MyFroM.Com Video Paylasım Sitesi » Sağlık Bölümü

‘Sağlık Bölümü’ Kategorisi için Arşiv

Yemeklerden hemen sonra yapılmaması gereken 7 sey

Yazan: PearL   
13 Temmuz
2009

Sigara içmeyin: Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır.(Kanser olma riski daha yüksek.)
* Hemen meyve yemeyin: Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.
* Çay içmeyin : Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteğinin hazmını zorlaştırıyor.
* Kemerinizi gevşetmeyin: Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.
* Banyo yapmayın: Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.
* Yürümeyin: İnsanlar çoğu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru değildir. Yürümek sindirim siteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.
* Hemen uyumayın: Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.

alıntıdır

Kışın sıcak suyla banyo yapmayın

Yazan: PearL   
13 Temmuz
2009

Kışın sıklıkla rastlanan cilt kuruluğunu önlemenin yollarını biliyor musunuz? İşte pratik tavsiyeler

Özellikle kış aylarında, nem oranlarının azalması ve soğuk hava, ciltte nem kaybına ve dolayısıyla kuruluğa yol açıyor. En sık kol ve bacaklarda görülmekle birlikte vücudun her yerinde oluşabilen kuruluk sorunu, başka problemleri de beraberinde getiriyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dermatolog Dr. Esra Özgüroğlu kış aylarında sıklıkla rastlanan cilt kuruluğu ve bu problemi önlemenin yollarını anlattı: “Kuru cildin en önemli özelliği kaşınmasıdır. Cilt kaşındıkça kalınlaşır ve renk değişiklikleri olur. Derinin kalınlaşması ve kaşınması ise deride egzamalara yol açar. Kızarıklıklar ve sulu yaraların oluştuğu cilt, her türlü bakteri ve virüslere açık hale gelir.”

CİLDİNİZ HEP NEMLİ KALSIN
Dermatolog Dr. Esra Özgüroğlu, ciltteki kuruluğu önlemek için şu tavsiyelerde bulunuyor:

Sıcak su cilt kuruluğunu artıran en önemli faktörlerden birisidir. Sıcak su ile yıkanmayın.

Yıkanırken kurutmayan sabunlar, yağ içeren şampuanlar kullanın.

Her banyo sonrası özellikle cildiniz çok kurumadan etkin vücut nemlendiricilerini vücudunuza uygulayın.
Yaşadığınız ortamlarda nem oranını artıracak nemlendiriciler kullanın.
Bol su için.

Biotin, çinko, folik asit, omega -3 yağ asitlerinden zengin beslenin.

BUGÜN / Neslihan SÖZEN

alntıdır

Regl döneminde harika görünmenin yolları

Yazan: PearL   
13 Temmuz
2009

Kadınların kendilerini kötü hissettikleri regl dönemi artık kabus olmaktan çıkıyor.

Clara Amram’ın yazdığı Clarita’s Way adlı kitaptan size vereceğimiz birkaç öneriyle artık çok daha rahat ve huzurlu bir regl dönemi geçireceksiniz.

İşte bu dönemde dikkat edilmesi gerekenler..
-Erken yatıp erken kalkmaya çalışın.
-Uyandıktan ve yüzünüz de yıkadıktan sonra ( dilinizi de yıkamayı unutmayın).
-Kahvaltıda bir tabak taze meyve yiyin.
-Her gün en az 5 öğün taze gıda yiyin.
-Kahve ya da koyu çayları daha az içmeye ya da içmemeye çalışın.
-Alkol miktarını sınırlandırın.
-Şiddet dolu filmler izlemeyin.
-Derin derin nefes alın.
-Gülün, gülmek stresle mücadele etmenin en iyi youdur.
-Açık havada mümkün olduğunca çok zaman geçirin.

Regl dönemi öncesi ve sonrasında problem yaşamak istemiyorsanız..
-Adet öncesi şişkinlik yapan gıdalardan uzak durun.
-Her türlü gazlı içeceklerden uzak durmanızda fayda var.
-Günlük süt ürünleri, tuz ve maya tüketiminizi azaltın.
-Eğer migren kaynaklı baş ağrınız varsa çikolata, şarap, kahve, sert peynir, bol mayalı yiyecekler, portakal ve domates kesinlikle yemeyin.

alıntıdır

İdeal sağlık ve uzun ömür için basit bir kural şudur: Göbek deliğinin yanını çimdikleyen bir erkek dört santimden daha fazla, bir kadın ise iki buçuk santimden daha fazla deri tuta-mamalıdır. Vücutta bunun dışındaki hemen hemen bütün yağ­lar sağlık riski oluşturur. On sekiz, yirmi yaşından beri sadece dört-beş kilo bile aldıysanız, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve diyabet gibi sağlık problemlerine sahip olma riskiniz önemli derecede artmış olabilir. Aslında doğru kiloda olduğuna inanan kişilerin çoğunun vücudunda hala çok fazla yağ vardır.

İdeal vücut kilosunu bulmada kullanılan yaygın formüller­den biri şudur:
Kadınlar: Yaklaşık olarak boyun ilk 152 santimi için 43 kg. ve son­raki her 2,5 cm için 1,8 kg.

162 cm. 43+7,2= 50.2 kg.
167 cm. 43+10,8= 53,8 kg.

Erkekler: Yaklaşık olarak boyun ilk 152 santimi için 48 kg. ve son­raki her 2,5 cm için 2,3 kg. Bu nedenle, 178 cm boyundaki bir erkek, yaklaşık 70,3 kg. olmalıdır.

Hepimizin vücut yapısı ve kemik yapısı farklı olduğundan, ideal kiloyu yaklaşık olarak veren bütün formüller sadece kabaca yol gösterirler.

Vücut kütle indeksi (BMI), fazla kilo riskini hesaplamada kullanılan yaygın bir göstergedir ve genellikle tıbbi araştır­malarda kullanılır. BMI, kilonuzun (kilogram olarak), karesi alınmış boyunuza (metre olarak) bölünmesiyle bulunur:
Kilo
BMI = ————
(Boy)2
BMI’nm 24′ten fazla olması fazla kilolu olduğunuzu, 30′dan fazla olması ise obez olduğunuzu gösterir. Bununla birlikte, belimizin çevresini ölçmek çoğumuz için daha kolaydır.

Ben bel çevresinin ve karın bölgesindeki yağın ölçülmesini tercih ederim, çünkü eğer kişi atletik yapılı ve çok kaslıysa BMI yanlış yere yüksek çıkabilir. Ağırlık kaldırmıyorsanız ve kas kütleniz çok değilse, ideal olarak BMFnız 23′ten az olma­lıdır. Örneğin ben ortalama yapıda bir insanım (178 cm, 68 kg) ve BMI’m 21,5. Belimin çevresi 77,5 cm.dir. Bel göbek hiza­sından ölçülmelidir.

Geleneksel görüşe göre belinin çevresi 101,5 cm.den fazla olan erkekler ve belinin çevresi 89 cm.den fazla olan kadınlar önemli oranda fazla kiloludurlar ve sağlık problemleri ve kalp krizi yaşama riskleri yüksektir. Güncel bulgular, riskin tespi­tinde karın bölgesindeki yağın ölçülmesinin, bütün kilonun ölçülmesinden daha iyi sonuç verdiğini göstermektedir. Bel çevresinde birikmiş yağlar, diğer yerlerde, örneğin kalçaları­nızda ya da basenlerinizde toplanan ekstra yağa göre daha fazla sağlık riski taşır.

Eğer çok zayıf olduğunuzu hissederseniz ne yapmalısınız? Eğer vücudunuzda çok fazla yağ varken kendinizi zayıf hissediyorsanız, kilo almak için kaslarınızı geliştirmek üzere egzer­siz yapmalısınız. Bariz şekilde fazla kilolu olmalarına rağmen, bana çok ince olduklarını düşündüklerini söyleyen ya da aile ve arkadaşlarından bu görüşü duyan pek çok hasta ile karşı­laşıyorum. Onların standartlarına göre çok ince olabileceğinizi ya da en azından onlardan ince olabileceğinizi unutmayın. Burada sorulması gereken soru şudur: Onların standartları sağlıklı mıdır? Bundan şüphem var. Ne olursa olsun, kendinizi çok yiyerek kilo almaya zorlamayın! Açlık duygunuz geçene kadar yiyin, bundan fazlasını değil. Egzersiz yaparsanız işta­hınız da artacaktır. Sadece yiyerek kilo almaya çalışmamalısınız, çünkü bu vücudunuza kas değil yağ ekleyecektir. Daha şişman olduğunuzda kendinizi beğenip beğenmemenizden bağımsız olarak fazla yağ, ömrünüzü kısaltacaktır.

Sağlıklı yemeye başladıktan sonra, umduğunuzdan daha ince olduğunuzu görebilirsiniz. Çoğu kişi ideal kilolarına ula­şana kadar kilo verir ve sonra kilo kaybı durur. İdeal kilo kişiye göre değişir, fakat kasların yok olması yağlardan daha zordur; bu yüzden yağ bir kere vücudunuzdan gitti mi, kilonuz sabitlenecektir. İnce, kaslı bir kiloya gelince kilo kaybı durur; çünkü vücudunuz size yemeniz için güçlü sinyaller gönderir. Bu sinyallere ben “gerçek açlık” diyorum. Gerçek açlık sizin kas rezervinizi korur, yağ rezervinizi değil.

alıntıdır

Cep telefonuyla fazla konuşunca

Yazan: PearL   
29 Haziran
2009

Cep telefonuyla fazla konuşmanın insanda ne gibi sorunlar yarattığı belli oldu.
Cep telefonuyla fazla konuşmanın dirsek ya da ön kolda sinir sıkışmasına neden olabileceği bildirildi.

Amerikalı doktorların “Cleveland Clinic Journal of Medicine” dergisinde yayımlanan makalesinde, cep telefonunun fazla kullanımının parmaklarda karıncalanmaların yanı sıra elde kas kaybına, dirsekte doku bozulmalarına yol açabileceği belirtildi.

Makaleye imza atanlardan Dr. Peter Evans, cep telefonuyla uzun konuşulduğunda sorunun parmaklarda karıncalanma, 4 ve 5. parmaklarda ve elin dış kısmında, bileğe doğru uyuşmalarla başladığını vurguladı.

Evans, tedbir alınmazsa sonunda kullanıcının elinin kas gücünü kaybedip örneğin şişe kapağını açmakta bile zorlanabileceği uyarısında bulundu.

Makalede, tıpta “kübital kanal sendromu” adı verilen bu hastalığa yakalanma riskini, kolun 90 dereceden fazla uzun süreli bükülü tutulmasının artırabileceği, kolun bu durumda tutulmasının koldaki sinirin gerilmesine ve dirsekten geçen kanalda baskıya yol açabileceğine dikkat çekildi.

“KONUŞMA SIRASINDA EL DEĞİŞTİRİN”

Dr. Evans, “kübital kanal sendromunun” şeker hastalığı ya da tekrarlanan travmalar gibi çok çeşitli nedenlerden ortaya çıkabileceğini ancak cep telefonu kullanımına bağlı olarak hastalığın görülme sıklığının arttığını ifade etti.

Hastalık riskini azaltmak için cep telefonuyla konuşulduğu sırada elin değiştirilmesini ya da “eller serbest” şeklinde konuşulmasını öneren Evans, bu basit önlemlerin genellikle yeterli olduğunu vurguladı.

Evans, riskin azaltılmasında kısa mesaj gönderme yönteminin de akıllıca olmadığını, fazla kısa mesaj göndermenin baş parmakta ağrılara ve sinir sıkışmalarına yol açabileceğini belirtti.

Konuya ilişkin makale, Fransız “Le Figaro” gazetesinin internet sitesinde de yer alıyor.

alıntıdır

Muz, her derde deva

Yazan: PearL   
29 Haziran
2009

Son derece besleyici bir meyve olan muzun içerisinde % 75 oranında su, % 1,3 oranında protein ve % 0,6 oranında da yağ bulunmaktadır.

Geri kalanı ise çeşitli karbonhidratlardan ve önemli ölçüde potasyumdan oluşmaktadır Birçok hastalığın tedavisinde faydalı olduğu gibi özellikle de, ateş, sindirim bozuklukları, kas krampları ve kas gevşekliği gibi durumlarda tavsiye edilir İçerdiği yüksek orandaki potasyum sayesinde, atıkların vücuttan dışarı atılması işlemini kolaylaştırır
.Kan basıncının düşürülmesini sağlar Bunun yanında muz, alerji tedavisinde de kullanılır İçindeki potasyum, sodyum ile birlikte çalışarak hücre ve kas gelişimini sağlar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp atışlarının normale dönmesini sağlar Eğer vücuttaki sodyum-potasyum dengesinde bozulma olacak olursa, sinir sistemi ve kasların faaliyetlerinde düzensizlik meydana gelir Bu sebeple potasyum dengesinin korunması vücut için son derece önemli bir konudur Ayrıca potasyum eksikliği, vücutta ödem oluşmasına ve kan şekerinin düşmesine yol açacağı için, söz konusu dengenin korunması oldukça mühimdir

İçerdiği B6 vitamini sayesinde, protein ve amino asitlerin pek çok kimyasal reaksiyona girmesinde muz aktif bir görev alır Ayrıca beynin normal fonksiyonlarını gerçekleştirmesine yardımcı olur Kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını destekler Bunun yanında vücut sıvıları arasındaki kimyasal dengenin sürekliliğini sağlar Enerji üretimine yardımcı olur ve strese karşı dayanıklılık sağlar İçerdiği karbonhidrat, yağ ve proteinin metabolik işlemleri sırasında yardımcı enzim görevi görür Ayrıca bazı anemi (kansızlık) türlerini tedavi eder Hücre ve kas gelişiminde ve vücudun sıvı dengesinin korunmasında aktif rol oynar Kalp hastalıklarında da, tedavi edici etkisi vardır İçerdiği B6 vitaminin eksikliğinde ise yorgunluk, şuur bulanıklığı, sinirlilik, uykusuzluk, kansızlık, böbrek taşları ve cilt dokusunun bozulması gibi hastalıklar ortaya çıkar

Yorgunluğa ve ishale de birebirdir.

alıntıdır

İşkence tespitinde röntgen

Yazan: PearL   
29 Haziran
2009

Adli tıp uzmanları farklı tıbbi yöntemlerle işkencenin belgelenmesine yardımcı oluyor. Bunlardan biri de 35 yıldır işkence vakalarını röntgenle tespit etmeye çalışan radyoloji uzmanı Profesör Hermann Vogel.

Hamburg Üniversite Kliniği’nin Adli Tıp Enstitüsü’ne girince kırık kafatasları, çıkık omuzlar ya da kırılmış bacak ve kolların röntgen filmleri hemen göze çarpıyor. Bunlar herhangi bir yaralanma değil, kasıtlı olarak kötü muameleye uğramış insanların vücutlarında taşıdığı işkence izleri. Radyoloji uzmanı Profesör Hermann Vogel, röntgen resimleri ile işkencenin anlaşılabildiğini söylüyor: “Burada bir ayağın röntgenini görüyorsunuz. İkinci ve üçüncü parmağın deforme olduğunu görmek mümkün, daha doğrusu sonuncu ve orta parmaklar eksik. Bu baskı oluşturma yoluyla yapılan bir işkence. Başparmağı sıkmaya yarayan eski işkence aletlerini biliyorsunuz. Baskı ile acı yaratılan, zarar verilen ve yaralanmaya yol açan bu yöntem hala kullanılıyor.”

Profesör Vogel teşhis için başka özel aletler kullanma ihtiyacı duymuyor. Röntgen resimleri, iyi bir büyüteç ve yıllardır edindiği deneyim onun için yeterli. Hangi ülkede ne tür işkence yöntemleri kullanıldığını iyi bilen radyolog, röntgende gördükleri ile hastanın anlattıklarını karşılaştırarak sonuca ulaşıyor. Profesör Hermann Vogel için inandırıcılığın teyit edilmesi en isabetli yöntem. Vogel şunları söylüyor: “İnandırıcılığın kontrolü, örneği darbelerin bıraktığı izler açısından önemli. Ayrıca kırılan kemiğin yaşı ve kemikteki değişikliklerden de bir anlam çıkarabileceğimden bu, olayın meydana geldiği zaman dilimi açısından da önemli.”
Röntgenle işkenceyi tespit eden ilk tıpçı

Hermann Vogel, 35 yıl önce Meksika’daki misafir profesör olduğu dönemde, dünyada röntgenden işkence vakalarını tespit eden ilk bilim adamı olmuştu. İşkencenin kanıtlanması için yıllarca Çin, Zimbabve ve Çad dahil 30′dan fazla ülkede çalışan Vogel, işkence olaylarının aydınlatılmasında resmi yetkililerin her ülkede zorluk çıkardığını dile getiriyor. Hükümetlerin genellikle bir önceki iktidar döneminde yaşanan olayları araştırdığını belirten Hermann Vogel, ayrıca her ülkede röntgen cihazına ulaşmanın kolay olmadığını ve bazen de vakayı fotoğraflayarak Hamburg’daki laboratuvarında incelediğini söylüyor.

Vogel, işkenceye uğradığını tespit ettiği bazı kişilerin de Almanya’ya iltica etmek için başvuruda bulunduğunu dile getiriyor. Ancak bu konudaki bürokrasinin zorlu olduğunu ve her zaman başarılı sonuç alınamadığını sözlerine ekliyor.

Kamuoyu duyarlılığını da artırmaya çalışıyor

67 yaşındaki profesör işkence olaylarını kamuoyuna daha fazla duyurmak için bir de kitap yazmış. “Röntgen Resimlerindeki Şiddet” adını taşıyan kitapta, dünyanın çeşitli bölgelerindeki farklı şiddet yöntemlerini anlatıyor. İnsan hakları örgütleri ile de temasta olan Vogel, bir de sergi hazırlığı içinde.

Vogel, “Röntgen resimlerinin avantajı, bireye ve onun çektiği acıya bağlı olmadan işkence izlerini göstermesi. Bu konudaki tartışmanın nesnelleştirilmesinde bazan yarar olabilir. İşkence tartışması çoğu zaman duygusallaştırılıyor: Sen neler olduğunu bilmiyorsun, sadece kötü olduğu için buna karşısın, gibi. İşkencenin kötülüğünün tartışma konusu yapılmasına bile izin verilmemesi önemli ve belki bunda benim de küçük bir katkım olabilir” diyor.

alıntıdır

Sigara beyin hasarını tetikliyor

Yazan: PearL   
29 Haziran
2009

Bilimadamları, sigara ile beyin hasarı arasında doğrudan ilişki bulunduğunu tespit ettiler.

Hindistan’da Ulusal Beyin Araştırma Merkezi’nden bilimadamları, tütünün içindeki bileşenin merkezi sinir sistemininde beyaz kan hücrelerini sağlıklı hücrelere saldırması için tetiklediğini ve nörolojik hasara yol açtığını buldular.
Neurochemistry isimli tıp dergisinde yer alan araştırmada, sigarada bulunan kanserojen bir madde olan NNK’nın doğrudan beyin hücrelerine zarar vermediği, ancak MS hastalığı gibi bozukluklara öncülük eden nöroinflamasyona yol açtığı kaydedildi. NNK’nın mikroglia isimli beynin bağışıklık hücrelerinden gelen aşırı cevabı kışkırttığını gösteriyor. Normalde, mikroglia hücrelerinin hasarlı veya sağlıksız hücrelere saldırdırdığını belirten araştırmacılar, bu hücrelerin NNK tarafından kışkırtıldığında sağlıklı beyin hücrelerine saldırdıklarını söylediler.

NNK tüm tütün ürünlerinde sunulduğundan beri, vücuda çiğneyerek de girebildiğini söyleyen araştırmacılar, pasif içicilerde de, yüksek seviyede NNK bulunduğunu, bu nedenle beyinlerinde zararlı etki olabileceğini ifade ettiler.

alıntıdır

Tasarruflu ampullerin yanında durmayın

Yazan: PearL   
29 Haziran
2009

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Çerezci, elektronik cihazların yaydığı elektromanyetik radyasyona bazı teknikler kullanarak en az seviyede maruz kalmanın mümkün olabileceğini belirtti.

Prof. Dr. Çerezci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gündelik yaşamın vazgeçilmez parçası haline gelen elektronik cihazların, yaydıkları elektromanyetik radyasyon nedeniyle insan sağlığı bakımından risk oluşturduğunu söyledi.
Çerezci, elektronik cihazların yaydığı elektromanyetik radyasyona bazı teknikler kullanılarak en az seviyede maruz kalmanın mümkün olduğunu ifade etti.

Elektromanyetik radyasyonun neden olduğu riskin asgari düzeye indirilmemesi durumunda tehlike kavramının ortaya çıkacağına dikkati çeken Çerezci, ”Elektromanyetik radyasyon cep telefonu, yüksek gerilim hatları ve kullandığımız her türlü elektronik cihazlar aracılığıyla hayatımızda bir şekilde risk oluşturuyor. Yapmamız gereken bilinçli bir yaşamı tercih ederek söz konusu riski en aza indirmenin yollarını aramaktır” dedi.

Elektromanyetik radyasyon açısından elektronik cihazlar sıralanırsa cep telefonunun en ön sıralarda geldiğini bildiren Çerezci, ”Cep telefonları, yüksek gerilim hatları, radyo televizyon kuleleri ciddi şekilde elektromanyetik radyasyon yayıyor. Yüksek gerilim hatları ve radyo televizyon kulelerinin 500 metre yakınında ev bulunmaması lazım” diye konuştu.

-”ARAÇTA CEP TELEFONUYLA GÖRÜŞMEYİN”-

Cep telefonlarının insan hayatının ayrılmaz parçası haline geldiğini belirten Çerezci, mümkün olduğunca sabit telefonların kullanılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:

”Cep telefonlarını mümkün olduğunca az ve tekniğine uygun kullanmamız gerekiyor. Araçta mümkün olduğunca cep telefonuyla görüşmememiz gerekiyor. Görüşme sırasında araçta elektromanyetik dalgalar dolaşıyor. Kafesin içine girdiği için cep telefonu yüksek güçte çalışıyor. Elektromanyetik dalga çıkış şansını zorluyor, açık havadaki gibi değil. Bu da araç içindeki elektromanyetik dalganın dolaşmasına ve bulunmasına ortam hazırlıyor. Dolayısıyla ‘araç içinde cep telefonu görüşmesi yapabilirsiniz, herhangi bir zarar görme durumu yok’ deseler bile araç içinde elektromanyetik radyasyon olacak. Cep telefonu görüşmesi yapacaksak kapalı mekanlarda pencereye yakın yerlerde konuşma yapmamız gerekiyor. Bu durumda cep telefonu baz istasyonuyla daha rahat iletişim kuracak ve daha az dalga yayacaktır. Daha yüksek güç daha fazla radyasyon anlamına geliyor. Telefon görüşmesi yapacaksak koridorda yapmamayı tercih edelim. Kulağımızı pencereye çevirerek görüşme yapmamız lazım. Başımızı pencereye çevirip cep telefonuyla konuştuğumuz sol kulağımız pencere yönünde olmalı. O zaman cep telefonunu sağ kulağımıza tutmayacağız. Bunlar birer teknik.”

Baz istasyonlarının yakında olması halinde cep telefonlarının daha düşük güçte çalışacağını söyleyen Çerezci, şöyle konuştu:

”Bazıları ‘Baz istasyonlarını şehrin sadece tepelerine dikelim, şehir içinde olmasın’ diyor. ‘Baz istasyonları şehir içinde olmasın’ demek teknik açıdan mümkün değil. Baz istasyonu yakında olursa cep telefonları daha az güçte çalışacak ve dolayısıyla daha az manyetik radyasyon yayacaktır. Cep telefonsuz hayat düşünmeyeceksek etkilerini minimuma indirmemiz gerekiyor. Temel ilke elektromanyetik radyasyondan en az seviyede etkilenerek yaşamımızı nasıl sürdüreceğimiz konusudur. Bunun yollarını aramamız lazım.”

Şarjı uzun süre giden cep telefonlarını kullanmanın en iyi tercih olacağını ifade eden Çerezci, söz konusu telefonların daha düşük güçte çalışması nedeniyle daha az elektromanyetik radyasyona maruz bırakacağını belirtti.

Cep telefonunun yatarken kesinlikle baş ucuna konulmaması gerektiğini söyleyen Çerezci, şunları kaydetti:

”Cep telefonlarının antenleri arka kısmında olduğu için taşırken ekranı vücudumuza, anteni dışa bakacak şekilde taşımak çok önemli. İlk çağrı alındığı an elektromanyetik radyasyonun an yüksek seviyede olduğu durumdur. Böylece elektromanyetik dalga vücudumuzun iç kısmına değil de dışa doğru yönelecektir. Tersi durumda pantolonumuzda taşıdığımız cep telefonu nedeniyle vücudumuzun alt kısmı elektromanyetik dalga ile ışınlanır. Vücudumuzun alt kısmı bilindiği gibi üreme organlarının bulunduğu bölüm. Su dokularının ve su oranının fazla olduğu bölgelerdir. Vücudumuzun alt bölgesi su oranının fazla olması nedeniyle elektromanyetik radyasyonu ciddi şekilde absorbe (soğurma) eden bir yapıya sahiptir. Bu konularda ihtiyatlı davranmamız lazım. Mümkün olduğunca sabit telefonla görüşmemiz gerekiyor. Eve gittiğimizde belirli bir saatten sonra cep telefonlarını kapatabiliriz.”

-”TASARRUFLU AMPULLERİN YAKININDA DURMAYIN”-

Tasarruflu ampullerin de elektromanyetik radyasyon yaydığına dikkati çeken Prof. Dr. Çerezci, yetkililerin bu konuda vatandaşları uyarması ve nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirmesi gerektiğini söyledi.

Çerezci, şöyle devam etti:

”Enerji tasarrufunu kabul ediyoruz ama ampullerin bazı kullanım şartları olmalı. Öğrencilerin çalışma masalarında tasarruflu ampul kullanmamak lazım. Neden? Çünkü tasarruflu ampullere yakın duruyorsanız çok şiddetli bir radyasyonla baş başa kalırsınız. Bunun için baz istasyonunun yanına gitmeye gerek yok. Baz istasyonunu evinizin içine getirmiş oluyorsunuz. Tasarruflu ampuller yüksek tavanlı odalarda kullanılıyorsa sorun yok, başımız ampulden 1,5 metre uzaktaysa sorun yok ama tabii ki yine de elektromanyetik dalga yayıyor.”

-MİKRODALGA FIRIN KULLANIMI-

Mikrodalga fırınların da bilinçsiz kullanıldığına işaret eden Çerezci, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Mikrodalga fırını mutfakların görselliğini tamamlaması açısından herkesin çok rahat görebileceği yere koyuyorlar. Mikrodalga fırın çalıştığı zaman çocuğun baş hizasında olmamalı. 1,40 metrenin mutlaka üstünde olmalı, insanların en az geçtiği yere konulmalı. Mikrodalga fırının bulunduğu duvarın arkasındaki odada çocuk beşiğinin bulunmamalı. Arka tarafına da sızıntı oluyor. Ön tarafına çok ciddi oranda mikrodalga yayıyor. Çalışırken hiçbir zaman yanında durmayacaksınız. En az bir metre uzağında olacaksınız. Çalışırken 20 santimetre önünden bir çocuk sürekli geçiyorsa çocuğu mikrodalgayla ışınlıyorsunuz demektir. Mikro dalga fırın çalıştığı zaman evinizde baz istasyonu var demektir. Mikrodalga fırının çok yakınındaysanız baz istasyonuyla karşı karşıyasınız demektir.”

Elektromanyetik radyasyondan korunmak için kadınlara kolye, nazarlık ve süs eşyası şeklinde ürünler sunulduğunu, cep telefonuna yapıştırılan etiketler satıldığını kaydeden Çerezci, ”Bu ürünleri inceledik. Elektromanyetik dalgayı azaltıcı hiçbir olumlu etkisine rastlamadık. Bu ürünleri kesinlikle kullanmıyorum, alınmasını da tavsiye etmiyorum” diye konuştu.

-BAKAN YILDIZ’IN AÇIKLAMASI-

Bu arada, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, tasarruflu ampullerin sağlık açısından zararlı olduğu söylentileriyle ilgili olarak, ”Sağlıksız ve bu konuda CE belgesini almamış hiçbir ampulün tavsiye edilmesi söz konusu değil. Bir kısım fason ve tampon malların kullanıldığına şahit oluyoruz” demişti.

alıntıdır

Yaşlanmaya karşı yeni umut

Yazan: PearL   
25 Haziran
2009

Basit bir kan testi ile moleküler yaşlanma ölçülebilecek.

Bilim adamları dokuların yaşlanma hızını moleküler düzeyde ölçebilecek basit bir kan testini geliştirmek üzere çalışıyorlar.

Elde edilen verilere göre dokular yaşlandıkça p16INK4a isimli protein konsantrasyonu ciddi oranda artmakta, bu da protein miktarını ölçerek dokuların yaşlılık ve sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olmaya olanak tanımakta. Bu basit ölçüm vücudun ilaçlara ve ameliyatlara vereceği tepkiyi önceden tespit etmek ve sağlık için gerekli kararları alabilmek için doktorlara ciddi bir bilgi kaynağı sağlayacak.

North Carolina Üniversitesi’nden yapılan açıklamada insanların süre bazındaki yaşı ile molekiler yaşının farklı olduğu, kan testi ile tıbbi yaşın tespitinin kolaylıkla yapılabileceği belirtildi.

p16INK4a isimli protein kanserin gelişimini engellediği zaten bir süredir bilim adamlarının çalışma alanlarından biri idi. Bağışıklık sisteminin T hücrelerinde bulunan bu protein hastalıklara karşı savaşmakta ve dokuların tamirinde anahtar rolü oynuyor.

alıntıdır

« Önceki yazılar    |    




Online Saya