ve ayrıca biberler, türlü yemeklere katılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. dolmalık ya da sivri taze biberin içerdiği besin değerleri şunlardır: 22 kalori; 1,2 gr. protein; 4,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.4 gr. lif: 22 mgr. fosfor; 9 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 13 mgr. sodyum; 213 mgr. potasyum: 420 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0,08 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 0.26 mgr. B6 vitamini; 9.8 mcgr. folik asit; 128 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.

Acı kırmızı biberlerin bazı besin değerleri daha da yüksektir. Şöyle ki: 32 kalori; 3.840 mcgr. A vitamini kaynağı betakaroten: 140 mgr. C vitamini ve 0,8 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen ve bazıları oldukça yüksek olan besin değerlerinin yanı sıra;

o Biberler, içerdikleri antioksidan ve diğer maddelerle bedenin birçok kanser türüne ve kalp hastalıklarına yakalanma rizikosunu azaltır; felç geçirme ve katarakt illetine tutulma tehlikesini en aza indirger.

o C vitamini yönünden zenginliği sayesinde biberler, bedenin hastalıklara direncini artırır, soğuk algınlığının ilk aşamasında iyileştirici olur.

o Biberler, içerdiği yüksek orandaki lif nedeniyle pekliğe (kabızlığa) iyi gelir.

o Özellikle acı biberler akciğerlerin ilacı olur: Balgam söktürücü işlevleri vardır; kronik bronşit ile anfizemi önler ve hafifletir; solunum zorluklarını giderir.

o Gene acı biber, damarlarda pıhtılaşmış kanı çözer, ağrı geçirir ve hastaların kendisini iyi duyumsamalarını sağlar.

o Ayrıca tüm biberler mideyi uyarır, sindirim salgılarını artırır. İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır. İdrarı artırır, tüm bedeni uyana olurlar.

Bütün bu önemli etkilerinden faydalanmak için biber türleri günlük diyete katılmalı ve bol bol tüketilmelidir.

Dikkat: Acı biber aşırı olarak alınırsa, mide ve bağırsaklarda tahrişlere yol açabilir, hatta böbreklerde, karaciğerde rahatsızlanmalara neden olabilir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Tohumlarıyla çoğaltılan biber bitkisinin üretimi iki aşamada gerçekleştirilir. Birinci aşamada, tohumları sıcak yastık ya da kasalara sıralı olarak veya serpme yoluyla ocak-mart aylarında ekilir. İki hafta içinde çimlenen fideler, gerekiyorsa seyreltilir.

İkinci aşamada, bu şekilde elde edilmiş fideler, bahçemizde önce derin kazılarak gübrelenmiş ve sonra tırmıkla düzeltilmiş yerlerine, sıra üzerinde aralıkları 20-30 cm. ve hatta elverişli olan yerlerde 30-50 cm. aralıklarla ve don tehlikesi tümüyle atlatıldıktan sonra, hava sıcaklığı 15 dereceye ulaştığında dikilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Biber, ılık ve sıcak mevsim bitkisidir. Soğuklardan çok korkar. Yetiştirilme evrelerinde sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde bitki tümüyle yok olur. ilkbaharda fidelerin dikimi don tehlikesi ortadan kalktıktan, toprak ve hava koşulları bu bitkiye uygun sıcaklığa eriştikten sonra yapılmalıdır. Aynı şekilde sonbaharda biber yetiştiriciliği de, bitkinin hasadı ilk donlardan önce bitirilecek biçimde planlanmalıdır. Biberin en iyi gelişme gösterdiği ve en bol ürün verdiği sıcaklıklar 15,5 ila 32,2 derecelerdir.

Toprak isteÄŸi: Biber bitkisi en iyi sonucu, derin, geçirgen, su tutma yeteneÄŸi yüksek, besin ve organik madde bakımından zengin, tınlı bahçe topraklarında verir. Kumlu-tınlı ya da kumlu-killi topraklarda da turfanda (erkencil) ve iyi ürün almak üzere biber bitkisi yetiÅŸtirilebilir. Bitkinin istediÄŸi toprak pH’ı 6-6,5′tur.

Toprak işleme: Biber fideleri yerlerine dikildikten yaklaşık 20 gün sonra birinci, bundan 3-4 hafta sonra ikinci ve olanaklar elverirse 3 hafta daha sonra üçüncü çapalama yapılır. Böylece yabani ot mücadelesi ve toprağın kabartılması da gerçekleştirilmiş olur.

Sulama: Biber bitkisi toprağının nemli olmasını ister. İyi gelişmesi ve ürün veriminin yüksek olması için düzenli olarak sulanması gerekir. Bununla birlikte biberlerin aşırı sulanmasından da kaçınılmalıdır. Fazla kurak ve sıcak dönemlerde bitki, mümkünse 2-3 günde bir sulanmalıdır.

Gübreleme: Biber bitkisi, yetiştirildiği toprağın besin maddesi yönünden zengin olmasını ister. Yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre, yetiştirileceği toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat ve potas içeren kompoze fenni gübreler verilir. Bitkinin gelişmesinde bir durgunluk görüldüğünde, şerbet verilmesi de yararlı olmaktadır.

Hasat (Derim): Tohumlarının ekiminden hasat edilmeye başlanmasına kadar geçen süresi 18 hafta olan biber bitkisi, bölge koşullarına göre mayıs-haziran aylarından başlanarak hasat edilir. Çok verimli bir bitki olan biber, hasat edildikçe yeni ürünler verir.

Bakım ve sulama işlemleri düzenli olarak sürdürülürse, bitki 5-6 ay süreyle ürün vermektedir. Biberler elle toplanarak hasat edilirler. Kırmızı toz biber elde edilmek isteniyorsa, biberler tümüyle kızarana kadar bitkinin üzerinde bırakılır. Sonra toplanan kırmızı biberler güneş altına serilip birkaç gün kurutulur. Özel değirmenlerde çekilerek kırmızı toz biber elde edilir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Biber bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Börülce

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Börülce

Büyük kentlerde ev hanımlarımızca pek tutulmayan ama Anadolu’nun bazı yörelerinde sevilip yaygın ÅŸekilde tüketilen Börülce’yi veren bitkisi, Baklagiller’dendir. Birkaç önemli türü olan ve bunların kökeni dünyanın çok farklı bölgelerinde bulunan börülcelerden ülkemizde yetiÅŸtirilen adi börülcenin (V. unguicilata) anayurdu Afrika kıtasıdır. Türkiye’de Batı ve Güney Anadolu’da yetiÅŸtiriciliÄŸi yapılan bu börülce türü, 30-300 cm. kadar boylanabilen, biryıllık sarılıcı otsu bitkidir.

Yakın zamanlara kadar fasulyeler arasında sayılan ama günümüzde kendi özel cinsi içinde tanımlanan börülcenin gövde ve yaprakları fasulyeninkine benzer. Beyaz, pembe ya da kırmızı renklerde açan çiçeklerinden oluşan badıçlarının kesiti değirmidir (yani yuvarlaktır). Bu badıçların içinde gelişip fasulyeye benzeyen ve sayıları değişen börülce tohumlarının (çekirdeklerinin) göbeği kara renkli olur.

Börülcenin taze badıçlarıyla sadeyağlı yemeği ve salataları yapılır. Tohumlarının suda kaynatılıp ezilmesi, bolca limon ve zeytinyağıyla terbiye edilmesiyle fava adı verilen özel bir yemeği hazırlanır. (Börülcenin bulunmadığı zamanlarda fava yapılırken yerine bakla içi kullanılmaktadır.) Büyük kentli hanımlarımızın, börülceyle yapılan yemekleri bilmediğinden, bu çok besleyici sebzeyi kullanmadıklarını düşünüyoruz.

BESİN DEĞERLERİ

Ortalama 100 gr. kuru börülcenin içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 343 kalori 22.8 gr. protein: 20 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,5 gr. yağ; 2 gr. lif: 138 mgr. fosfor: 74 mgr. kalsiyum; 5.8 mgr. demir; 6,7 mgr. sodyum; 260 mgr. potasyum: 30 IU A vitamini; 1.05 mgr. B1 vitamini: 0,21 mgr. B2 vitamini ve 2.2 mgr. B3 vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Çok gösterişsiz ve tutulmayan bir sebze olmasına karşın, yukarıda görülen ve dikkatleri çekecek kadar önemli besin değerlerini içeren börülcenin sağlığa yararlı şu etkileri bulunmaktadır:

o Tüm baklagiller gibi börülce de kandaki yüksek kolesterol düzeyini düşürür.

o İçerdiği yüksek lif oranıyla kandaki ensülin ve şekeri düzene sokar, bu nedenle şeker hastaları için iyi bir besin oluşturur.

o Aynı nedenle pekliğe (kabızlığa) hemoroite ve diğer bazı kalınbağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir.

o Demir minerali yönünden zengin bir besin olduğu için kansızlığa da iyi gelir.

o Potasyum yönünden zengin olduğundan, yüksek tansiyonu düşürür.

Sağlığa yararlı bütün bu pek önemli etkilerinden faydalanılmak üzere börülcenin diyetimize sokulması ve diğer baklagillerle dönüşümlü olarak tazesinden günde 100-120 gr. ya da kurusundan günde 55-60 gr. yenilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.

KISACA ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ

Tohumlarıyla (kuru taneleriyle) çoğaltılan börülce, sıcak ve ılık iklimli yerlerin bitkisidir. Yurdumuzda genellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde yetiştirilmektedir. Bitkinin istekleri, fasulyeninkine benzer şekilde, sıcak bir toprak ve yetiştirilme döneminin ılık ve uzun geçmesidir. Baklagillerden olduğu için yetiştiriciliğinin yapıldığı toprağı yeşil gübreleme yoluyla zenginleştiren börülce, fasulyeye çok benzer biçimde yetiştirilir.

Brüksel lahanası

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Brüksel lahanası

Brokoli gibi kansere yakalanma rizikosunu büyük ölçüde azaltan bir baÅŸka kış sebzesini veren Brüksel lahanası, Turpgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen bitki, ABD ve Avrupa’da yaygın ÅŸekilde yetiÅŸtirilmektedir. Türkiye’de de tarımı baÅŸlamış olup sebze, halk arasında yavaÅŸ yavaÅŸ tanınmaktadır.

Biryıllık otsu bitki olan Brüksel lahanası, fide durumundayken lahanaya çok benzer. Ama sonra, gövdesi 60-90 cm’ye kadar boylanır, gövde üzerinde kalın sapların ucunda, koyu yeÅŸil renkli, beyaz damarlı iri yaprakları uzar. Bu yaprakların koltuÄŸundan çıkan tomurcuklar, küçük yuvarlak başçıklara dönüşür. Minyatür lahanaları andıran ve kokusu keskin olan başçıklar sıkı sarımlı olup iri bir ceviz kadar büyür ve sebze olarak yenilir.

Brüksel lahanası denilen başçıklar iki boyutta görünür. Minik olanları, koyu renkli ve hoş kokuludur. Başçık irileştikçe rengi açılır ve kokusu keskinleşir. Brüksel lahanası, çorbası yapılarak, 2-3 dakika haşlanıp et yemeklerinin yanına garnitür olarak konularak yenilir. Minik olanları dondurulup sonra tüketilmeye daha uygundur.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) Brüksel lahanasının içerdiği besin değerleri şunlardır: 42 kalori; 4,2 gr. protein; 6,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 4 gr. lif; 72 mgr. fosfor; 32 mgr. kalsiyum; 450 mgr. potasyum: 1,1 mgr. demir: 115 mgr. C vitamini: l mgr. E vitamini ve önemli değerlerde A vitamini kaynağı betakaroten ile folik asit.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Brüksel lahanası, düşük kalori değerine karşılık potasyum ve demir gibi mineraller ile A, C ve E vitaminlerini yüksek oranlarda içeren çok yararlı bir besindir. Bunların yanı sıra;

o Turpgiller’deki tüm sebzeler gibi, özellikle akciÄŸer, mide ve kalınbağırsak (kolon) kanserlerine yakalanma rizikosunu en aza indirger.

o C, E ile A vitamini (betakaroten) gibi antioksidan maddeleri yüksek oranda içerdiğinden kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarak illetine tutulma rizikosunu da düşürür.

o Yüksek oranlarda demir minerali ile folik asit içerdiğinden kansızlığı ve doğum yapacak kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.

o Gene yüksek oranda potasyum minerali içermesi nedeniyle yüksek tansiyonu düşürür ve tansiyonu belli düzeyde tutar.

Bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere Brüksel lahanasının sıkça yenilmesi öğütlenmektedir.

Dikkat: Turpgiller familyasındaki tüm sebzeler gibi Brüksel lahanası da bedenin iyot emilimini azaltır. Bu nedenle haftada 3-4 kezden daha sık Brüksel lahanası yiyen kişiler, bunun yanı sıra zengin iyotlu besinler ya da iyotlu tuz aldıklarına emin olmalıdır. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde durum böyledir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Brüksel lahanası bitkisi tohumuyla çoÄŸaltılır. Tohumlar, aÅŸağıda tanımı verilen toprakla hazırlanıp gübrelenmiÅŸ tavalara, mart ayının ortalarında ekilir. Bu tohumlar filizlenip 10 cm. kadar boylanınca oluÅŸan fideleri, bahçe ya da tarlada, kışın derin kazılarak iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompoze fenni gübreyle gübrelenmiÅŸ topraÄŸa yaz başına doÄŸru ÅŸaşırtılarak 75 cm. aralıkla dikilirler. Ancak, bahçe küçükse, dikim aralığı 40-50 cm’ye indirilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Brüksel lahanası, brokoli gibi, soğuk ılıman iklimli bölgelerin bitkisidir. Kış mevsiminde uzun süreli donlara bile dayanabilir. Gene de şiddetli rüzgârlardan korunmalı yerlere dikilmelidir. Uzun süre güneş gören rüzgârsız yerler, bitkinin yetiştirilmesi için uygun olur.

Toprak isteği: Brüksel lahanası, hafif bünyeli, zayıf tipli, asitli ve kireçli toprakları sevmez. Bitkiye uygun olan, içinde yeterince humus bulunan ağır bünyeli topraklardır.

Sulama: Genç Brüksel lahanası bitkilerine, yaz boyunca yağışsız ve sıcak havalarda, düzenli olarak su verilir. Ama, sonbahara doğru olgunlaşan bitkiler artık su istemez.

Gübreleme: Bitkiye, yaz başında yeni yerine şaşırtıldığında bir kez, daha sonra gelişmesini takviye etmek için bir kez daha iyi yanmış çiftlik gübresi ya da azot, fosfat ve potas içeren kompoze fenni gübre verilir.

Toprak işleme: Brüksel lahanası, bitkisinin çevresinde yetişen yabani otların yok edilmesi için çapalama yapılır. Ama, kesinlikle bitkinin köküne yakın yerler derin kazılmaz. Kışa doğru bitkinin çevresinde kazılan toprakla boğaz doldurma işlemi yapılarak bitki kış koruması altına alınır.

Hasat (Derim): Brüksel lahanası, dikiminden 28-36 hafta sonra hasat edilmeye başlanır. Bunun için bitkinin toprağa yakın yerinden başlanarak ceviz büyüklüğüne varmış sıkı sarımlı başçıkları keskin bir bıçakla kesilerek alınır. Bu arada bitkinin sararmış yaprakları da kesilip çıkarılmalı, her seferinde bitkiden birkaç başçıktan fazla almamaya özen gösterilmelidir. Bitkinin tüm başçıkları hasat edilip bitirilince, gövde kesilir ve aynen lahana gibi pişirilerek yenilir.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Bitkiye dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilacı kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Dereotu

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Dereotu

Sebze olmadığı halde, çeÅŸni vermesi için yaprak, sap ve tohumları birçok yemek ile besine katılan Dereotu bitkisi, Maydanozgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası olan dereotu, ülkemizde bol bol yetiÅŸtirilen, 60-70 cm. kadar boylanabilen bir ya da ikiyıllık otsu bitkidir. İçi boÅŸ yuvarlak kesitli gövde ve sapları ile ince yapılı, hafif tüylü yaprakları mavi-yeÅŸil renkli ve hoÅŸ kokulu olur. Yaz ortalarında bitki, tepesinde 20 cm. kadar geniÅŸliÄŸe varan ÅŸemsiyeye benzer çiçek salkımlarını oluÅŸturur. Bu ÅŸemsiyelerde, sarı renkli, hoÅŸ kokulu minik çiçekleri yer alır.

Çiçekleri yaz sonuna doğru olgunlaşır ve bitkinin 3-4 mm. uzunlukta, yassı biçimli, hoş kokulu tohumları meydana gelir. Dereotunun yaprak ve sapları çiğ olarak birçok yemek ile besine katıldığı gibi, kurutulan tohumları da çeşni vermesi için aynı amaçla kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze dereotu yaprak ve saplarının içerdiği besin değerleri şunlardır: 28 kalori; 2,8 gr. protein; 5,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 21 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum: 2,7 mgr. demir: 397 mgr. potasyum: 3.500 IU A vitamini ve 31 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Dereotu, mide ve sindirim sistemimizin dostudur: Sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki gazı söktürür. Özellikle çocuklarda gaz söktürücü etkisi önem kazanır. Karın ağrılarına iyi gelir. Kusma refleksini bastırır.

o Dereotu sinirleri yatıştırır ve bedeni rahatlatır.

o Sodyum içermediği ama diğer bazı mineraller yönünden zengin olduğu için tuzsuz rejimlerde yer alır.

o Hıçkırığı kesici etkisi vardır.

o Süt bezlerini uyardığından emzikli annelerde süt gelişini artırır.

Bütün bu yararlı etkileri sağlamak üzere dereotu tohumlarından 1-2 tatlı kaşığı alınır. Üzerine bir bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika demlendirilerek elde edilen infüzyon yemeklerden sonra birer bardak içilir.

o Ayrıca dereotu, nefesin kötü kokusunu giderir: Bunun için dereotu tohumları ağızda çiğnenir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Dereotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bayat olmayan tohumları bahçelerde, derince kazılıp gübrelenerek düzeltilen yerlerine ilkbaharda, nisan ayının ılık bir gününde öğle saatlerinde toprağa serpilerek ekilir. Tohumların üzeri ince bir toprak tabakasıyla örtülür. Süzgeçle sık sık sulanarak çimlenmeleri sağlanır. Çimlenen fidelerden aşırı sıklık yaratanları ve zayıf olanları sökülerek seyreltme yapılır. Ya da tohumlar başlangıçta 15-20 cm. aralıkla çok derine olmamak üzere elle ekilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilıman ve sıcak iklimleri seven dereotu bitkisi, bahçemizin bol güneş gören yerine ekilmelidir.

Toprak isteği: Toprak bakımından aşırı seçici olmayan dereotu bitkisi hafif, kumlu, süzek (suyu iyi akıntılı) ve organik madde yönünden zengin olan topraklarda iyi yetişir.

Sulama: Su isteği makul derecede olan dereotu bitkisinin toprağı, kurak havalarda sulanıp nemli tutulmalıdır.

Gübreleme: Bitkinin ekileceği yeri hazırlarken toprağa verilen iyi yanmış çiftlik gübresinden başka bir kez de yaz ortalarında kompoze fenni gübre serpilmesi yararlı sonuçlar verir.

Hasat (Derim): Yaz ortalarında dereotunun sap ve yaprakları geliştikçe, bunlar koparılarak sürekli hasat edilir. Dereotu tohumlarının hasadı için bitkinin yaz sonuna doğru olgunlaşan çiçek şemsiyeleri uzun saplarıyla birlikte kesilip toplanır. Çok sıkı olmayan demetler halinde bağlanır, yüksek bir yere baş aşağı asılıp iyece kurutulur. Sonra, temiz bir örtü ya da kâğıt üzerine tutulan demetlere vurularak veya bu demetler silkelenerek tohumların dökülmesi ve toplanması sağlanır.

Dut

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Dut

Ak, kara ve kırmızı ya da mor renkli meyvelerini mayıs ayından temmuz baÅŸlarına kadar severek yediÄŸimiz Dut aÄŸaçları, Dutgiller’in örnek bitkileridir. 10-15 m. kadar boylanabilen akdut (M. alba), Çin kökenli; 3-15 m. boylanabilen karadut (M. nigra), Iran kökenli ve 15-20 m. boylanabilen kırmızı ya da mordut (M. rubra), Kuzey Amerika kökenlidir. Aslında 12 ayrı türü olan dut aÄŸacının, yukarıda saydığımız üç önemli örneÄŸi Türkiye’de bol bol yetiÅŸtirilmektedir.

Dut ağaçları, çoğunlukla yapraklarını döken bitkilerdendir. Dikine uzayan gövdesi, sık dalları ve almaşık dizili yeşil renkli yaprakları olur. Gövdesi koyu renkli ve çatlaklı yapıda kabukla örtülüdür. İlkbaharda açan ikievcikli yeşil renkli çiçekleri, yaz başına doğru olgunlaşarak ağacın türüne göre renklenen tatlı ya da ekşi, sulu ve lezzetli bileşik meyvelerini verir.

Akdut tazeyken yenildiği gibi kurutularak, pekmezi ve pestili yapılarak da tüketilir. Karadulun tazesi ve kurusu yenildiği gibi pek şifalı şurubu yapılarak içilir. Kırmızı ya da mordut, tazeyken yenilir. Akdutun yaprakları ipekböceklerine yedirilir. Genelde dut ağacının odunu, müzik aletleri ile bazı ev eşyalarının yapımında kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze dut meyvesinin içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 93 kalori: 0,9 gr. protein; 19.8 gr. karbonhidrat; 1,1 gr. yağ; 0,9 gr. lif; 60 mgr. kalsiyum; 1.1 mgr. demir; 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,07 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini ve 17 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Akdutun yaprakları ateş düşürücü ve idrar söktürücüdür: Bu etkileri sağlamak için taze dut yaprakları ya da havadar ve gölge yerde kurutulmuş dut yapraklarından iki tatlı kaşığı alınır. Üzerine bir bardak kaynar su dökülerek 15-20 dakika demlendirilir. Böylece elde edilen infüzyondan günde 2-3 kez birer bardak içilir.

o Karaduttan yapılan şurup, ağız ve boğaz hastalıklarına, özellikle çocuklarda sıkça görülen pamukçuğa iyi gelir: Bunun için hafif sulandırılan karadut şurubuyla derin derin gargara yapılır.

o Karadut ağacının kökü ya da kök kabuğu müşkil etkisi gösterir, tenya düşürücü olarak da kullanılır: Bu etkileri sağlamak üzere, ağacın kök ya da kök kabukları suyun içinde kaynatılır. Elde edilen dekoksiyondan günde iki kez birer bardak içilir.

o Karadut’un yaprakları kaynatılıp suyu içildiÄŸinde ÅŸeker hastalarına iyi geldiÄŸi ısrarla savunulmaktadır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Dut ağaçları, tohumuyla (yani olmuş bir dut meyvesinin) toprağa ekilmesiyle üretilebilir. Ancak, dut bitkisi heterojen olduğundan, elde edilen fidan ebeveyn bitkiye kesinlikle benzemez. Bu nedenle dut meyvesinden elde edilen çöğürlerin istenilen ağaç çeşitlerine farklı yöntemlerden biriyle aşılanması, amaçlanan sonucu elde etmemizi sağlar. Bizim için en doğrusu, inanılır ve güvenilir fidan üreticisinden, profesyonelce uğraş sonucu üretilmiş, çeşidi belli ve sağlıklı fidanları alıp sonbaharda ya da ilkbaharda bahçemize, dutun türüne göre 2,5-5 m. aralıklarla dikmektir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteÄŸi: Dut, ılıman sıcak bölgelerin bitkisidir. YetiÅŸtirildiÄŸi yerde hava sıcaklığının mayıstan eylül ayına kadar 13 derecenin altına düşmemesi gerekir. Türkiye’nin pek çok yeri bu sıcaklık ortalamasına uygun olduÄŸu için ülkemizin meyve aÄŸacı yetiÅŸtirilen hemen her yerinde dut aÄŸacı da yetiÅŸtirilebilir. Ayrıca dut aÄŸacının yetiÅŸtirildiÄŸi yer bol güneÅŸli olmalıdır.

Toprak isteği: Dut ağacı, en iyi tınlı, kumlu-tınlı ya da killi-tınlı topraklarda yetişir. Toprağın pH değeri 6,5-7 olmalıdır. Ama, dut ağacının dikildiği yerde, taban suyu toprak yüzeyine yakın olmamalıdır.

Sulama: Dut ağaçları, toprağı nemli olduğu sürece iyi gelişir ve ürün verimi artar. Yaz mevsiminde, sıcak ve kurak dönemlerde ağaca iyi gelen toprak nemini korumak üzere ağaçlara sulama yapılması gerekir. Bu şekilde dut ağaçlarının ürün verimi %50 kadar artırılabilir. Ancak dut ağaçlarına verilecek su tuzlu olmamalıdır.

Gübreleme: Dut ağaçlarının iyi gelişmesi ve ürün veriminin artırılması için azotlu, fosfatlı ve potaslı fenni kompoze gübrelerin verilmesi gerekir. Bu öğelerden biri eksik verilirse istenen gelişme ve verim artışı sağlanamaz. Gübreleme için bahçemizde yapılacak yaprak ve toprak analizlerine göre verilecek gübre değerleri saptanır. Gübreler ilkbahar, yaz ve sonbaharda üç kezde verileceğinden, üçe bölünür ve buna göre ağaçlara gübreleme yapılır.

Budama: Bahçemize dikilen dut fidanları gelişmeye başlayınca şekil budamaları, ürün vermeye başladıklarında da ürün budamaları yapılmaya başlanır. Ağaçların gelişimi ve ürün vermesi bakımından budamanın doğru yapılması büyük önem taşıdığından, uygulamanın dut ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından gerçekleştirilmesi yerinde olur.

Hasat (Derim): Dut ağaçları, meyveleri olgunlaştığında altına temiz bir örtü yayılarak ve ağaç dalları sallanıp meyveleri düşürülerek hasat edilir. Dut ağaçlarına, hasat uygulamasında kesinlikle sopalarla vurulmamalı ve dallarına zarar verilmemelidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Dut ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Enginar

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Enginar

İlkbaharda piyasaya çıkan, yazın müjdecisi olan ve besleyici, saÄŸlıklı ve çok lezzetli yemekleriyle sofralarımızı ÅŸenlendiren enginar adlı sebzeyi veren Enginar bitkisi, BileÅŸikgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası olan enginar bitkisi, en çok bu bölgenin ülkelerinde ve gösteriÅŸsiz miktarda olsa da Türkiye’de yetiÅŸtirilmektedir. 50-150 cm. kadar boylanabilen bu çokyıllık otsu bitkinin kısa, kalın bir gövdesi ve bu gövdeden uzayan sürgünleri (çiçek sapları) vardır.

Bitkinin rozet biçiminde gelişen almaşık dizili iri yaprakları, düz ya da çok parçalı, sapsız, gri-yeşil renkli ve yumuşak dikenlidir. Her çiçek sapının ucunda, sayısı 3-10 arasında değişen kömeçleri (baş, kelle) yer alır. 10-13 cm. çapa kadar erişebilen her başın çevresi kiremit gibi birbirinin üzerine binmiş morumsu yeşil renkli, sert burgu yaprakçıklarıyla sıkıca sarılıdır. Bu yaprakçıklar koparılıp açılınca, dipte yeralan çiçek tablasının üzerinde bulunan mavi renkli yüzlerce çiçek görülür.

Çiçeklerin çevresi de iplikçik biçiminde ot gibi yapılı pek çok burgu yaprakçığıyla dolu olur. İşte enginarın sebze olarak yenen kısmı, bu çiçeklerin altındaki etli çiçek tablasıdır. Çiçek tablası taze olarak yenilmeli, kartlaşmaya bırakılmamalıdır. Bitkinin sürgünleri yani çiçek sapları da körpeyken soyularak yenilebilir. İlkbahar mevsiminde baş bağlayan enginarın Türk mutfağındaki önemli yemekleri; dolması ve bezelye ya da bakla ile birlikte hazırlanan nefis zeytinyağlılardır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze ve çiğ (pişirilmemiş) sebze olarak enginarın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 80 kalori; 3 gr. protein; 7,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.5 gr. lif; 70 mgr. fosfor; 55 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 45 mgr. sodyum; 330 mgr. potasyum; 30 mgr. magnezyum; 0,5 mgr. çinko; 280 IU A vitamini: 0,15 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,7 mgr. B6 vitamini ve 10 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerler incelendiğinde enginarın bedenimiz için ne denli yararlı ve vazgeçilmez bir besin olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;

o Enginar, içerdiği ciarin adlı etkili madde ile karaciğer ve safra kesemizi destekleyen bir besin olarak uzun zamanlardan beri Batı ülkelerinde büyük kabul görmekte ve bolca tüketilmektedir: Diğer hafif acı-tatlı sebzeler gibi enginar da, safra salgılarını artırmakta ve sindirimi kolaylaştırmaktadır.

o Enginar, kandaki yağ ve kolesterol düzeylerini düşürmektedir.

o Enginar, güçlü bir idrar söktürücüdür: Böbreklerin çalışmasını düzenlemekte ve bedendeki istenmeyen sıvıların atılmasını kolaylaştırmaktadır.

o Enginar ayrıca, içerdiği inülin adlı maddeyle, geleneksel olarak seker hastalarına tavsiye edilen bir besindir: Bu tür nişasta olan bu madde, sindirilmeye dirençlidir. Ve kandaki şeker düzeyini düşürür.

o Enginarın körpe yaprak ve çiçek saplarının kaynatılarak suyunun içilmesinin dahi, yukarıda sözü edilen etkileri kısmen de olsa sağlayacağı uzmanlarca savunulmaktadır.

Bütün bu etkileri sağlamak üzere enginarın tazesinin ya da konserve edilmişinin bol bol yenilmesi öğütlenmektedir. Ne yazıktır ülkemizde, ekolojik koşullar yani bitkinin istekleri birçok yerde tam olarak karşılandığı halde enginar pek sınırlı miktarda yetiştirilmekte ve bu nedenle yüksek fiyatlarla satışa sunulmaktadır. Enginar üretimimizin artırılıp bu yararlı sebzenin artık zenginlerin besini olmaktan çıkarılması en içten dileğimizdir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Enginar bitkisi, tohumlarıyla ya da daha pratik olarak piç veya memeleriyle çoğaltılır. Tohumla üretilen çeşitler için bitkinin tohumlarının yurtdışından getirilmesi gerekmektedir. Çünkü yerli enginar çeşitlerinin tohumla üretilmesi mümkün değildir. Piçle üretimde, bitkinin toprakaltı gövdesinin ortasından çıkan sürgünleri kullanılır. Bunlar, boyu 15-30 cm. ve kalınlıkları 1,5-2,5 cm. kadar olunca dip kısmında biraz kökü bırakılmak koşuluyla topraktan ilkbaharda sökülüp alınır. Bu sürgünler hemen ya da biraz bekletilerek 30 cm. derinlikteki ocaklara (çukurlara) hendekleme yapılarak dikilir.

Memelerle yapılan üretimde, hasattan sonra yazın bitkinin topraküstü kesimleri kuruduğu halde toprakaltı kesimleri canlı kalmaktadır. Ertesi mevsimde toprak ve hava nemi yükselince yeni sürgünler ortaya çıkar. Bunların üzerinde meme şeklinde bazı kabarcıklar bulunduğundan öyle adlandırılır. İşte bu gövde parçaları yazın dinlenme halindeki bitkiden alınır, bölünüp çoğaltılır. Her parçanın 5-8 cm. çapında ve 10-15 cm. uzunlukta olması, üzerinde birkaç memenin bulunması gerekir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim istekleri: Enginar bitkisi, kışları ılık geçiren yörelerde, kış ve ilkbahar aylarında yetişir ve gelişir. En iyi gelişim gösterdiği sıcaklık, 15-18 derecelerdir. Kış mevsimi sıcaklıklarının 7 dereceye indiği yerlerde yetiştirilmesi güçleşir. 20 derecenin üstüne çıkan sıcaklıklarda bitkinin gelişmesi yavaşlar ve 25 derece sıcaklıkta gelişmesi durur. Bu sıcaklıkta başları kartlaşır ve yenilmez hale gelir. O dereceye düşen sıcaklıkta enginar bitkisi zarar görmeye başlar. -7 derecede toprak üstü ve -10 derecenin altında toprakaltı kısımları ölür. Enginar bitkisi nemli havaları sever ama aşırı nemden hoşlanmaz. Kuru havalar da bitkiyi olumsuz yönde etkiler.

Toprak isteği: Enginar bitkisi, toprak yönünden çok seçici değildir. Derin topraklar bitkinin kök geliştirmesine yararlı olur. Süzek (suyu iyi akaçlanmış), tınlı ve killi-tınlı topraklar enginar yetiştirilmesi için en uygun olanlardır. Toprak organik madde yönünden zengin olmalıdır. Bu nedenle ilk yetiştirilme yılında toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Enginar bitkisinin yetiştirilmesi için güneye doğru eğimli, bol güneş gören ılık topraklar çok uygundur.

Sulama: Enginar bitkisi, üretim ve yetiştirilme dönemlerinde bol su ister. Kış mevsimi yağışlı geçerse sulanması gerekmez. Oysa kış yağışsız geçiyorsa o zaman sulama yapılması gerekebilir. Hasat döneminde havalar yağışsızsa bitki mutlaka sulanmalıdır. Yazın bitkinin dinlenme döneminde bitki sulanmaz. Dinlenme mevsimi bitip de sonbahar yaklaşınca, ağustosta ve eylül ayı başında bitki uyandırılması için sulanır.

Gübreleme: Enginar bahçesi kurulurken, toprak, iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenir. Daha sonra bitkiye azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübreler verilir. Hasattan sonra toprakta kalan bitkinin artıkları toprağın organik madde gereksinimini kısmen karşılar. Bu nedenle çiftlik gübresiyle fenni gübre kullanımı azalır. Bütün bu durumlar için büyük miktarda enginar üretimi yapılan tesislerde toprak analizleri yapılarak gübre gereksinimi saptanır.

Ocak temizliği: Genellikle sonbahar mevsiminde enginar bitkisinin içinde yetiştirildiği ocaklar, uyandırma sulamasından sonra temizlenir. Bitkinin meme denilen kesimlerinden süren piçlerden en sağlıklı olanları bırakılarak geri kalanları çıkarılır. Geçen yıldan kalma dal ve yapraklar temizlenir. Biraz iyi yanmış çiftlik gübresi verilerek bitkinin boğazı doldurulur. İlkbaharda gene ocaklar açılır. Fazla piçler sökülüp çıkarılır.

Toprak isleme ve yabani ot mücadelesi: Sonbahar ve ilkbahar mevsimlerinde yapılan ocak temizliği sırasında, bitkinin çevresindeki yabani otlar çapalamayla yok edilir. Ayrıca yazın bitkinin dinlenme mevsiminde de çevresindeki yabani otların temizlenmesi enginar bitkisine yarar sağlar.

Hasat (Derim): ilkbahar mevsiminde bitkinin başları (kelleleri) yeterli büyüklüğe eriştiğinde geciktirilmeden kesilerek hasat edilir. Hasat geciktirilirse kartlaşır, başı saran burgu yaprakçıkları gevşer ve bitki tablasındaki etinin tadı acılaşır. Başın yenilme değeri yitirilmiş olur.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Enginar bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Fasulye

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Fasulye

Tazesiyle kurusuyla mükemmel bir besin olan ve saÄŸlığa yararlı birçok etkisi bulunan Fasulye’leri veren bitkiler, Baklagiller’dendir. Anayurdu Amerika kıtası olan ve on altıncı yüzyılda Avrupa’ya getirilip oradan tüm dünyaya yayılarak yetiÅŸtirilmeye baÅŸlanan fasulyeler, genellikle biryıllık sarılgan otsu bitkilerdir. Birçok türü bulunan fasulyeler, sırık fasulyeleri ve bodur fasulyeler olarak iki ana gruba ayrılır.

Sırık fasulyelerinin çalı, ayÅŸekadın, ÅŸeker ve barbunya gibi türleri; bodur fasulyelerin yer ve ferasetsiz adı verilen türleri vardır. Önceki yıllarda soya ve börülceler fasulye grupları içinde sayılırken son zamanlarda kendi özel baÅŸlıkları altında tanıtılmaktadır. Sırık fasulyeleri 3 m’ye kadar boylanabilirken yer fasulyelerinde boylanma çok daha az olur. Fasulye bitkilerinin yuvarlak kesitli dayanıklı gövdeleri; türlere göre rengi yeÅŸilin tonlarında deÄŸiÅŸen, sapları farklı uzunlukta olan ve uçları sivri yaprakları vardır.

Fasulyenin yaprakları güneşten fazla hoşlanmadığı için, yaprak sapının gövdeye bağlandığı yerdeki şişkinlikler sapları hareket ettirerek yaprağın güneşe karşı meyilli durmasını sağlar. Fasulye bitkisinin çiçekleri türlere göre beyaz, sarı, kırmızı ve morumsu renk tonlarında olur. Erselik özellik de taşıyan bu çiçekler, kendi kendini döller. Döllenen çiçekler bir badıç (bakla) oluşturur. Bu badıcın içinde bitkinin tohumları, çeşitli türlere göre sayıları 4-10 arasında değişerek oluşur.

Fasulye tohumları (çekirdekleri) gene türlere göre beyaz, bej, siyah, kahverengi, kırmızı ya da vişne renginde veya çok değişen renklerde lekeli olur. Fasulye bitkisinin taze sebze olarak tüketilen badıcında göz önüne alınan en önemli özellik, badıcın yanlarında gömülü olarak uzanan kılçığıdır. Bitkinin ıslah çalışmalarında, kılçığın en ince hale getirilmesi amaçlanır.

Fasulyenin kurumuş badıcı ayıklandığında ortaya çıkan tohumları kuru sebze olarak tüketilir. Taze ve kurusuyla fasulye, Türk mutfağının vazgeçilmez sebzelerinin başında gelmektedir.

BESİN DEĞERLERİ

Çeşitli türlerdeki taze fasulyelerin 100 gramının içerdiği ortalama besin değerleri şöylece sıralanabilir: 25-103 kalori; 1,6-8,4 gr. protein; 5,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1-6.7 gr. lif; 37 mgr. fosfor; 37-50 mgr. kalsiyum; 0,6-2,5 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 151-420 mgr. potasyum; l mgr. çinko; 540 IU A vitamini; 0,07 mgr. B1 vitamini; 0,9 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 42 mcgr. folik asit ve 12 mgr. C vitamini.

Oysa, kuru fasulyenin besin değerleri çok yüksektir. 100 gr. kuru fasulyenin ortalama besin değerleri şöyle sıralanabilir: 340 kalori: 23 gr. protein: 21.2 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,6 gr. yağ; 1,5 gr. lif; 148 mgr. fosfor: 144 mgr. kalsiyum: 7,8 mgr. demir: 416 mgr. potasyum: 0.65 mgr. B1 vitamini: 0,22 mgr. B2 vitamini: 2,4 mgr. B3 vitamini ve 1.1 mgr. E vitamini. İşte bu nedenle uzmanlar, kuru fasulyenin sıkça tüketilmesini öğütlemektedir.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

o Fasulyeler kandaki kötü kolesterol düzeyini önemli ölçüde düşürürler. ABD’de son zamanlarda yapılan bilimsel araÅŸtırmalarda, diyetlerinde düzenli olarak çeÅŸitli fasulyelere yer veren kiÅŸilerin, üç haftalık böyle bir diyetten sonra kötü kolesterol düzeylerinde %19′lara varan düşüşlerin yaÅŸandığını saptamıştır.

o Potasyum oram yüksek olan fasulyelerin düzenli olarak alımı, yüksek tansiyonu düşürmektedir.

o Zengin lif içeriğiyle fasulyeler, peklik (kabızlık) çeken kişilere iyi gelir, ayrıca kalınbağırsak ve hemoroit sorunları çekenler de fasulyelerden yararlanmalıdır.

o Fasulyeler, yüksek oranlı demir içeriğiyle kansızlığı ve folik asit içeriğiyle gebe kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.

o Fasulyeler, ensülin ve kan sekeri düzeyini kontrol altında tutarak seker hastalarına yardımcı olurlar.

o Fasulyeler, yüksek oranlı antioksidan içeriğiyle bedenin kansere yakalanması rizikosunu azaltır: Bu bağlamda, özellikle kadınlarda meme kanserleri ve genellikle kalınbağırsak kanserleri sayılabilir.

İşte saÄŸlığa yararlı bu pek önemli etkilerinden faydalanılmak üzere kuru fasulyelerin günde 55-60 gr. ve taze fasulyelerin 100-120 gr’lık bir miktarının günlük diyetimize katılarak alınması uzmanlarca öğütlenmektedir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Fasulye bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş çekirdekleriyle) çoğaltılır. Tohumlar ilkbaharda ve iklimin uygun olduğu yörelerde ikinci ekim olarak sonbaharda doğrudan doğruya bahçemizde hazırlanacak yerlerine ekilir. Bitkinin çimlenmesi için havanın 18-30 derece sıcaklıkta ve toprağın nemli olması gerekir. Bu nedenle uygun sıcaklıklarda tohumların birkaç gün önceden sulanıp tava gelmiş toprağa ekilmesi doğru olur. Tohumlar sıralara ekilir ve sıra üzerindeki aralıklar sırık fasulyeler için 20-30, bodur fasulyeler için 15-20 cm.; ekilecek toprak derinliği 3-5 cm. olmalıdır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Fasulye, ılık iklimlerin bitkisidir. Donlardan çok korkar. İlkbahar ve sonbahar arasındaki dönemde rahatlıkla yetiştirilebilir. Sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde bitki büyük ölçüde zarar görür. Ülkemizde ılık bölgelerde ilkbahar ve sonbaharda ekimi yapılarak yılda iki kez yetiştiriciliği sürdürülebilir. Bitkinin en iyi gelişimi ve yüksek ürün verimi 15,5-21 derecelerde gerçekleşmektedir.

Toprak isteÄŸi: Fasulyeler ıslah edilmiÅŸ kumlu topraklardan orta ağır topraklara kadar pek çok toprak tipinde yetiÅŸtirilebilir. Ancak derin, geçirgen, su tutma yeteneÄŸi yerinde olan ve organik madde yönünden zengin toprakları yeÄŸler. Fasulyeler fazla asitli toprakları sevmez. Bitki için toprak pH’ı 5,5-6,7 olmalıdır. Toprak asiditesi yüksekse, fasulye yetiÅŸtiriciliÄŸi için topraÄŸa sönmüş kireç katılması gerekir.

Toprak işleme: Tohumlarının ekiminden 7-10 gün kadar sonra fasulyeler çimlenmeye başlar. Çimlenme böylece başladıktan sonra toprağın kabartılması, yabani ot mücadelesinin yapılması ve toprak yüzeyinde yağış ve sulamalar nedeniyle oluşan kaymak tabakasının kırılması amaçlarıyla toprağın düzenli olarak çapalanması gerekir. Sert kaymak tabakasını kırıp toprak yüzeyine çıkamayan fideler için toprağın kaymağının, fideleri zedelemeden bir sopayla kırılması iyi olur.

Bazı üreticiler fasulyenin yetiştirildiği toprağa bir miktar kompost (yaprak çürüntüsü) dökerek bu sorunu çözer. Fideler çimlenip toprak üzerinde görününce, yapılan ilk çapalama işleminden sonra ikinci çapa yapılır ve bitkinin boğazı hafifçe doldurulur. Bundan sonra bitki iyice gelişinceye kadar 2-3 hafta aralıklarla çapalama işlemleri yinelenerek sürdürülür.

Sulama: Fasulyelerin iyi gelişmesi, bol ve iyi nitelikli ürün alınması için bitkilerin sulanmaları büyük önem taşır. Fasulyelerde ilk meyveler görülünceye kadar su verilmesinden kaçınılırsa da, havalar çok sıcak ve kurak gidiyorsa bitkiye bir-iki kez makul düzeyde su verilmesi gerekir. Fasulye bitkisi iyice çiçeklenip ürün vermeye başlayınca, sulama işi de artık düzenle sürdürülür. Hava durumuna göre, 4-5 günde bir yeterli miktarda sulama yapılırsa ürün miktarı ve niteliği yükselir.

Gübreleme: Tüm baklagillerde olduğu gibi, fasulyelerde de bitkinin kökünde havadaki serbest azotu tutan yumrucuklar vardır. Bunlar hem bitkinin kendisi hem de aynı toprağa daha sonra ekilecek bitkiler için bir avantaj oluşturur. Böylece havanın azotunu alarak çimlenen fasulyeler için daha sonra gene azot ile potas ve fosfatların verilmesi gerekir. Yapılacak toprak analizine göre saptanan miktar ve oranlarda fenni kompoze gübre, üç parti halinde ve çapalama işlemlerinden sonra verilmelidir. Ancak, fenni gübreler fasulye bitkisinin kökünden en az 5 cm. uzağa dökülmelidir.

Herekleme: Sarılgan ve yüksek boylu bir bitki olan sırık fasulyelerinin yetiştiriciliğinde yerine getirilmesi gereken önemli bakım işlerinden biri de bitkinin bir askıya alınarak desteklenmesidir. Ülkemizde bu iş, genellikle herek adı verilen 1,5-2 m. uzunlukta ve 3-4 cm. kalınlıkta ağaç dalları, kargı kamışları ya da özel madeni direkler kullanılıp bunların bitkinin yanına dikilmesiyle gerçekleştirilir. Herekleme işinde ekonomi sağlamak üzere, sıra üzerindeki iki fasulye bitkisinin ortasına bir herek dikilerek iki bitkinin aynı direğe bağlanması sağlanır.

Hasat (Derim): Fasulyelerin hasadında en iyi zaman, badıçların gerçek büyüklüğünün 1/3′ü ya da en çok 1/2’sine ulaşıldığı zamandır. Bu zaman geçirilirse badıçlar selülozlaÅŸma sonucu sertleÅŸir, tanelerin yenilmesi keyfi yitirilir ve özellikle kılçıklı türlerde sertleÅŸen kılçıklar yemeÄŸi yeme sırasında insanın sinirlerini bozacak hale gelir. Fasulye bitkisinin hasadı, badıçların elle koparılarak toplanması ÅŸeklinde yapılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Fasulye bitkilerine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Havuç

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Havuç

Besinlerimiz arasında belki de bedenimize en yararlı sayılan ve sözgeliÅŸi Belçika’da çocukları yemeleri konusunda yüreklendirmek için meyve sınıfına sokulan Havuç’u veren bitkisi, Maydanozgiller’dendir. Anayurdunun Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika olduÄŸu savunulan havuç, günümüzde dünyanın pek çok yeri ile Türkiye’de bol bol yetiÅŸtirilmektedir. Bugün makbul sayılan havucun, birçok yabani türünün yıllarca süren seleksiyonları sonucunda elde edilmiÅŸ 8 önemli çeÅŸidi vardır.

50-100 cm. kadar boylanan havuç, ikiyıllık bir kültür bitkisidir. Birinci yılında toprak altında bulunan ve yenilen etki kökleri ile toprak üstü yaprak ve saplarını geliştirir. İkinci yılında bitkinin çiçek ve tohumları oluşur. Bazı yabani havuçlarla birkaç kültür türünde bitki biryıllık olarak gelişmekte, aynı yıl içinde bitkinin tüm bölümleri oluşabilmektedir. Bitkinin besin yönünden pek zengin etli, şişkin kökü, çeşitli biçim, renk ve büyüklüklerde olur. Kökün ortasında bulunan ve halk arasında odun denilen özü de çeşitli çaplarda ve özelliklerdedir. Bu tür, özün bulunmadığı havuç türü elde edilememiştir.

Havuç köklerinin rengi genellikle sarı, turuncu ya da çeşitli tonlarıyla pembedir. Ülkemizde Hatay ilimizin Samandağı yöresinde, koyu vişne çürüğü renkli pek nadir görülen havuçlar yetiştirilmektedir. Havuç bitkisinin oluklu gövdesi ve dereotununkine benzeyen ince yaprakları vardır. Erselik özellikli çiçekleri, 60-100 cm. uzunluktaki sapın ucunda şemsiye biçiminde oluşur. Beyaz ya da ender olarak yeşilimtırak renklidir.

Havuç tohumları küçük, sarımtırak kurşuni renkli ve hafif çengellidir. Havuç kökleri çiğ (pişirilmemiş) olarak yenildiği gibi yemeklere ve salatalara katılarak, suyu çıkarılarak, tatlıları ile turşusu yapılarak bol bol tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze havucun içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 30-42 kalori; 1,1 gr. protein; 9,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; l gr. lif; 36 mgr. fosfor; 37 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 47 mgr. sodyum; 341 mgr. potasyum: 23 mgr. magnezyum; 8.115-11.000 IU A vitamini: 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0.6 mgr. B3 vitamini: 0.15 mgr. B6 vitamini: 7,6 mcgr. folik asit: 6-8 mgr. C vitamini ve 0,6 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan gerçekten çok dirimsel besin değerlerinin yanı sıra;

o Havuç, düzenli olarak yenildiğinde, sigara içen kişileri de içermek üzere, bedenin akciğer kanserine yakalanma rizikosunu en aza indirgemektedir: Ayrıca havucu sık ve bol tüketen kişilerin gırtlak, mesane (idrar kesesi), rahmin boyun bölümü, kalınbağırsak, prostat ve yemek borusu kanserlerine yakalanma rizikosunun %50 oranında; menopoz döneminin sonrasını yaşayan kadınlarda, göğüs kanserlerine yakalanma rizikosunun %20 oranında azaldığı yapılan araştırmalar sonucunda saptanmıştır.

o Kalbin dostu da olan havuç, kandaki kolesterol düzeyini düşürmenin en kolay yoludur.

Araştırmalar, havuç yemenin kolesterolde önemli düşmelere neden olduğunu, havuç yemeyi bırakan kişilerde kısa sürede kolesterolün eski düzeyine yükseldiğini göstermiştir.

o Havuç bazı türden gıda zehirlenmelerini önler.

o Ayrıca, yapılan araştırmalar, havucun menenjit ve ansefalit (beyin iltihabı) ile gebelikte fetüse geçerek düşüğe neden olan listerya adlı maddenin etkilerini yok ettiğini göstermiştir.

o Havuç, içerdiği yüksek lif oranıyla peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelmektedir.

o Kaynatılarak içilen havucun suyu diyareye iyi gelir.

o Ayrıca halk arasında, havucun sindirimi kolaylaştırıcı, gaz söktürücü, idrarı artırıcı, kurt düşürücü, aybaşı olayını kolaylaştırıcı ve hatta gebeliği önleyici, afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri bulunduğuna uzun yıllardır inanılmaktadır.

Bütün bu dirimsel önem taşıyan etkilerinden yararlanılmak üzere kişiler özgürce ve bol bol havuç yemelidir. Piyasada toz şeklinde de satılan havucun günlük diyetimizde sıklıkla yer alması, sağlığımıza büyük fayda sağlayacaktır.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Havuç bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar bölgenin iklim koşullarına göre, şubattan kasıma kadar ya önce yastıklara ekilip fideleri yetiştirilip daha sonra bu fideler havucun asıl yatağına şaşırtılır ya da ekim, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu zamanda doğrudan doğruya bitkinin asıl yatağına yapılır. Hafif çengelli olan havuç tohumları birbirine takıldığından, ekimden önce bunlar bir torba ya da avuç içinde ovalanarak birbirinden ayrılmalıdır.

Havuç tohumları toprakta kesinlikle 2 cm’den derine ekilmemelidir. Sıralara ekilen tohumlar çimlendikten sonra, zayıf fideler sökülerek seyreltilir. Fide ekiminde, sıra üzerinde fide aralığı 5-10 cm. olarak bırakılır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

Mim isteği: Havuç, ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Kısa gün bitkisi olarak da kabul edilen havuç az ışık, yüksek toprak nemi ve nispeten düşük sıcaklıklarda en iyi gelişmeyi gösterip yüksek ürün verimi sağlamaktadır. En uygun havuç rengi 15,5-21 derece sıcaklıklarda oluşmakta, bunun altı ve üstü sıcaklık derecelerinde ürün kötü bir renk almaktadır. Belirtilen bu sıcaklık derecelerinde ayrıca en uzun kökler oluşmaktadır.

Toprak isteÄŸi: Havuç bitkisi derin, gevÅŸek bünyeli, geçirgen, organik madde yönünden zengin, uygun oranda kireç içeren kumlu-tınlı ya da tınlı-kumlu topraklarda en iyi sonucu verir. Yüksek toprak asiditesine karşı oldukça duyarlıdır. En uygun toprak pH’ı 6,5-7,5 arasıdır. Kireci fakir topraklara yeterli oranda sönmüş kirecin verilmesi gerekir.

Toprak işleme: Havucun yetiştirildiği toprak derin kazılmalı ve çok dikkatle işlenmelidir. Aksi takdirde çatallaşan havuç kökleri ürün değerini yitirir. Havucun toprağındaki yabani otlar elle ya da çapalamayla temizlenmelidir.

Sulama: Havuç bitkisi makul düzeyde suyu sever. Çimlenmeye başlamasından hasat sonuna dek, belli aralıklarla düzenli olarak, ayrıca her çapalamadan sonra mutlaka sulanmalıdır.

Gübreleme: Öncelikle potas ve ikinci derecede fosfora gereksinim duyan havuç bitkisi, özellikle taze çiftlik gübresinden hiç hoşlanmaz. Böyle gübre verilirse ürün verimi düşer ve bitki birinci yılında tohuma kalkma (yani çiçek açıp bitki verme ve kökünü ikmal etme) eğilimi gösterir.

Hasat (Derim): Havuç bitkisi, köklerinin sertleÅŸmesine olanak tanınmadan hasat edilmelidir. En rahat yenilen havuçları elde etmek için, köklerin normal iriliÄŸinin 1/3 ve en çok 1/2’sine ulaşıldığında hasadın yapılması gerekir. Hasat, bir gün önce sulanan topraktaki bitkilerin elle sökülmesiyle yapılır. Sokumun ardından hemen kökün üst kısmı kesilip çıkarılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Gelişme döneminde havuç bitkisinde zararlı ve hastalıklar görüldüğünde, bunlarla, tarım uzmanlarına danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir

Hindiba

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Hindiba

Yaprakları salata olarak sevilip yenilen Hindiba’yı veren bitkisi, BileÅŸikgiller’dendir. ÇeÅŸitli kaynaklarda bitkinin anayurdunun Hindistan, Endonezya ya da Mısır olduÄŸu belirtilmektedir. Ülkemizde yakın yıllara kadar yabanilerinden yararlanılırken son zamanlarda kültüre alınmış ve daha iyi nitelikli hindibalar yetiÅŸtirilmeye baÅŸlamıştır.

Hindiba, 50-100 cm. kadar boylanabilen iki-yıllık otsu bitkidir. Birinci yılında, toprak üzerinde rozet şeklinde yayılan açık yeşil renkli yaprakları; ikinci yılında, bu rozetin orta yerinden uzayan çiçek saplarının üzerinde açan çiçekleri görülür. Açık mavi renkli çiçekleri, pek ilginç şekilde sabah erken saatlerde açar ve açışından tam beş saat sonra kapanır. Biyolojik yönden erselik olan bu çiçekler, kendi kendini döller ve içinde tek tohumu bulunan meyvesini oluşturur.

Bitkinin çok sağlam bir kazık kökü ile toprak yüzeyine yakın saçak kökleri vardır. Yabani hindiba (C. intybus) da yukarıda sayılan benzeri özellikleri taşır. Hindibaların, birinci yılında oluşturduğu rozet şeklindeki körpe yaprakları topraktan sökülür, kökleri kesilip atılarak ve bozulmuş yaprakları çıkarılarak salatası yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze hindibanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 20 kalori; 1,7 gr. protein; 4,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0.9 gr. lif: 54 mgr. fosfor; 81 mgr. kalsiyum; 1.7 mgr. demir; 14 mgr. sodyum; 294 mgr. potasyum: 10 mgr. magnezyum; 3.300 IU A vitamini; 0,17 mgr. B l vitamini; 0,14 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini: 0,02 mgr. B6 vitamini; 63.7 mcgr. folik asit: 10 mgr. C vitamini ve 2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yenilebilen yabanilerine yol, bahçe ve tarla kenarlarında, otların arasında bile rastlanan hindibanın yukarıda gösterilen ve dikkati çekecek kadar yüksek besin değerleri vardır. Bunun yanı sıra;

o Hindiba, içerdiği yüksek orandaki demir vb. maddelerle kansızlığı önler, yüksek oranlı lifiyle pekliğe iyi gelir: Bu etkilerinden yararlanmak için hindibanın, diyete katılıp bolca yenilmesi öğütlenmektedir.

o Hindiba, bedeni güçlendirici bir toniktir. İştahı açar. İdrar söktürücüdür, kam temizler, müşkil etkisi de vardır: Bu etkilerinden yararlanılmak üzere hindibanın kazık kökü sonbaharda topraktan sökülür, temizlenip gölgede kurutulur. Kuru kök parçalarından 2-3 tatlı kaşığı alınıp bir bardak suda kaynama noktasına kadar ısıtılır. Sonra ateş kısılarak 15-20 dakika daha ısıtma sürdürülür. Böylece elde edilen dekoksiyondan günde iki-üç bardak içilir.

o Hindiba, bedende oluşan yangıları hafifletir: Bunun için bitkinin toprak üstü yeşil bölümleri toplanır, ezilerek yara lapası hazırlanır ve dıştan yangılı yerlere uygulanır.

Dikkat: Oturduğumuz büyük kentte hemşerilerimizin, en fazla trafiği taşıyan caddelerden birinin refüjündeki çimlerin arasında kendiliğinden yetişen yabani hindibaları bilinçsizce söküp salata yapmak üzere evlerine götürüşlerine rastlıyoruz.

Böyle bitkilerin yoÄŸun egzoz gazı nedeniyle yenilemez nitelik taşıdıklarını kendilerine anımsattığımızda, kimi kiÅŸilerin bitkileri oraya bırakıp hemen çekildiklerine, kimi kiÅŸilerin de hiçbir ÅŸey duymamış gibi yabani hindibaları toplamayı sürdürdüklerine tanık oluyoruz. SaÄŸlığımız için yararlı bu tür bitkileri her zaman, trafikten uzak sakin kırsal alanlarda toplamak doÄŸru olacaktır. Anımsatırız…

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Hindiba bitkisi, tohumlarıyla çoğaltılır. Üretim iki evrede gerçekleştirilir: Birinci evrede soğuk yastıklara tohumlar, sonbaharda hasat edilecekler için temmuz-ağustos aylarında; kışı ılık geçen yerlerde aralık-ocak aylarında, sırada aralıkları 15-25 cm. bırakılarak ekilirler.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim ve toprak isteği, sulama ve gübreleme: Marulda olduğu gibidir.

Toprak işleme: Hindiba bitkisinin yetiştirildiği topraktaki yabani otlar ayıklanmalı, yetiştirme döneminde toprak birkaç kez çapalanıp kabartılmalıdır. Bazı yetiştiriciler daha iyi nitelikli ve oldukça toplu hindiba başları üretmek için yaprak uçlarına yakın yerden bitkiyi hafifçe bağlar. Hasattan 2-3 hafta önce yapılan bu işlem daha gevrek ve hoşa giden renkte hindiba yapraklarının elde edilmesini sağlamaktadır.

Hasat (Derim): Çeşidine göre normal iriliğine ulaşmış hindibalar, elle ya da çapayla sökülür, kökü kesilerek ve sararmış yaprakları koparılarak temizlenip hasat edilir.

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Top Blogs TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites