Baharat Tüm Baharatlar

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

 Acı Kırmızı Toz Biber : Acı ve tatlı taze biberlerin kurutulup, dövülmesinden elde edilmiştir.Sıcak yöre yemeklerinin çoğunda kullanılır.

Adaçayı : Ballıbabagillerden kokulu bir bitkidir. Ege bölgesinde, çay yapılan bir aromalı ot. Avrupa ülkelerinin mutfaklarında kızarmış patateslerin, hamurlara koyulan yağların kokulandırılmasında, salamuralarda, etlerin dinlendirilmesinde kullanılır.

Anason : Anayurdu Mısır olan anason, maydanozgillerden bir bitkinin küçük, yeşilimsi, taylı ve baharlı bir tohumudur. Hamur işlerinde, rakıcılıkta, gevreklerde, çöreklerde kullanılır.

Ardıç : Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağaççıktır. Kümes hayvanlarının etlerinin pişirilmesinde ve dinlendirilen etlerde kullanılmaktadır.

Beyaz Toz Biber : Karabiberin dış kabuğu alınmış ve öğütülmüş olanıdır. Karabiberden daha keskin kokuludur ama tadı karabibere göre daha hafiftir.

Biberiye : Küçük, kalınca, ensiz ve kokulu olan yaprakları av ve kümes hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, et yemeklerinde ve soslarda kullanılır. Tazesinin kullanıldığı her yerde kullanılır.

Çemenotu : Sert, kahverengimsi sarı renkli bir tohumdur. Öğütülmüş olarak turşularda, çorbalarda, soslarda, güveçlerde ve et yemeklerinde kullanılır.

Cevz-i Bevva : Sıcak bölgelerde yetişen bir ağacın bir yemişidir. Rendelenerek toz haline getirilir ve tavalarda, beşamel soslarda, et, dolma ve sarmalarda kullanılır.

Çörekotu : Çöreklerde ve ekmeklerin üzerine pişirilirken serpilir. Salatalarda da çörekotu kullanılabilir.

Defne : Çeşitli balık, et, kümes ve av hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, soslarda ayrıca bazı turşu ve konservelerde kullanılır.

Dereotu : Maydonozdan sonra en çok kullanılan taze ot. Sindirimi kolaylaştırıcı bir bitkidir. Birçok salata ve zeytinyağlı yemeklerde kullanılır.

Dolmalık Fıstık : Özellikle dolma içlerinde kullanılır.

Fasulye otu : Özellikle kurufasulye ya da diğer baklagiller pişirilirken katılırsa lezzet veren bir ottur.
Frenk fesleğeni : Nanegillerden tropik kökenli bir ot. Domatesle mükemmel bir uyumu vardır. Patlcan ve biberli yemeklerle de önerilir. Sarmısakla birleştiğinde biberli bir tat kazanır.

Frenk maydanozu : Yerli maydanozun kıvırcık yapraklısı. Kokusu daha hafiftir. Süslemeye çok uygundur.

Hardal : Bu bitkinin tohumu un durumuna getirilir ve sirkeyle karıştırılarak macun kıvamında bir karışım yapılır. Izgara etlerin yanında ve bazı soslarda kullanılır.

Haşhaş Tohumu : Haşhaş bitkisinin tohumudur. Mavi-siyah veya beyaz renkte olur. Ekmek, çörek, börek gibi fırın ürünlerinde kullanılır.Ayrıca kavrularak salata, kanape, meze ve sebze yemeklerine de katılır.

Hintcevizi : Bir diÄŸer adı müskat’tır. BeÅŸamel sos ve benzerleri ile peynirli yemeklerde kullanılır. En ince rendeden çekilir. Acımsı tadından ötürü çok küçük miktarlarda kullanılmalıdır.

Karabiber : Kuru ve siyah tanelerinin baharlı ve acı bir tadı vardır. Hemen hemen her türlü yemekte bütün veya toz durumda kullanmak mümkündür.

Kakule : Sıcak iklimlerde yetişen kakulenin tohumları küçük ve beyazımsı renktedir. İştah açıcı ve mide bozukluklarını giderici özelliği vardır. Bu nedenle hem baharat, hem de ilaç olarak kullanılır.

Karanfil : Bu bitkinin koyu renkli, küçük çivi biçimindeki tomurcukları kurutulur ve öğütülerek toz haline getirildikten sonra veya dövülmeden tane olarak kullanılır. Kompostolarda, bazı tatlılarda, şerbetlerde, keklerde, dondurmalarda, soğanla birlikte bazı yahnilerde kullanılır. Elma ile ilginç bir uyumu vardır.

Kerbel : Bir maydanoz türüdür. Salatalarda kullanılır.

Kereviz : Kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitkidir. Genel olarak pişirilerek yenir. Bazı yerlerde yaprakları çiğ olarak da kullanılmaktadır.

Kekik : Etlerde, ızgaralarda, sebzelerde ve balıklarda kullanılır. Özellikle çorbalarda nane gibi kekik de bol kullanılır.

Kimyon : Genel olarak toz halinde kullanılmaktadır. Türk mutfağında, köftelerde, bazı et yemeklerinde ve sucuk yapımında kullanılır.

Kişniş : Kişniş genellikle şuruplarda ve likörlerde kullanılmaktadır. Kişniş şekeri pastacılıkta ve bazı et yemeklerinde de kullanılmaktadır. Bitkinin yaprak ve filizleri de çorba ve salatalara doğranarak yenir.

Köftebaharı : Köftelerde kullanılır.

Köri : Kimyon, biber, zerdeçal, kişniş, karanfil, kakule, zencefil, hintcevizi, demirhindi ve acı kırmızı biberden oluşan bir baharat karışımıdır.

Kuru Tarhun : Tazesinin kullanıldığı her yerde kullanılır.

Kuşüzümü : Pilav, dolma içleri ve bazı tatlılarda kullanılır.

Maydanoz : Her türlü salata ve yemekte kullanılır. Kök maydanozda ıtırlı bir yağ bulunduğundan bazı soslarda ve yemek sularında bu köklerden yararlanılmaktadır.

Melisotu : Salata veya taze meyveler ile kullanılır.

Mercanköşk : Kekiğe çok yakın bir ottur. Salatalardan başka et yemeklerinde, sebzelerle de kullanılır. Genellikle yemeğe pişmesine yakın konur. Sindirimi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğundan, av etleri gibi sindirimi zor yemeklerde mutlaka kullanılır.

Miskotu : Kaz, ördek, yılanbalığı gibi yağlı yiyeceklerde ve yahnilerde kullanılır. Vermut tipi bazı şarapların yapımında vazgeçilmez bir ottur.

Muskat : (küçük hindistan cevizi) Kullanılan kısmı tohumudur. Itırlı bir tada ve kokuya sahip olan muskat çok sert olduğundan rendelenmiş olarak da satılır. Antiseptik, iştah açıcı, mide ve kalbi kuvvetlendirici ve safra taşlarının erimesine yardımcı özellikleri vardır.

Nane : Çorbalardan sebzelere kadar birçok yemekte kullanılır. Etlerden koyun ve kuzuya konulur.Ayrıca genellikle salatalarda da kullanılır.

Pembebiber : Özellikle soslarda, et ve balık yemeklerinde kullanılır.

Pimpinel : Bir anason türüdür. Genellikle çorba, sebze ve balık yemeklerinde kullanılır.

Pul Kırmızı Biber : Acı taze biberlerin kurutulup pul haline getirilmesi ile yapılır.

Rezene : Anason kokulu bir ot. Yaprakları dereotuna benzeyen, kökü de sümbül soğanını andıran bu bitkinin yemeği ve salatası yapılır.

Roka : Yaprakları turp yaprağına benzeyen bir bitkidir. Salata olarak veya tava ve ızgarada pişirilmiş balık yemekleriyle birlikte yenir. Ayrıca, servis tabaklarının süslemesinde de kullanılır.

Safran : Safran, kullanıldığı yemeğe sapsarı bir renk verir. Keskin ve hafif acımsı bir tadı vardır. Bazı balık ve deniz mahsulleri yahnilerinde, pilavlarda ve sütlü, pirinçli tatlılarda kullanılır. Zeytinyağında ise hiç erimez. Ayrıca safrandan zerde adı verilen bir tatlı da yapılır.

Sumak : Toz haline getirilerek kullanılmaktadır. Ekşimsi bir tadı vardır. Kebaplara ve bazı salatalara ekşilik vermek için kullanılır.

Susam : Simit ve benzer çeşitli hamurlu yiyeceklerde ya da tahin yapmında kullanılır.

Tarçın (çubuk) : Bazı pasta, kek, bisküviler ve sütlü tatlılarda ayrıca boza, salep gibi içeceklerde kullanılmaktadır.

Tarhun : Bazı soslarda, salçalı et yemeklerde, soslarda, yumurtalarda ve salatalarda kullanılır.

Tatlı Kırmızı Toz Biber : Tatlı kırmızı biberlerin kurutulup toz haline getirilmesiyle elde edilir. Pek çok yemekte kullanılır.

Tere : Bu bitkinin yaprakları genellikle salata olarak yenir. Servis tabakların süslenmelerinde de kullanılır.

Toz Tarçın : Çubuk tarçının kullanıldığı her yerde kullanılır.

Vanilya : Meksika kökenli bir baharat. Pastacılık ve şekercilikte krema, kek, dondurma, komposto, poşe meyveler ve sütlü tatlıları lezzetlendirmek için kullanılır.

Yenibahar : Kullanılan kısmı meyvesidir. İştah açıcı, gaz söktürücü ve kabıza karşı etkilidir. Mutfakta ise etli yemeklerde, köfte, sosis, çeşitli tatlı ve dolmalarda kullanılır.

Zencefil : Bir bitkinin toprak altında kalan gövdesinin kurutulmasıyla elde edilir. Genellikle şerbet, meşrubat ve likör yapımında kullanılmaktadır.

Zerdeçal : Yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renkte bir bitkidir. Et, balık, yumurtalı yemeklere katılır. Ayrıca kimi zaman safranın yerine de kullanılmaktadır.

BAHARAT TARİHÇESİ

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Atalarımız birçok acı deneyden sonra, bitkileri faydalı ve zehirli diye iki bölüme ayırmış, önceleri tuzak veya ok zehiri olarak kullanılan bitkileri, tedavi amacıyla kullanmaya başlamıştır. Anadolu, onüçbine yakın bitki çeşidiyle dünyanın en zengin bitki florasına sahip ülkelerinden biridir. Tarih boyunca tüm uygarlıklar bu zenginlikten yararlanmayı bilmişlerdir.

MEZOPOTAMYA UYGARLIÄžI  Sümer, Akad ve Asur uygarlıklarını kapsar. İ.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Bu dönemde tedavi, rahip hekimler tarafından sihir ve ilaç yardımıyla yapılmakta idi. Bugünkü bilgilerimize göre, Mezopotamya uygarlığı döneminde bilinen bitkisel drogların miktarı 250 civarındadır. Bu döneme ait tabletlerdeki reçetelerde Adamotu, EÄŸir kökü, HaÅŸhaÅŸ, Hardal, Kekik, Kitre, MeÅŸe mazısı, Nane, Rezene, Safran gibi droglara sık rastlanmaktadır. HİTİT UYGARLIÄžI Hititler İ.Ö. 2000 yıllarında Orta Anadolu’ ya yerleÅŸerek bir uygarlık kurmuÅŸlardır. Hititler, hastalığı Tanrıların insanları cezalandırması olarak kabul ediyorlardı. Bu nedenle tedavide sihir ve ilaç beraberce kullanılıyordu. İlaçların çoÄŸunu bitkisel droglar (waÅŸÅŸi) teÅŸkil etmekteydi.GREK UYGARLIÄžI Akdenizin doÄŸu kıyıları ve Adalarda oluÅŸmuÅŸ bir uygarlıktır. Bu dönemde, tedavi ve bitkisel droglar hakkında çok önemli eserler yazılmıştır. Bu dönemin yetiÅŸtirdiÄŸi en önemli ÅŸahıs Hipokrattır.

Hippocrate :Hekimliğin babası olarak kabul edilir. Tabipliği felsefe ve dinden ayırıp, ilmi esaslara bağlamış bir hekimdir. 150 kadar eseri bulunmaktadır. Eserlerindeki drogların miktarı 400 kadar olup, bunların çoğunu bitkisel droglar oluşturmaktadır.

BAHARATLAR & ŞİFALI BİTKİLER

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Acı Kırmızı Toz Biber : Acı ve tatlı taze biberlerin kurutulup, dövülmesinden elde edilmiştir.Sıcak yöre yemeklerinin çoğunda kullanılır.

Adaçayı : Ballıbabagillerden kokulu bir bitkidir. Ege bölgesinde, çay yapılan bir aromalı ot. Avrupa ülkelerinin mutfaklarında kızarmış patateslerin, hamurlara koyulan yağların kokulandırılmasında, salamuralarda, etlerin dinlendirilmesinde kullanılır.

Anason : Anayurdu Mısır olan anason, maydanozgillerden bir bitkinin küçük, yeşilimsi, taylı ve baharlı bir tohumudur. Hamur işlerinde, rakıcılıkta, gevreklerde, çöreklerde kullanılır.

Ardıç : Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağaççıktır. Kümes hayvanlarının etlerinin pişirilmesinde ve dinlendirilen etlerde kullanılmaktadır.

Beyaz Toz Biber : Karabiberin dış kabuğu alınmış ve öğütülmüş olanıdır. Karabiberden daha keskin kokuludur ama tadı karabibere göre daha hafiftir.

Biberiye : Küçük, kalınca, ensiz ve kokulu olan yaprakları av ve kümes hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, et yemeklerinde ve soslarda kullanılır. Tazesinin kullanıldığı her yerde kullanılır.

Çemenotu : Sert, kahverengimsi sarı renkli bir tohumdur. Öğütülmüş olarak turşularda, çorbalarda, soslarda, güveçlerde ve et yemeklerinde kullanılır.

Cevz-i Bevva : Sıcak bölgelerde yetişen bir ağacın bir yemişidir. Rendelenerek toz haline getirilir ve tavalarda, beşamel soslarda, et, dolma ve sarmalarda kullanılır.

Çörekotu : Çöreklerde ve ekmeklerin üzerine pişirilirken serpilir. Salatalarda da çörekotu kullanılabilir.

Defne : Çeşitli balık, et, kümes ve av hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, soslarda ayrıca bazı turşu ve konservelerde kullanılır.

Dereotu : Maydonozdan sonra en çok kullanılan taze ot. Sindirimi kolaylaştırıcı bir bitkidir. Birçok salata ve zeytinyağlı yemeklerde kullanılır.

Dolmalık Fıstık : Özellikle dolma içlerinde kullanılır. Fasulye otu : Özellikle kurufasulye ya da diğer baklagiller pişirilirken katılırsa lezzet veren bir ottur.
Frenk fesleğeni : Nanegillerden tropik kökenli bir ot. Domatesle mükemmel bir uyumu vardır. Patlcan ve biberli yemeklerle de önerilir. Sarmısakla birleştiğinde biberli bir tat kazanır.

Frenk maydanozu : Yerli maydanozun kıvırcık yapraklısı. Kokusu daha hafiftir. Süslemeye çok uygundur.

Hardal : Bu bitkinin tohumu un durumuna getirilir ve sirkeyle karıştırılarak macun kıvamında bir karışım yapılır. Izgara etlerin yanında ve bazı soslarda kullanılır.

Haşhaş Tohumu : Haşhaş bitkisinin tohumudur. Mavi-siyah veya beyaz renkte olur. Ekmek, çörek, börek gibi fırın ürünlerinde kullanılır.Ayrıca kavrularak salata, kanape, meze ve sebze yemeklerine de katılır.

Hintcevizi : Bir diÄŸer adı müskat’tır. BeÅŸamel sos ve benzerleri ile peynirli yemeklerde kullanılır. En ince rendeden çekilir. Acımsı tadından ötürü çok küçük miktarlarda kullanılmalıdır.

Karabiber : Kuru ve siyah tanelerinin baharlı ve acı bir tadı vardır. Hemen hemen her türlü yemekte bütün veya toz durumda kullanmak mümkündür.

Kakule : Sıcak iklimlerde yetişen kakulenin tohumları küçük ve beyazımsı renktedir. İştah açıcı ve mide bozukluklarını giderici özelliği vardır. Bu nedenle hem baharat, hem de ilaç olarak kullanılır.

Karanfil : Bu bitkinin koyu renkli, küçük çivi biçimindeki tomurcukları kurutulur ve öğütülerek toz haline getirildikten sonra veya dövülmeden tane olarak kullanılır. Kompostolarda, bazı tatlılarda, şerbetlerde, keklerde, dondurmalarda, soğanla birlikte bazı yahnilerde kullanılır. Elma ile ilginç bir uyumu vardır.

Kerbel : Bir maydanoz türüdür. Salatalarda kullanılır.

Kereviz : Kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitkidir. Genel olarak pişirilerek yenir. Bazı yerlerde yaprakları çiğ olarak da kullanılmaktadır.

Kekik : Etlerde, ızgaralarda, sebzelerde ve balıklarda kullanılır. Özellikle çorbalarda nane gibi kekik de bol kullanılır.

Kimyon : Genel olarak toz halinde kullanılmaktadır. Türk mutfağında, köftelerde, bazı et yemeklerinde ve sucuk yapımında kullanılır.

Kişniş : Kişniş genellikle şuruplarda ve likörlerde kullanılmaktadır. Kişniş şekeri pastacılıkta ve bazı et yemeklerinde de kullanılmaktadır. Bitkinin yaprak ve filizleri de çorba ve salatalara doğranarak yenir.

Köftebaharı : Köftelerde kullanılır.

Köri : Kimyon, biber, zerdeçal, kişniş, karanfil, kakule, zencefil, hintcevizi, demirhindi ve acı kırmızı biberden oluşan bir baharat karışımıdır.

Kuru Tarhun : Tazesinin kullanıldığı her yerde kullanılır.

Kuşüzümü : Pilav, dolma içleri ve bazı tatlılarda kullanılır.

Maydanoz : Her türlü salata ve yemekte kullanılır. Kök maydanozda ıtırlı bir yağ bulunduğundan bazı soslarda ve yemek sularında bu köklerden yararlanılmaktadır.

Melisotu : Salata veya taze meyveler ile kullanılır.

Mercanköşk : Kekiğe çok yakın bir ottur. Salatalardan başka et yemeklerinde, sebzelerle de kullanılır. Genellikle yemeğe pişmesine yakın konur. Sindirimi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğundan, av etleri gibi sindirimi zor yemeklerde mutlaka kullanılır.

Miskotu : Kaz, ördek, yılanbalığı gibi yağlı yiyeceklerde ve yahnilerde kullanılır. Vermut tipi bazı şarapların yapımında vazgeçilmez bir ottur.

Muskat : (küçük hindistan cevizi) Kullanılan kısmı tohumudur. Itırlı bir tada ve kokuya sahip olan muskat çok sert olduğundan rendelenmiş olarak da satılır. Antiseptik, iştah açıcı, mide ve kalbi kuvvetlendirici ve safra taşlarının erimesine yardımcı özellikleri vardır.

Nane : Çorbalardan sebzelere kadar birçok yemekte kullanılır. Etlerden koyun ve kuzuya konulur.Ayrıca genellikle salatalarda da kullanılır.

Pembebiber : Özellikle soslarda, et ve balık yemeklerinde kullanılır.

Pimpinel : Bir anason türüdür. Genellikle çorba, sebze ve balık yemeklerinde kullanılır.

Pul Kırmızı Biber : Acı taze biberlerin kurutulup pul haline getirilmesi ile yapılır.

Rezene : Anason kokulu bir ot. Yaprakları dereotuna benzeyen, kökü de sümbül soğanını andıran bu bitkinin yemeği ve salatası yapılır.

Roka : Yaprakları turp yaprağına benzeyen bir bitkidir. Salata olarak veya tava ve ızgarada pişirilmiş balık yemekleriyle birlikte yenir. Ayrıca, servis tabaklarının süslemesinde de kullanılır.

Safran : Safran, kullanıldığı yemeğe sapsarı bir renk verir. Keskin ve hafif acımsı bir tadı vardır. Bazı balık ve deniz mahsulleri yahnilerinde, pilavlarda ve sütlü, pirinçli tatlılarda kullanılır. Zeytinyağında ise hiç erimez. Ayrıca safrandan zerde adı verilen bir tatlı da yapılır.

Sumak : Toz haline getirilerek kullanılmaktadır. Ekşimsi bir tadı vardır. Kebaplara ve bazı salatalara ekşilik vermek için kullanılır.

Susam : Simit ve benzer çeşitli hamurlu yiyeceklerde ya da tahin yapmında kullanılır.

Tarçın (çubuk) : Bazı pasta, kek, bisküviler ve sütlü tatlılarda ayrıca boza, salep gibi içeceklerde kullanılmaktadır.

Tarhun : Bazı soslarda, salçalı et yemeklerde, soslarda, yumurtalarda ve salatalarda kullanılır.

Tatlı Kırmızı Toz Biber : Tatlı kırmızı biberlerin kurutulup toz haline getirilmesiyle elde edilir. Pek çok yemekte kullanılır.

Tere : Bu bitkinin yaprakları genellikle salata olarak yenir. Servis tabakların süslenmelerinde de kullanılır.

Toz Tarçın : Çubuk tarçının kullanıldığı her yerde kullanılır.

Vanilya : Meksika kökenli bir baharat. Pastacılık ve şekercilikte krema, kek, dondurma, komposto, poşe meyveler ve sütlü tatlıları lezzetlendirmek için kullanılır.

Yenibahar : Kullanılan kısmı meyvesidir. İştah açıcı, gaz söktürücü ve kabıza karşı etkilidir. Mutfakta ise etli yemeklerde, köfte, sosis, çeşitli tatlı ve dolmalarda kullanılır.

Zencefil : Bir bitkinin toprak altında kalan gövdesinin kurutulmasıyla elde edilir. Genellikle şerbet, meşrubat ve likör yapımında kullanılmaktadır.

Zerdeçal : Yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renkte bir bitkidir. Et, balık, yumurtalı yemeklere katılır. Ayrıca kimi zaman safranın yerine de kullanılmaktadır.

Avokado

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Avokado

Bolca yaÄŸlı avokado adlı meyvelerini sonbaharda veren Avokado aÄŸacı, Defnegiller’dendir. Anayurdu Orta Amerika olan, ülkemizde Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde yetiÅŸtirilen, genellikle yayvan, bazen dikine geliÅŸen, hepyeÅŸil (yapraklarını dökmeyen) avokado aÄŸacı, 6-20 m. kadar boylanabilir.

Koyu yeşil renkli, derimsi dokulu; oval, eliptik ya da mızrağımsı biçimli bol sayıda yaprağı olan gösterişli bir tacı vardır. Yeşil, sarımtırak renkli küçük çiçekleri, salkımlar halinde, ağacın çeşitlerine göre sonbahardan yaz başlarına kadar olan dönemde açar. Bu çiçekler 10 ila 18 ay sonra olgunlaşarak koyu yeşil renkli, 200-600 gr. kadar ağırlıkta armut biçimli sert meyvelere dönüşür.

Meyvenin eti, açık sarı-yeşilimsidir. Her meyvede, iri tek çekirdek bulunur. Meyveler, örselenmeden yapılan hasattan sonra oda sıcaklığında ya da soğuk yerde bekletilir ve tam olgunlaşmaları sağlanır. Normal oda sıcaklığında (21 derecede) 6-12 gün, soğuk hava depolarında (4-7 derecede) 30-40 gün bekletilen meyveler olgunlaşıp yumuşar, rengi siyaha yakın mora döner ve tüketilmeye hazır hale gelir. Genellikle meze olarak yenilen salatalar ile bazı yemeklere katılan bu meyvelerin tatlısı ve reçelleri de yapılır. Ayrıca kozmetik ve ilaç endüstrilerinde kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze avokado meyvesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 167 kalori: 2,1 gr. protein; 6,3 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 26,3 gr. yağ: 3 gr. lif: 42 mgr. fosfor; 10 mgr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 604 mgr. potasyum; 45 mgr. magnezyum; 290 IU A vitamini: 0,11 mgr. B1 vitamini; 0,2 mgr. B2 vitamini; 1,6 mgr. B3 vitamini; 0,42 mgr. B6 vitamini; 56.7 mcgr. folik asit: 14 mgr. C vitamini ve 1,2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan değerleriyle avokadonun çok önemli bir besin olduğu görülmektedir. Bu yönden ülkemizde alışılmamış bir meyve sayılan avokadonun sıkça yenilmesinin beden için pek yararlı olacağı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra;

o Lif oranı yüksek olan avokado, peklik (kabızlık) giderici etki taşır; ayrıca kalınbağırsak sorunları ve hemoroit rahatsızlığı çekenler için yararlı olur.

o Yüksek oranda potasyum içerdiğinden, yüksek tansiyonu düşürücü etkiler yapar.

o Avokado ağacının yaprak ve tomurcukları tanen yönünden zengindir: Yılın her zamanında körpe olan yaprak ve tomurcukları alınıp bunların üzerine kaynamış su dökülerek 10-15 dakika bekletilip hazırlanan infüzyon içildiğinde, diyareyi kesmede yararlı olur.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Avokado ağacı, tohumuyla (yani meyvesinin içindeki tek iri çekirdeğiyle) çoğaltılır. Tohumun ekimiyle topraktan çıkan çöğürleri tüplere alınıp geliştirilir. Daha sonra bunlar aşılanarak istenilen nitelikte fidanlar üretilir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Avokado ağaçları, kışları ılık geçen tropik ve astropik iklimli bölgeleri sever. Kış donlarından, çiçeklenme ve meyve bağlama zamanında düşük sıcaklıktan, ani sıcaklık dalgalanmalarından ve sert rüzgârlardan kötü etkilenir. Düşük sıcaklıklarda etkilenme, türlerine göre -1 ila -6 dereceler arasında değişir. Avokado türleri bu bakımdan limon, portakal gibi narenciye ağaçlarının iklim isteklerine uyar. Yani, güçlü rüzgârlardan nispeten korunmuş, fazla soğuk olmayan yerler avokadoya pek uygundur.

Toprak isteği: Avokado ağacı, hafiften ağıra kadar yapısı değişen birçok toprak tipi üzerinde yetiştirilebilir. Ancak, avokado için en iyi toprak, derin, suyu iyi akıtılmış (süzek), özellikle kumlu-tınlı, alüvyonlu, nötre yakın ya da hafif asit reaksiyonlu (pH 5-7 olan) topraklardır. Taban suyu yüksekliği 1,5-2 m. kadar olmalıdır. Böyle toprakta 60 cm. derinlikte açılan çukurlara ilkbahar başında ve donlar bitince 6 yâ da 7 m. aralıkla fidanları dikilir.

Sulama: Yağmurların yetersiz olduğu mevsimlerde, avokado ağaçlarının sulanması gerekir. Sulama suyu tuzlu ve klorlu olmamalı, saçak kökleri 60-90 santime kadar inen avokadonun yıl boyunca bu köklerinin nemli kalması sağlanmalıdır.

Rüzgârkıran: Avokado ağacının odunu gevrektir. Güçlü rüzgârlarda, hele meyveyle yüklüyse kolayca kırılabilir. Yaz mevsiminde kuru ve sıcak rüzgârlar fazla terlemeye neden olacağından meyve dökülmeleri de ortaya çıkar. Bu sakıncaların giderilmesi için, ağaçları rüzgârdan koruyan rüzgârkıranlar kurulmalıdır. Ülkemizde bu iş için servi (andız) ağaçları kullanılmaktadır.

Gübreleme: Avokado ağaçlarına ilkbaharda azotlu gübre, daha sonra toprak işlemeleri sırasında fosforlu ve potaslı gübreler verilir. Ayrıca bu ağaçların çinko ve demir isteği de ortaya çıkabilir. Ağaçlara çinko haziran -temmuz aylarında, demir ise mayıs-haziran aylarında verilir.

Toprak işleme: Avokado ağaçlarının çevresindeki l m. çapındaki alanda, yabani otlar sık sık temizlenmelidir. Bu otlar, her 1-2 sulamadan sonra çapayla temizlenir. Ancak narenciye ağaçları için yapıldığı gibi, bahçe kesinlikle derin kazılmamalıdır. Toprağa azot kazandırmak için avokadonun çevresinde kışın bakla yetiştirilmesi iyi olur.

Budama: Bahçeye dikilen avokado fidanı, birinci yılı sonunda tepe ucunun 5-7 cm. altından kesilir. Böylece fidanın gövde ve dalları daha iyi gelişir. Dikimin üçüncü yılından başlayarak iyi gelişen fidanlarda, gereksiz obur dalların kesilip çıkarılmasıyla ağacın daha iyi gelişmesi sağlanır. Daha sonra ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından gerekli görülen fazla dallar kesilerek ağacın gelişimine uygun budama yapılır. Budama yapılan yerlere 1-2 gün sonra aşı macunu sürülür.

Meyve seyreltme: Avokado ağacının çok sık meyve verdiği mevsimlerde, meyve çapı 2,5 santime erişince daha iyi ürün elde etmek için meyvelerin bir kısmı koparılıp seyreltilmelidir.

Hasat (Derim): Avokado meyvelerinin hasadı, yani meyvelerin ağaçtan toplanma zamanı, normal boyutlarına erişmiş yeşil renkli meyvelerin sapının sarımsı bir görünüş kazanıp da parlaklığının azaldığı dönemdir. Meyveler toplama sırığıyla örselenmeden hasat edilirken saplarının uzun olmasına dikkat edilir. Sapsız toplanan avokadolarda, sap çukurundan başlayan çürümeler görülür. Toplanan meyveler, yukarıda anlatıldığı gibi oda sıcaklığında ya da soğuk hava deposu veya buzdolabında bekletilerek tam yenme olgunluğuna ulaştırılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Avokado ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Fındık

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Fındık

Sonbaharda tazesini ve yıl boyunca kurutulmuÅŸunu çerez olarak severek yediÄŸimiz fındık meyvesini veren Fındık bitkileri, HuÅŸgiller’dendir. Anayurdu ülkemizin kuzeydoÄŸu bölgeleri olan fındık bitkileri, Antik dönemde Yunanistan’a götürülmüş ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. On yedi önemli türü olan fındığın günümüzdeki üretimi, yabani fındık (C. avellana), badem fındık (C. maxima) ile tombul fındığın (C. pontica) melezlenmeleriyle yapılmaktadır.

Türkiye’de yetiÅŸen fındık bitkileri, 3-5 m kadar boylanırken yurtdışında yetiÅŸen yabani fındık bitkileri 10-20 ve hatta 40 m’ye kadar boylanabilmektedir. Fındık yaprakları genelde kalp biçimli, kısa saplı, almaşık dizili, kenarları diÅŸli, üst düzeyi yeÅŸilin çeÅŸitli tonlarında ve parlak, alt yüzü hafif tüylü ve mattır.

Fındığın kış mevsiminde açmaya başlayan tekevcikli çiçekleri, aynı bitkinin üzerinde ayrı ayrı yerlerde bulunur. Dişi çiçek toplulukları kasım ayından itibaren görülür. Erkek çiçekler çok daha geç ve mayıs ayında gelişir. Dişi çiçek döllendikten sonra bir kadehçik oluşturur. Meyve bu kadehçiğin içinde gelişir ve sonbaharda hasat edilir.

Fındık meyvesi, kahverengi sert bir dış kabuk ile bunun içinde açık kahverengi bir kabukla sarılı olan fındık içi ya da iç fındık denilen bir tohumdan oluşur, iç fındığın eti sarımsı ya da kirli beyaz renkli ve lezzetlidir. Fındıklar bitkiden hasat edildikten sonra yere serilip kurutulur ve kadehçiklerinden çıkarılır. Daha sonra özel fabrikalarında sert kabuğu kırılıp içi çıkarılır. Fındık tazeyken kadehçikleriyle ya da sert kabuğuyla satılır ve çerez olarak yenilir. İçi çıkarılan fındık, tuzlu ya da tuzsuz olarak kavrulur ve gene çerez olarak tüketilir. Ayrıca fındık içi çikolata, şekerleme ve pastacılık sektörlerinde kullanılır. Fındık ülkemizin en önemli dışsatım ürünlerinden biridir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) fındık içinin besin değerleri şunlardır: 181 kalori: 3,6 gr. protein; 5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 17,8 gr. yağ bunun büyük bölümü doymamış yağlardır; 0.5 gr. lif; 96 mgr. fosfor; 59,7 mgr. kalsiyum; 0.9 mgr. demir: 0,5 mgr. sodyum; 201 mgr. potasyum: 52 mgr. magnezyum; 0,13 mgr. B1 vitamini; 0.2 mgr. B3 vitamini: 0.16 mgr. B6 vitamini: 17,7 mcgr. folik asit; 24 mgr. E vitamini ve çinko minerali.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen pek önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Fındık; ceviz, badem, antepfıstığı, kestane vb. sert kabuklu meyvelerde olduğu gibi, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.

o Fındık, kalbimizin ve kaslarımızın dostudur: içerdiği yüksek orandaki E vitaminiyle kalp ve kas sağlığımızda etkili olan fındık, aynı nedenle hücre yıkılmalarını (ölümünü) da önler.

o Fındık, içerdiği yüksek orandaki doymamış yağlarla kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olur: Bedenin ısısının korunmasını ve yağda eriyen vitaminlerin bedenin en uzak noktalarına taşınmasını sağlar.

o Fındık, yüksek oranlardaki B vitaminleri ve demir mineraliyle kan yapımını destekler: Aynı öğeleri nedeniyle alyuvarların parçalanmasını önler, kansızlığa karşı koruyucu işlev yapar ve çocukların beslenmelerine yardımcı olur.

o Fındık, yüksek oranlarda içerdiği tüm maddelerle bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir, bedene güç katar, hastaların iyileşme dönemim kısaltır ve gebe kadınlara da yararlı olur.

o İçerdiği çinko mineraliyle bedenin büyümesinde ve cinsel hormonlarının üretilmesinde rol oynar. Afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu da savunulmaktadır.

Bütün bu yaşamsal değerdeki etkilerinden yararlanmak üzere, fındığın günlük diyetimize katılması, fındık içinin ya da fındıktan üretilmiş besinlerin tüketilmesi uzmanlarca ısrarla öğütlenmektedir.

Dikkat: Yağ yönünden zengin olduğu için yüksek tansiyonu olanlar ya da damar sertliği rahatsızlığını çekenler fındığı az yemelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Fındık, kök sürgünü (piç) oluşturan bir bitkidir. Üretimi, belli kurallara uyularak bu sürgünlerinden yapılmaktadır. Sürgünler bol güneş gören, hastalıksız ve 1-2 yaşında olmalı; üzerlerinde iyi oluşmuş tomurcuklar bulunmalı ve anaç bitkinin kök yapısı sağlam olmalıdır. İşte bu koşullara uyan sürgünler, köklerine zarar verilmeden topraktan sökülür.

Dikimleri genellikle sonbaharda, kışı sert yaşayan yörelerde ilkbahar mevsiminde yapılır. Fındık fidanları, bazı üreticilerin tersini savunmalarına karşın, kesinlikle sık dikilmemelidir. Uzmanlara göre 5 m. aralıkla dikim yapılması fındık bitkileri için en iyisidir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteÄŸi: Dünyanın hemen hemen her yerinde yabani örneklerine rastlanan fındık, ekonomik ve iyi nitelikli ürün veren bir bitki olarak ılıman ve nemli yerlerde yetiÅŸtirilmektedir. Ülkemizde diÄŸer bazı yörelerde yetiÅŸtirilmekte ise de, fındık yetiÅŸtiriciliÄŸi için iklimi en uygun bölgemiz, Karadeniz’in kıyı ÅŸerididir. Bu bölgede de en iyi bitki geliÅŸimi, kıyıdan 35-40 km. içeriye kadar ve denizden 500 m. yüksekliÄŸe kadar olan alanlarda gerçekleÅŸmektedir.

Fındık, yıllık ortalama sıcaklığı 13-16 derece olan, en düşük sıcaklık -8, -10 dereceye indiği ve en yüksek sıcaklığın 36-37 dereceyi geçmediği yerlerde en iyi yetişir. Kışın açan çiçekleri -10 dereceye kadar zarar görmez. -15 derecede zarar görme oranı artıp -20 derecelerde tüm çiçekleri ölür. Fındık bitkisi için havanın nemi de büyük önem taşır:

Haziran-temmuz-aÄŸustos aylarında havanın nem oranı %60′ın altına düşmemelidir.

Toprak isteÄŸi: Fındık bitkileri toprak bakımından aşırı seçici olmamakla birlikte en iyi, organik madde yönünden zengin, humuslu, tınlı, tınlı-killi ve derin toprakta geliÅŸme gösterir ve bol ürün verirler. Fındık, toprağın pH’ı 6-7 arasında olan yerleri sever. TaÅŸlı, kumlu çakıllı ve ağır topraklar ile taban suyunun yüksek (yani yüzeye yakın) olduÄŸu yerlerden hoÅŸlanmaz, kireçli topraklarda yetiÅŸtirilemez.

Sulama: Fındık bitkilerinin ekonomik olarak yetiştirilebilmesi için bölgede yıllık yağış ortalaması en az 700 mm. olmalı ve yağışlar aylara göre dengeli olarak dağıtmalıdır. Ama yıllık yağış ortalamasının 1.200-1.300 mm. olduğu yerlerde dahi, bazı sıcak ve kurak yıllarda haziran-temmuz aylarında bitkinin sulanması gerekmektedir.

Gübreleme: Fındık fidanlarının dikiminden başlayarak sağlıklı olarak gelişmesi, iyi taçlanma göstermesi ve verime yattıktan sonra iyi ürün vermesi için gübreleme büyük önem taşımaktadır. Bitkiye gerekli besin maddelerinin saptanmasında, kesenkes toprak ve yaprak analizleri yapılmalıdır. Bu analizlerin sonuçlarına göre fındık bitkilerine azotlu, fosfatlı ve potaslı fenni kompoze gübreler verilir. Ayrıca analiz sonuçlarına göre kalsiyum, magnezyum, demir, mangan, çinko, bor ve bakır gibi mineral besin maddeleri de verilmelidir.

Fenni gübrelerden gayrı toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi, ürün veriminin artmasında etkili olur. Bu gübrenin, ahırda 80 cm. kalınlıktaki tabakalar halinde 6 ay-1 yıl kadar bekletilmiş ve tabakalara fosforlu gübre ile kireç katılarak iyi yanmalarının sağlanmış olması gerekmektedir.

Budama: Fındık yetiştiriciliğinde budama, yapılması gereken işlerin başında gelir. Budama zamanında yapılmaz ya da eksik kalırsa büyük ürün kayıplarına yol açar. Fındıkta esas budamalar sonbahar ya da kış mevsimlerinde yapılır. Tamamlayıcı budama ilkbahar mevsiminde yapılmaktadır. Fındık bitkilerinde şekil, ürün ve gençleştirme budamaları yapılır. Ayrıca bitkilerin yetiştirildiği ocaklarda kök ve dip sürgünü temizlikleri yapılmalıdır. Bütün bu uygulamaların fındık bitkilerini iyi tanıyan kişiler tarafından, kurallarına uygun ve özenli şekilde yapılması çok olumlu sonuçlar verir.

Hasat (Derim): Fındık bitkilerinin hasadından en az 5-10 gün önce bitkilerin altı iyice temizlenir. Fındıkların hasat olgunluÄŸuna geldiÄŸi; kadehçiklerin iyice sararıp kızarması, fındık tanelerinin kadehçik içinde oynamaya baÅŸlaması, sert meyve kabuÄŸunun kızarması ve fındık içinin kendine özgü sertlik ve tadı alması ve bir de dallar sallandığında meyvelerin 3/4′ünün dökülmesiyle anlaşılır.

Zamanından erken yapılan hasatta, fındık içi kabuğu doldurmaz, buruşukluk ve verim düşüklüğü başlar, meyvenin niteliği düşer. Hasat, bölgelere göre ağustos ayı içinde ve eylül ayı başlarında yapılır. Fındıklar elle teker teker, dallar sıyrılmadan ve kırılmadan özenle yapılmalı, fındığı alınan dal yavaşça yerine bırakılmalıdır. Dallarda hoyratça yapılan toplamada meydana gelen örselemeler, ertesi yılın verimini kötü yönde etkilemektedir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Fındık bitkilerine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, aksatılmadan ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Semizotu

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Semizotu

Bahçelerde yetiÅŸtirilen kültür çeÅŸitleri ile doÄŸada kendiliÄŸinden yetiÅŸen yabanileri sebze olarak yenilen mayhoÅŸ tatlı Semizotu’nu veren, Semizotugiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Hindistan olan semizotu, tüm dünya ile ülkemizde yaygın olarak yetiÅŸmekte ve yetiÅŸtirilmektedir.

Semizotu, en çok 30 cm. kadar boylanabilen bir ya da çokyıllık otsu bir bitkidir. Yuvarlağa yakın oval biçimli, yeşil renkli etli ve sulu yaprakları vardır. Bu yapraklar ile yine etli ve sulu olan yaprak sapları yenilir.

Bitkinin küçük çiçekleri genellikle sarı, bazen eflatun, pembe ya da kırmızı renkli olur. Erselik özellikler taşıyan çiçeklerinin döllenmesiyle olgunlaşan küçük kapsül durumundaki meyvelerinin içinde çok sayıda siyah renkli minik tohum bulunur. Kültür çeşitlerinin yaprakları daha irice ve yabanilerininki küçük olan semizotunun kıymalı ve pirinçli yemeği yapılır. Ayrıca semizotu yapraklan, çiğ olarak öylece ya da salatalara katılarak yenilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze semizotunun besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 2 gr. protein; 3,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1,4 gr. lif: 4 mgr. fosfor; 40 mgr. kalsiyum; 0,2 mgr. demir; 80 mgr. sodyum; 45 mgr. potasyum; 180 IU A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini ve 8 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;

o Semizotu, içerdiği yüksek oranlı lifiyle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.

o Yaşlı, hasta ve diyet yapan kişiler için çok uygun bir sebzedir.

o Semizotunun içerdiği omega 3 doymamış yağlar, balıklarınkiyle kıyaslanabilecek düzeydedir: Geleneksel olarak gut hastalığına, baş ağrısı ve bedendeki diğer ağrılara iyi geldiğine inanılmaktadır. Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar, semizotunun sağlığa yararlı bu etkisinin varlığını doğrulamaktadır.

Sayılan bütün bu etkileri için semizotu, diyete katılıp bolca yenilmelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Semizotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bahçemizde derince kazılıp tırmıkla düzeltilerek hazırlanan tavalara tohumları serpme yöntemiyle biraz seyrekçe ekilir ya da 20 cm. aralıklı sıralara seyrekçe ekim yapılır. Toprak, tohumlarının derine inmemesi için ekimden sonra hafifçe karıştırılır. Ardından süzgeçli kovayla su verilir. Tohumlar 15 gün içinde çimlenir ve bitki toprakta görülmeye başlar.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Semizotu, ılık iklim bitsidir. Soğuktan ve kırağıdan korkar. Kışı ılık geçen bölgelerde, sonbahar ve ilkbahar arasında da yetiştirilebilir.

Toprak isteği: Toprak bakımından fazla seçici olmayan semizotu bitkisi, ağır karakterli ve fazla nemli topraklardan hoşlanmaz. Hafif karakterli ve organik madde yönünden zengin kumlu ya da kumlu-tınlı topraklarda bitkilerden en iyi sonuç alınır.

Toprak işleme: Semizotu bitkisinin tavasındaki yabani otlar, elle ya da hafif çapalamayla ayıklanmalıdır.

Sulama: Yaz mevsiminde, sıcak ve kurak havalarda, semizotunun düzenli olarak sulanması gerekir.

Gübreleme: İyi yanmış çiftlik gübresi ile kompost gübre, semizotu için en uygun olanlardır. Ancak, bir miktar fenni kompoze gübre ile bitkinin yaprak verimi düşükse şerbet verilerek desteklenmesi semizotuna yararlı olur.

Hasat (Derim): Semizotu tohumları yerine ekildikten 60-70 gün kadar sonra, bitkinin hasadı başlar. Batı ülkelerinde, bitkinin yaprak ve sapları kesilip hasat edilmektedir. Bizde, yakın zamanlara kadar, bitki, kökleriyle sökülüp hasat edilmekte ve piyasaya da öyle çıkarılmaktaydı. Günümüzde yalnızca saplı yapraklarının kesilerek satışa çıkarıldığına tanık olmaktayız.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Semizotu bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Zeytin

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Zeytin

Kahvaltılarımızda vazgeçilmez katığımız olan zeytini ve en sağlıklı bitkisel yemeklik yağ olan zeytinyağını veren Zeytin ağacı, Zeytingiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Anadolu olup buradan tüm Akdeniz havzası ülkelerine yayılmıştır. Önemli türü, Avrupa zeytinidir (O. europea).

12-15 m. kadar boylanabilen bu aÄŸaç çok uzun ömürlü olup 1.000 yıl kadar yaÅŸayabilir. 7-8 yaşında zeytin denilen meyvesini vermeye baÅŸlayan aÄŸacın, 35′inci yaşına kadar verimi artar. Sonra, meyve veriminde azalma görülür. 100 yaşındaki zeytin aÄŸaçlarının yenilenmesi gerekir.

Hepyeşil (yaprağını dökmeyen) bitkilerden olan zeytin ağacının oval biçimli, ince uzunca yapraklarının üstü koyu yeşil ve altı gümüşi renktedir. Yaşlanan gövdesinin aldığı ilginç biçimler ve yapak renginin güzelliğiyle pek gösterişli bir bitki olan zeytin ağacının beyazımsı yeşil renkli küçük çiçekleri, yaprak koltuklarında, salkımlar halinde ilkbaharda açar. Bu çiçekler genelde kasım ayına kadar olgunlaşarak oval biçimli, uzunca, siyaha çalan koyu yeşil renkli, taş çekirdekli ve tadı acı meyveler verir.

Zeytin meyveleri, özel yöntemlerle salamura edilerek sofralar için hazırlanır. Yağı çıkarılacak zeytinler ocak ayına kadar ağacında bekletilip rengi iyice karalaştığında toplanır. Fabrikalarda preslerle sıkılarak yağı alınır. Ayrıca zeytin ağacının san renkli, esmer dalgalı olan çok sert odunu marangozlukta kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. salamura yeşil zeytin 30 kalori; 0 kolesterol; 3,1 gr. yağ; 3 gr. lif; 4.8 mgr. fosfor; 26 mgr. kalsiyum; 6.2 mgr. demir: 639 mgr. sodyum: 26 mgr. potasyum; 17,4 mgr. magnezyum; eser miktarlarda A, B1 ve B2 ile 0,01 mgr. B6 vitamini, ayrıca folik asit ve E vitamini içerir.

Salamura (kalamata) siyah zeytinin besin değerleri yukarıdakilerden biraz daha da yüksektir.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan kimisi cidden yüksek besin değerlerinin yanı sıra;

o Zeytinden elde edilen zeytinyağı kalp dostudur: Zeytinyağı kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür. Damar tıkanıklıklarını önlemede yardımcı olur. Tansiyonun kontrol altında tutulmasında önemli rol üstlenir. Zeytinyağını bol bol tüketen Ege bölgemizin insanında, özellikle Ayvalık ve civarında kalp hastalığı riskinin düşük olması bir rastlantı değildir.

o Zeytin ile zeytinyağı, kanseri önleyici maddeler içermektedir.

o Zeytin ve zeytinyağının yüksek tansiyonu düşürücü etkilen de vardır.

o Zeytinyağı, bedenin yaşlanmasını geciktirir: Besinler bedenimizde enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler ortaya çıkar. Zeytinyağı, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir. Bedenimizdeki kireçlenmeleri önler.

o Zeytinyağı, sindirimi kolaylaştırır: Sindirim için gerekli olan mide asitlerini azaltmaz. Sindirime yardımcı olan salgıları destekler. Safra kesesini kolesterolden temizler. Kabızlığı önleyerek bağırsakların daha düzgün çalışmasını sağlar.

o Zeytinyağı, çocukların beslenmesinde dirimsel rol oynar: Bu yağın içerdiği yağ asitleri ana sütününkine eşdeğerli olup çocuklarda kemikleri güçlendirir. Zeytinyağının içerdiği E vitamini, çocukların sağlıklı büyümelerini sağlar.

o Zeytinyağı, güzelliğimize katkıda bulunur: Cildimizi ve saçlarımızı besleyen zeytinyağı, cildin genç görünmesini ve saçlarımızın gürleşip parlamasını sağlar.

o Son olarak zeytinyağı ağacının yaprağı ile eczacılıkta tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Zeytin aÄŸacı, tohumun (yani salamura edilmemiÅŸ çekirdeklerinin) ekimiyle ya da gövde çelikleriyle çoÄŸaltılır. Tohumundan elde edilen ve adına ‘delice’ denilen yabani zeytin çöğürlerinin aşılanması gerekir. Bizim için en doÄŸru olan yol, her zamanki gibi, profesyonel ve inanılır zeytin aÄŸacı üreticilerinden, çeÅŸidi belli ve saÄŸlıklı fidanları almak ve bahçemizde 5-7 m. aralıklarla dikmektir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteÄŸi: Zeytin aÄŸacı, kışın sıcaklığı -7 derecenin altına düşmeyen yerlerde yetiÅŸtirilir. Deniz düzeyinden 800 m’den yüksek alanlarda zeytin aÄŸaçları pek ender olarak görülür.

Toprak isteği: Zeytin ağacı toprak bakımından fazla seçici değildir. Eğimli, kireçli, taşlı, zayıf nitelikli ve sulaması olmayan topraklarda bile yetiştirilir. Ama kalkerli-kumlu ve besin maddesi yönünden zengin topraklarda en iyi sonucu verir. Zeytin ağacının yetiştirildiği yerde taban suyu yüksek (yani yüzeye yakın) olmamalı, ağaç, killi ve ağır bünyeli topraklara dikilmemelidir.

Sulama: Zeytin aÄŸacının yıllık yağış isteÄŸi 700-800 mm’dir. Yazın sıcak ve kurak geçen dönemlerde sulanırsa aÄŸaçların meyve verimi artar. Ancak, zeytin aÄŸaçları belirgin olarak iki yılda bir daha çok ürün verir.

Gübreleme: Yapılacak toprak analizleri sonuçlarına göre, miktarları belirlenecek gübrelerden, zeytin ağaçlarına fazla azotlu gübre verilmemelidir. Oysa, fosfat ve potaslı kompoze fenni gübreler normal oranlarında verilir.

Budama ve seyreltme: Zeytin ağaçlarına, normal olarak şekil, ürün ve gençleştirme budamaları uygulanır. Ağaçlar nemli ve yağışlı havalarda budanmamalı, budamada kullanılan aletlerin sık sık mikrobu kırılmalıdır. Kuruyan zeytin dalları kesilip yakılmalı, sıkışık zeytinlikler seyreltilmeli, kümeleşmiş ağaçlar ayıklanmalı ve çevreleri açılmalıdır. Bütün bu budama işlemleri, zeytin ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından yapılmalıdır.

Hasat (Derim): Zeytin meyveleri, sofralık ve yağlık olarak değerlendirilir. Sofralık olarak kullanılacaksa, zeytinler yeşil ya da siyah olgunluk dönemlerinde hasat edilir. Yeşil zeytin hazırlanacaksa, meyvenin rengi yeşilden sarımsı yeşile döndüğünde meyveler toplanır. Bu hasat işleminin zamanı, bölgelere göre eylül-ekim aylarıdır.

Siyah zeytin hazırlanacaksa zeytinin çeşidine göre olgunluk rengini alması beklenir. Kararma, zeytinin kabuğundan etine geçmiş olmalıdır. Bu hasat işlemi de kasım-aralık aylarında yapılır. Yağlık zeytin toplamasında, ağaçta yeşil zeytin kalmamalı, meyvedeki yağ oranı en yüksek düzeyine ulaşmalı ve iki parmak arasına alınıp sıkılan zeytinin çekirdeği etinden kolayca ayrılmalıdır. Bu hasadın zamanı da genellikle kasım-aralık aylarıdır.

Zeytin meyvesinin hasadı en iyi olarak elle toplamayla, bu mümkün değilse sırıkla dallara vurulup zeytinlerin yere dökülmesiyle gerçekleştirilmektedir. Dallara sırık vurulmasıyla yapılan hasatta dallar kırılmakta, ağacın bir yerindeki kanser öteki dallara da bulaşmaktadır. Eğer hasadı bu biçimde yapmak zorunlu ise kısa sırıklar kullanılmalı, vuruşlar iç dallardan dış dallara doğru yapılmalıdır. Bu tür hasatta ağaçların altına örtü örtülmesi de işi kolaylaştırır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Zeytin ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Antepfıstığı

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Antepfıstığı

Her nedense dilimizde hatalı olarak ÅŸamfıstığı diye de adlandırılan leziz fıstıklarını sonbaharda veren Antepfıstığı aÄŸacı, SakızaÄŸacıgiller’dendir (ya da Antepfıstığıgiller).

Anayurdu OrtadoÄŸu olan antepfıstığı, Akdeniz havzasında Türkiye, Iran, Irak, Suriye ile tohumlarının sonradan götürüldüğü Hindistan ve hatta Meksika’da yetiÅŸtirilmektedir. Ülkemizde antepfıstığının yetiÅŸtirildiÄŸi yerler, baÅŸta Gaziantep olmak üzere Åžanlıurfa, KahramanmaraÅŸ, Adıyaman, Malatya, Diyarbakır ile Siirt illerimizdir.

Kısa boylu bir ağaç olan antepfıstığının, beş yaprakçıktan oluşan yeşil yaprakları, salkımlar halinde açan küçük çiçekleri vardır. Bu çiçekler olgunlaştığında, 2-2,5 cm. uzunlukta, dışında kırmızımsı ve yumuşak bir kabuğu, bunun içinde sert kabuğu olan ve bunun içinde de yeşil ya da sarı renkli içi bulunan bir meyve (ya da iç) verir.

YeÅŸil renklileri “daha lezzetli olan için, üzeri de ince bir kabukla örtülüdür. Fıstığın sert kabuÄŸu, kavrulduÄŸunda ya da üzerine sert bir cisimle vurulduÄŸunda çatlar. Elle zorlanan çatlak kabuk ikiye ayrılır. Uzun süre saklanabilen antepfıstığının içi kuruyemiÅŸ (çerez) olarak sevilerek yenildiÄŸi gibi ÅŸekercilikte, pastacılıkta, helvacılıkta ve tatlıcılıkta (özellikle baklava yapımında) kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. antepfıstığı içinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 594 kalori; 20,8 gr. protein: 51,6 gr. yağ: 16,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 2 gr. lif: 500 mgr. fosfor: 136 mgr. kalsiyum; 7,3 mgr. demir: 1,020 mgr. potasyum: 158 mgr. magnezyum; 66 IU A vitamini; 0,62 mgr. B1 vitamini; 1,45 mgr. B2 vitamini: 0,4 mgr. B6 vitamini; 7 mgr. C vitamini ve 5.2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayıları çok önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Antepfıstığından yapıları şurup, balgam söktürücüdür, bronşite de iyi gelir: Bunun için fıstık içi bir havanda içine biraz su konularak ezilir. Sonra içine bir miktar daha su ile şeker katılarak kaynatılır. Böylece hazırlanan şuruptan içilir.

o Antepfıstığı, ince bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan sekerinin yükselmesini önler: Bu bakımdan şeker hastalarına fıstık yemeleri öğütlenir.

o Ayrıca antepfıstığı, yapısındaki doymamış yağ oranının yüksekliğiyle kan şekerinin yükselmesi rizikosunu azaltır.

o Kolesterol içermediği gibi, kandaki kolesterol düzeyini düşürücü etkisi de vardır: Böylece koroner kalp yetmezliği rizikosunu da azaltır.

o Antepfıstığının afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri de vardır: Bunun için fıstık içi bolca yenilir ya da içine fıstık içi katılmış besinler tüketilir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Antepfıstığı ağacı, kavrulmamış çekirdeklerinin (tohumlarının) ekilmesiyle elde edilen çöğürlerle çoğaltılabilir. Ancak, daha dayanıklı bir tür olan sakız (ya da menengiç) ağacı (Pistacia terebinthus) fidanlarının aşılanması daha iyi sonuç verir. Dikimlerde, her türün kendi toprağını kökünde taşıyan fidanları kullanılır. Yılda ortalama 10 kg. kadar ürün veren ağacın ürün oranı, dikiminden 10 yıl kadar sonra artmaktadır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Antepfıstığı ağacı, sıcak ve kurak iklimlerin bitkisidir. Yüksek sıcaklıklara, kuraklığa ve donlara karşı dayanıklıdır.

Toprak isteği: Ağaç, zayıf nitelikli topraklara 8 m. kadar aralıkla dikilir. Tabanı su tutan topraklarda bu ağaç kurur. Ne yazıktır ki, son zamanlarda en nitelikli topraklara ekilmekte; ayrıca Güneydoğu Anadolu bölgemizde kurulan barajların bu ağaçların ürününü aksatacağından korkulmaktadır.

Toprak isleme: Antepfıstığı ağaçlarının altı, yılda en az 6 kez çapalanır ve yabani otları temizlenir. Büyük bahçelerde toprak işleme traktörlerle yapılır.

Sulama: Antepfıstığı ağaçları sulanmaya gerek duymazlar.

Gübreleme: Antepfıstığı ağaçlarına, ilkbaharda azotlu, sonbaharda fosfatlı fenni gübre verilir. Bu gübrelerin yerine, iyi yanmış çiftlik gübresi de kullanılabilir.

Budama: Antepfıstığı ağaçlarının kuruyan ve aşağı doğru sarkan dalları kesilip çıkarılır.

Hasat (Derim): Antepfıstığı ağaçlarının meyveleri (fıstıklar) türe özgü olgunluğa erişince hasat edilir. Hasatta gecikilirse fıstıklar yere dökülerek ziyan olur. Hasat işlemi, kısa boylu antepfıstığı ağaçlarına, ayaklı merdivenlere tırmanılıp yaklaşılarak elle toplama şeklinde yapılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Antepfıstığı ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Ayva

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Ayva

Belki de san rengiyle bize sonbaharı ve hüznü anımsatan ama çiÄŸi ve piÅŸmiÅŸi sevilerek tüketilen ayva meyvesini veren Ayva aÄŸacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen ayva aÄŸacının yabani örneklerine Iran, Kafkasya, Kırım, Yunanistan ve çevre bölgelerde rastlanmıştır. Dünyanın birçok yerinde ayva aÄŸacı ya hiç üretilmez ya da pek az üretilir.

Türkiye, ayva üretiminde başta gelen ülkelerden biridir. İsteğine uygun topraklarda 50-60 yıl yaşayan ayva ağacı, müstakil olarak 5-6 m. kadar boylanabilirse de çoğu kez bir ocakta yetişen 2,5-3,5 m. boyundaki büyük çalı ya da ağaççık biçiminde gelişme gösterir.

Dalları seyrektir. Kısa saplı yaprakları yuvarlak, yuvarlakça ya da elips biçimli olup üst yüzeyi koyu yeşil, alt yüzeyi açık yeşil renkli ve pamuk gibi ince tüylü, kenarları düzdür. Mart sonu ile nisan başlarında açan açık pembe ve bazen beyaz renkli çiçekleri 4-6 cm. çapında olup yabani güle benzer. Sonbaharda olgunlaşan meyvesi elma ve armudu andırır. Ama daha iri, sarı renkli, çeşidine göre sert ya da gevrek etli, buruk tatlı ve hoş kokuludur.

Yumuşak çekirdeklerinin sayısı 20-40 arasında değişir. Ayva meyvesinin çeşitleri, armut ve elmaya göre çok azdır. Bunun nedeni, ayva çeşitleri üzerinde geniş ıslah çalışmalarının yapılmamış olmasıdır. Önemli ayva çeşitleri, ekmek ayvası, şeker (gevrek) ayvası, limon ayvası, tekkeş ayvası ile bardak ayyaşıdır. Ayva taze olarak ya da külde pişirilerek yenildiği gibi etli yemeği, tatlısı, reçeli, marmeladı ve kompostosu yapılarak da tüketilir. Ayva buzdolaplarında hiç bozulmadan üç ay süreyle saklanabilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. dilimlenmiş taze ayvanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 57 kalori; 0,4 gr. protein; 15,3 karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 1.7 gr. lif: 17 mgr. fosfor; 11 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 40 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini ve 15 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Ayvanın meyvesi midevidir: Çiğ (pişirilmemiş) olarak yenildiğinde peklik verir. Külde pişirilmiş olarak ya da kompostosu yapılarak yenilirse bu kez ishale (diyare) iyi gelir.

o Ayva meyvesinin çekirdeklerinin sağlığa yararlı etkileri vardır: Bunlardan bolca alınıp suda kaynatıldığında elde edilen dekoksiyon çocuklara içilirse ishali, gargara yapılırsa boğaz ağrılarını geçirir. Haricen kullanıldığında bu dekoksiyon dudak ve meme çatlaklarına, egzamaya iyi gelir.

o Ayvanın çiçekleri kalp çarpıntısını keser: Bunun için ayva ağacının çiçekleri kaynatılarak elde edilen dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.

o Ayva ağacının yaprakları öksürüğü kesmede yararlı olur: Bunun için ağacın körpe yaprakları kaynatılarak bir dekoksiyon elde edilir ve günde 2-3 bardak içilir. Ayrıca bu dekoksiyonun alımı hafif ateşi düşürür ve aşırı sinirlilik halini yatıştırır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Ayva ağacının gövde ve dal çelikleriyle üretilmesi çok kolay ve kısa sürede gerçekleştirildiğinden fidan elde edilmesinde ayva çekirdeklerinden çöğür elde etme yöntemi kullanılmaz. Ağacın kışın kesilen odunlaşmış dal ve gövdelerinden sağlanan çelikler ılık yerde tüplerdeki toprağa daldırılarak fidanlar çoğaltılır. Ayrıca ayva ağacının dip sürgünleriyle de fidanları elde edilebilir. Bu yöntemlerle elde edilen fidanlar, armut ağaçlarının anacı olarak da kullanılabilir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ayva ağacı, deniz kıyısı yörelerin ılıman iklimini yeğler. Ama, denizden uzak iç Anadolu bölgemizin özellikle vadilerinde, güneye bakan tepe yamaçlarında da yetiştirilebilir. Yapraklarını döken bir ağaç olan ayvanın kış mevsiminde soğuklama gereksinimi elma ve armut ağaçlarınınkinden daha kısadır. Ayva ağacı ilkbahar donlarından zarar görmez, çünkü çiçeklerini geç açar. Ancak çok rüzgâr alan yerlerde ayva ağacı yetiştirilmesi tavsiye edilmez.

Toprak isteÄŸi: Ayva aÄŸacı deÄŸiÅŸik toprak tiplerine uyum gösterebilirse de, en iyi, organik madde yönünden zengin, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu, tınlı, killi, orta derecede nemli ve sıcak topraklarda yetiÅŸir. AÄŸaç, kök yapısı yüzeysel olduÄŸundan çok derin topraklara gereksinmez. Ancak yetiÅŸtirildiÄŸi toprağın kireci aşırı olmamalı, toprağın pH’ı nötr ya da hafif asit nitelik taşımalıdır.

Toprak isleme: Kökleri yüzeysel olduğu için ayva ağacının toprağı az kazılarak kabartılmalı, böylece havalandırılmalı ve çevresindeki yabani otlar ara sıra yok edilmelidir.

Sulama: Ayva ağaçlarının normal gelişmesi, yeterli meyve bağlaması, bu meyvelerinin irileşmesi ve iyi nitelikler taşıması için sulanması gerekir. Özellikle yaz mevsiminin kurak dönemlerinde ağaçlar sulanmazsa sürgünleri az büyür, meyveleri irileşmez ve meyve şekilleri bozulur. Meyveler kuru ve boğucu olur. Bu nedenle ayva ağaçları 8-20 günde bir, bolca sulanmalıdır.

Gübreleme: Ayva ağaçlarının kökleri yüzeysel olduğundan, toprağın yüzeye yakın tabakaları besin yönünden zengin nitelikli tutulmalıdır. Bu nedenle yapılacak toprak ve yaprak analizlerine göre ayva ağaçlarına iyi yanmış çiftlik gübresi bolca verilir. Yeşil gübreleme yöntemi uygulanır. Ayrıca arada bir ağaçların kök çevresine kompoze fenni gübre de serpilir.

Budama: Ayva ağaçlarının budanması, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından, şekil ve ürün budaması biçiminde uygulanır. Aşırı budama yapılırsa ayva ağaçlarında obur dallar artar ve ağaçlar zamanından önce yaşlanır. Ürün budamasında her yıl, kuruyan, kırılan ya da ağaçta sıkışıklık yaratan dallar kesilerek dal seyreltmesi yapılır.

Hasat (Derim): Ayva kabuğundaki yeşil rengin sarıya dönüşmesiyle ve kabuğun üzerindeki havın elle kolayca silinebilmesiyle meyvenin olgunlaştığı anlaşılır. Olgunlaşmamış meyveler, genellikle sert, susuz, tatsız ve boğucu olurlar. İşte böylece olgunluğa eriştiği anlaşılan meyveler, sabah çiyi kalktıktan sonraki saatlerde elle koparılarak, makasla ya da keskin bıçakla kesilerek ağaçtaki tüm meyveler bir seferde olmak üzere hasat edilirken meyvelerin zedelenmemesine dikkat edilir. Çünkü, zedelenme yerleri esmerleşir ve buralarda çürümeler başlar.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ayva ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Bakla

Posted by: myfrom  :  Category: Åžifalı Bitkiler

Bakla

İlkbaharın müjdecisi gibi pazara ve manavlara ilk gelen sebzelerden Bakla’yı veren, Baklagiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Avrupa ve Asya kıtaları olan baklanın, 5.000 yıl kadar önceleri Çin’de yetiÅŸtirildiÄŸi eski metinlerde görülmektedir. Ülkemizde de bol bol yetiÅŸtirilen ve tüketilen bakla, 60-100 cm. boylanabilen biryıllık otsu bitkidir. Toprakta l m. kadar derine inebilen güçlü bir kök yapısı ile dört köşe kesitli içi boÅŸ gövdesi vardır.

Uygun koşullarda bitki, birkaç gövde birden oluşturup kardeşlenerek ürününü artırmayı sağlar. Bakla bitkisinin iki türlü yaprağı vardır: Asıl yaprakları yeşil renkli, oval biçimli ve bileşik bir sap üzerinde karşılıklı dizilidir. İkincil derecedeki beyazımsı yaprakları oval ya da mızrak biçimli olup kenarları dişlidir. Bunların üzerinde siyah renkli nektar bezleri bulunur.

Bitkinin erselik özellikler taşıyan çiçekleri beyaz renklidir. Ama, üzerlerinde kırmızımtırak çizgiler ve morumsu veya siyah lekeler görülür. Kendi kendilerini dölleyen bu çiçeklerden bitkinin bakla ya da badıç denilen meyveleri oluşur. Baklalar yeşilin çeşitli tonların dadır. Sapa yakın bölümünde siyah renkli bir külah oluşur. Bu külah, bakla çeşitlerine göre farklı olur. Baklanın içindeki taneler (bakla içi denilen çekirdekleri ya da bitkinin tohumları) de bakla çeşitlerine göre irilik, biçim ve sayı bakımından çeşitlilik gösterir.

Taneler tazeyken yeşildir. Kuruyunca kahverengine dönüşür. Bayat taneler çok koyu kahverengi olur. Taze bakla, zeytinyağlı yemeği yapılarak tüketilir. Taze iç bakla, enginarla birlikte pişirilir. Kurutulmuş ya da dondurulmuş iç baklanın gene zeytinyağlı yemeği ile fava denilen özel bir yemeği yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. baklanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 45 kalori; 5 gr. protein; 6 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 3 gr. yağ; 1.5 gr. lif: 22 mgr. fosfor; 20 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 85 mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum; 150 IU A vitamini: 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini ve 4 mgr. C vitamini.

100 gr. kurutulmuÅŸ baklada, protein 23 gr’a ve karbonhidrat 42 gr’a kadar yükselir. Ayrıca, karbonhidrat ile lesitin ve pektin adlı önemli maddelerinde artmalar görülür.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen bazı önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Bakla, baklagillerdeki tüm sebzeler gibi bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.

o Bedenin kötü kolesterol düzeyini düşürür.

o Bakla içerdiği insülinle kan şekerini düzene sokar.

o İçerdiği yüksek orandaki lifle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.

o Bakla ayrıca, hemoroit ve diğer kalınbağırsak sorunlarında da sağlığa yararlı etkiler sağlar.

Bütün bu sağlığımız için faydalı etkilerinden yararlanılmak üzere taze bakla ya da iç baklanın diyetimize katılması ve günlük olarak bir fincan dolusu baklanın yenmesi yeterli olacaktır.

Dikkat: Bakla, bu besine karşı duyarlı kişilerde bakla zehirlenmesine (favizm) yol açabilir. Bu duyarlılık kalıtımsal olup böyle kişiler bakla yememelidir. Ayrıca, çok küçük çocuklara bakla yedirilmemesi yerinde olur.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bakla bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Hava ve toprak koşullarının uygun olduğu dönemde taneler, doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği toprağa ekilir. Kışı ılık geçiren bölgelerde tohumların ekimi, ekim-kasım aylarında; kışı soğuk geçiren bölgelerde mart-nisan aylarında yapılır. Balda bitkisinin ekileceği günde toprak ısısı 9 ve dışarıda hava sıcaklığı 10-14 derece olmalıdır. Tohumlar toprakta sıra üzerine 15-20 cm. aralıklarla ve toprakta 5-6 cm. derine ekilmelidir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilık iklimlerin bitkisi olan bakla, uygun koşullarda serin mevsimde de yetiştirilebilen sebzeler arasında yer alır. Bakla, sıcaklardan korkmadığı gibi soğuklara da bir noktaya kadar dayanabilir. Birçok bakla çeşidinin -4 dereceye kadar dayanabildiği saptanmıştır. Ancak, bitkinin en iyi geliştiği ortam, toprakta 9 ve dışarıda 10-14 derece olan sıcaklıklardır.

Toprak isteği: Bakla bitkisi derin, geçirgen ve organik madde bakımından zengin tınlı toprakları sever. Toprağın asiditesine karşı oldukça duyarlı olan bitki için en uygun pH derecesi 6,7-7,5 arasıdır.

Toprak işleme: Bakla fideleri 5-6 cm. kadar boylandığında, birinci çapalama işlemi yapılır. Ama, çapanın yapıldığı günde havanın soğuk olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde bitkinin kökleri soğuktan zarar görebilir. Bitkinin çiçeklenmesinden önce ikinci çapalama işlemi yapılarak yabani ot mücadelesi ve toprağın kabartılması sağlanır. Baklanın çiçekleri çapa işini yapan kişilerce dokunulduğunda zarar göreceği için çiçek açan bakla bitkisine artık çapalama yapılmaz.

Sulama: Kışı ılık geçiren bölgelerde sonbaharda ekilen bakla bitkisine, kış ve ilkbahar mevsimlerinde sulama yapılmaz. Yağışlar bitkiye yeterli olur. Kışı soğuk geçiren ve bakla tanelerinin ilkbaharda ekilmesi zorunlu olduğu bölgelerde tohumlardan çimlenen bitki çapalandıkça; ayrıca havalar sıcak ve kurak gittiği sürece düzenli olarak sulama yapılmalıdır.

Gübreleme: Bakla bitkisinin iyi gelişmesi ve nitelikli bol ürün alınması için düzenli bir gübreleme yapılmalıdır. Tohumlarının ekiminden önce bakla bitkisinin ekileceği toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilmeli, ayrıca tohumun ekimiyle birlikte ya da bir hafta önce toprağa bol azotlu fenni gübre atılmalıdır. Ayrıca bakla bitkileri topraktan çok fazla besin maddesi kaldırdığından, fosfatlı ve potaslı fenni gübre verilmesi de gerekir.

Hasat (Derim): Bakla bitkisi yetiÅŸtiriciliÄŸinde, taze bakla, taze iç bakla ya da kuru tane alınması isteklerine baÄŸlı olarak hasat zamanları deÄŸiÅŸir. Taze sebze olarak bakla hasadı için, bitkinin baklalarının normal çeÅŸit iriliÄŸinin 1/3′ü ile 1/2’si arasında bir büyüklüğe ulaÅŸmaları beklenir. Gecikilirse taneler sertleÅŸir ve taze bakla sebze olarak yenilme deÄŸerini yitirir.

Bakla bitkisinin gövdesi çok kırılgan olduğundan baklalar elle çekilip koparılmamalı, bunun yerine elle tutulup aşağı doğru sıyrılarak gövdeden ayrılmaları sağlanmalıdır. Toplanan bakla uzun süre üst üste bırakılırsa kararır. Bundan kaçınılmalıdır. Taze iç bakla hasadı için baklaların normal iriliğine erişmeleri beklenir ve hasat bundan sonra yapılır. Kuru iç bakla elde etmek için, baklalar bitkinin üzerine bırakılır ve bitki kuruduğunda sökülen bitkiden baklalar koparılıp alınır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bakla bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılıp uygun tarıma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Top Blogs TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Miscellaneous - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Hier gehts in Bunny´s Topliste Vote für uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:.