MyFroM.Com Video Paylasım Sitesi » Politika

‘Politika’ Kategorisi için Arşiv

Oyun dışı kaldım tatildeyim

Yazan: PearL   
19 Mayıs
2009

Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, memleketi Karabük’ün Ovacık İlçesi Ekincik Köyü’nde yorgunluk atıyor. Babası Abdullah, annesi Ünzile, kardeşi İbrahim ve kızı Büşra ile birlikte memleketinde tatil yapan Şahin, köylülerle sohbet edip, babasının ve köylülerinin üretimine başladığı kanola tarlalarında dolaşarak, yeni doğmuş kuzuları seviyor.

Şahin, şöyle konuştu: “Ben şimdiye kadar siyasette hiç görev istemedim. Görev isteyen değil, görev verilen, tercih edilen isim olmayı tercih ederim. Ben daha önce 7 numaralı formayı giyiyordum. Daha sonra 17 numaralı formayı giydim. Şimdi ise oyun dışıyım. Bundan sonra da sayın Başbakanım hangi formayı verirse onu giyerim. ’Şu görev verilirse yaparım, bu görev verilirse yapmam’ mantığı benim siyaset anlayışımda yok.”

alıntıdır

Gümüşhane merkeze bağlı Tekke beldesinde yapılan belediye başkanlığı seçiminin, oy pusulalarında AK Parti amblemi altında Saadet Partisi yazdığı gerekçesiyle, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından iptal edildiği bildirildi.

Edinilen bilgiye göre, 29 Martta yapılan yerel seçimlerde Tekke beldesi belediye başkanlığı seçimi için bastırılan oy pusulalarında, AK Parti amblemi altına yanlışlıkla Saadet Partisi yazıldı.

Beldede toplam 5 sandıkta yapılan oy sayımında 878 oy geçerli sayılırken, AK Parti adayı Gürsel Şeyhoğlu’nun 362, CHP adayı Rahmi Ertürk’ün ise 294 oy aldığı belirlendi.

Seçimin ardından son başvuru süresi olan 31 Mart Salı günü saat 14.30′a kadar İlçe Seçim Kurulu’na itirazda bulunmayan CHP İl Başkanlığı, daha sonra İl Seçim Kurulu’na başvurarak oy pusulalarındaki yanlışlık nedeniyle seçim sonucuna itiraz etti.

Ancak İlçe Seçim Kurulu, CHP’nin itirazını, başvuru süresine kadar yapılmadığı için reddetti.

Bunun üzerine CHP İl Başkanlığı, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren YSK, kuruma gönderilen evrak ve birleşik oy pusulası örneklerini inceledi.

YSK, Tekke beldesi belediye başkanlığı seçiminde bastırılan birleşik oy pusulalarının kanuna ve ”29 Mart 2009 Tarihinde Yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde Kullanılacak Birleşik Oy Pusulalarının Hazırlanması ile Basım ve Dağıtımında Uygulanacak Usul ve Esasları Gösterir Genelge”ye uygun olarak bastırılmadığı, bu durumun bir siyasi partiye oy verecek seçmeni yanılgıya düşürerek gerçek irade ve tercihini etkileyebileceğine, bu seçimin iptali ile Belediye Başkanlığı seçiminin 7 Haziran 2009′da yenilenmesine karar verdi.

Öte yandan, oy pusulalarını basan matbaanın, beldede kullanılan oy pusulalarında AK Parti ambleminin altında Saadet Partisi yazılmasının ”gözden kaçan bir hata” olduğunu belirttiği öğrenildi.

alıntıdır

DSP’de 4 uyarı 1 ihraç

Yazan: PearL   
13 Nisan
2009

DSP’DE Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edilen 5 vekil için karar çıktı. CHP’nin İstanbul adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledikleri ve Genel Başkan Zeki Sezer’e mektup yazdıkları gerekçesiyle disipline sevk edilen Tayfun İçli, Recai Birgün, Emrehan Halıcı ve Mücahit Pehlivan uyarıldı, Ahmet Tan ise ihraç edildi. Tan ‘Ergenekon Türkiye hukukunu, Ecevitsizleşen DSP’nin Ergenekon’u da parti hukukunu tehdit ediyor’dedi.

alıntıdır

ŞENER BEKLENEN PARTİYİ KURUYOR

Yazan: PearL   
12 Nisan
2009

AKP’den ayrıldıktan sonra Yeni Oluşum Hareketi adı altında siyasi çalışmalarını sürdüren Devlet eski Bakanı ve Başbakan eski Yardımcısı Abdüllatif Şener, 29 Mart yerel seçimlerinin hemen ardından, uzun süredir beklenen yeni partiyi kuruyor. Şener’in, 26 Nisan Pazar Günü aralarında eski milletvekili ve bakanların da olduğu 40′a yakın kurucu isimle birlikte partisinin kuruluşunu açıklaması bekleniyor. Şener’in, 27 Nisan’da da İçişleri Bakanlığı’na partinin kuruluş dilekçesini sunacağı kaydediliyor

Uzun bir süredir Yeni Oluşum Hareketi adı altında siyasi çalışmalarını sürdüren Devlet eski Bakanı ve Başbakan eski Yardımcısı Abdüllatif Şener yeni parti için düğmeye basıyor. Daha önce yaptığı açıklamada, 29 Mart seçim sonuçlarını “Türkiye için yeni bir dönemin başlangıcı” olarak değerlendiren Şener, beklenen partiyi 20 Nisan’dan sonra kuracaklarını bildirmişti. Şener’in 26 Nisan’da partinin kuruluşunu açıklaması beklenirken, partide, 40′a yakın aralarında eski milletvekili ve bakanların da bulunduğu kurucu ismin bulunacağı kaydediliyor. Şener ve ekibinin 27 Nisan’da da İçişleri Bakanlığı’na partinin kuruluş dilekçesini verecekleri belirtiliyor.

-YENİ PARTİNİN HEDEFİ HEDEF 2011′DEKİ SEÇİMLER-

22 Temmuz seçimleri ve 29 Mart yerel seçimlerini partileşme çalışmalarını yürüterek geçiren Şener ve partisinin hedefi ise 2011′deki genel seçimler olacak. Hazırlıklarını ve çalışmalarını önümüzdeki genel seçimlere göre yürüten Şener, partisinin kadrosuna ilişkin işareti ise bir röportajında “Önümüzdeki dönem, ekonominin hep gündemde olacağı bir dönem… Onun için partinin kuruluşunda da ekonomi ağırlıklı bir kadro oluşturmayı planlıyorum. İktisadi konularda kamuoyunun bildiği, liyakatine, birikimine inandığı isimler bu parti çatısı altında olacak. Ama olanların ötesinde hangi düşünceye hangi eğilime sahip olursa olsun, bu ülkedeki bütün düşünen insanlar bizim kadromuzdur.”sözleriyle vermişti.

-ŞENER KİMDİR?-

Abdüllatif Şener 1954 yılında Sivas Yıldızeli’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas’ta tamamlayan Şener, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini 1977 yılında bitirdi. 1991 seçimlerinde Sivas Milletvekili olarak Parlamentoya giren Şener, 1996-1997 yıllarında 54. Hükümette Maliye Bakanlığı, 2002-2007 yıllarında 58. ve 59. Hükümetlerde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. AKP’den ayrıldıktan sonra Yeni Oluşum Hareketi adı altında çalışmalarını sürdüren Şener’in “Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi” “Sona Doğru Osmanlı-Osmanlı Ekonomisi ve Maliyesi Üzerine Yazılar” ve “Osmanlı Maliyesi’nin Şeffaflaşması-Yayımlanmış İlk Bütçeleri” isimli üç kitabı bulunuyor. (ANKA)

alıntıdır

BAYKAL’IN KRİZDEN KURTULMA FORMÜLÜ

Yazan: PearL   
13 Kasım
2008
CHP lideri Deniz Baykal, Güneydoğu’daki insanların terörle eş tutulamayacağını belirtirken Türkiye’yi küresel krizden çıkaracak önerileri sıraladı.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ”iktidarın terör sorununu kavramadığını ve büyük yanlışlıklar yaptığını” savunarak, ”Bölgedeki insanın terörle bütünleşmiş olduğunu kabul etmeye kimsenin hakkı yok. Kimseyi teröristlere teslim etme hakkımız yoktur. Teröristle mücadele kararlılıkla götürülür ama bölgeye de içtenlikle sahip çıkılır” dedi.

Kanal D’nin ana haber bülteninde soruları cevaplandıran Baykal, dünyadaki ekonomik krizin Türkiye’ye yansımalarıyla ilgili bir soru üzerine, Türkiye’deki ekonomik krizin işleyiş tarzının Batı’daki krizin işleyiş tarzından çok farklı olduğunu söyledi.

Gelişmekte olan, yükselen piyasa ekonomilerine krizin yansıdığını, Türkiye’nin de bunların arasında olduğunu belirten Baykal, turizm, tekstil, otomotiv, inşaat sektörlerinde çok ciddi üretim daralmaları yaşandığını söyledi.

Bunun daha da yaygınlaşacağının anlaşıldığını ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

”Türkiye’de krizin, bizim mali dengemizi ciddi şekilde sarsmakta olduğu, maliyetleri artırmakta olduğu açıkça görülüyor. Şu ana kadar bütün dünya harekete geçip önlem paketleri hazırladığı halde, Amerika’da, Avrupa’da, Çin’de çok kapsamlı önlem paketleri hazırlandığı halde bizde böyle bir arayış yok.

Sanki şöyle bir anlayış var Hükümet’te; toplumu ayağa kaldırıp, ilgili çevreleri göreve çağırıp, iş adamlarını, onların ilgili kuruluşlarını, ekonominin önde gelen insanlarını, bürokrasiyi harekete geçirip, hep birlikte sendikalar falan ‘önlem arayalım’ derse, bu, ekonomi politikasının iflas ettiğini kabul etmesi anlamına gelecek gibi bir duygu içinde. O nedenle de inkar etmeyi tercih ediyor. İnkarla bir yere varmak mümkün değil. Türkiye, ciddi şekilde kriz tehdidine maruzdur ve bir an önce ciddi önlem almak lazım.”

-”KRİZİN TÜKETİM AYAĞI DA VAR”-

Krizin doğru tespit edilmesi ve doğru politikalarla yaklaşılması gerektiğini ifade eden Baykal, karşı karşıya kalınan krizin hem üretim hem de tüketim yönü bulunduğunu belirtti.

Bir takım büyük fabrikaların dünyada bankaların iflas etmesi ve sıkıntıya girmesi sebebiyle finansman olanaklarını kıstıklarını ve üretim yapamaz hale geldiklerini anlatan Baykal, Türkiye’de de otomotiv ve tekstil sektörünün ciddi bir daralma içine girdiğini kaydetti.

Bu sektörleri üretim yapar hale getirme ihtiyacı olduğunu ifade eden Baykal, ”Bu, Türkiye’deki finans sisteminin, kredi imkanlarının KOBİ’lere yönelik olarak, üretim yapan fabrikalara yönelik olarak arttırılması zorunluluğunu ortaya koyuyor. Ama sadece böyle bir yaklaşımla bu krizin çözülmesi mümkün değil, çünkü krizin bir de tüketim ayağı var” diye konuştu.

İnsanların cebindeki parayı harcayamaz hale geldiğini savunan Baykal, şunları kaydetti:

”Onları para harcar, talep üretir, ekonomiyi aşağıdan yukarıya doğru çarkları çevirir hale getirmek lazım. Bunun yolu, sosyal demokrat reçetedir ve bütün dünya şimdi oraya gidiyor.

Bakın Bush bir reçete hazırladı. Esas itibarıyla bankaları, sigorta şirketlerini kurtarmaya yönelik bir reçete hazırladı. Demokrat Parti yöneticileri ‘Olmaz’ dediler. ‘Sadece bu olmaz. Onu yap anladık da. Sen vatandaşı, orta halli, dar gelirli insanları da piyasaya girebilecek, talep yaratacak, alışveriş yapacak noktaya getirmek zorundasın. Bu olmazsa olmaz’ dediler. O yönde değişiklik önerileri getirdiler.”

Aynı şekilde İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın katkısıyla AB’nin kriz paketinin de sosyal bir nitelik kazandığını belirten Baykal, ”Vatandaşın alışveriş yapmasını mümkün kılacak desteği katkıyı vermek lazım” dedi.

Bu konuda CHP’nin ciddi bir hazırlığı olduğunu ifade eden Baykal, ”memurların ve emeklilerin ücretlerine ciddi zam yapılması, işçi çıkarmayacak işletmelerde işçinin cebine girecek parayı artırmak üzere devletin prim ve vergi yükünden vazgeçmesi, ÖTV ve KDV’yi doğal gaz ve elektrikten kaldırmak, çiftçiye ve esnafa sıfır faizli kredi verilmesi” gerektiğini söyledi.

IMF ile anlaşma yapılması gerekip gerekmediği yönündeki bir soruya Baykal, ”IMF ile anlaşmayı bunlar çok geciktirdiler, ekonomiyi bu noktaya getirdikten sonra yapacak birşeyleri yok. Şimdi de bunlar bu arayışa girdiler, ama ne yazık ki geç kaldılar. Geç kaldıkları için IMF’nin maliyeti daha da arttı. Bu geldiğimiz noktada artık uluslararası dayanışma şarttır” karşılığını verdi.

Uluslararası sistemin güvenini kazanmak gerektiğini vurgulayan Baykal, ”Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız, bir an önce Türkiye’nin bir atılım yapması lazım” dedi.

-ALEVİLERİN TALEPLERİ-

Alevilerce dile getirilen taleplerle ilgili soru üzerine Baykal, ”Maalesef Alevi toplumunu da bölmek için onları birbirine düşürmek için sistemli bir çaba, iktidar tarafından himaye ediliyor” görüşünü savundu.

Bir demokratik toplumda, toplumun her kesiminin taleplerini, ihtiyaçlarını, önerilerini anlayışla karşılamak, değerlendirmek gerektiğini ifade eden Baykal, ”Onu bir peşin fikirle ‘uç fikir’ diye bir kenara itmenin bir anlamı yok. Arkasında onların yüzbinlerce insan var. Yüzbinlerce insanın talebini, kim ne hakla, uç fikir diye bir kenara atabilir. Bunları saygıyla karşılamak lazımdır” diye konuştu.

Baykal sözlerini şöyle sürdürdü:

”Sonra da bunların karşısına başka bazı Alevileri çıkarmak, bu tehlikeli oyun, bu çok sağlıksız, çok yanlış. Bu tuzağa hiç kimsenin düşmemesi gerektiğine inanıyorum. Herkesi dikkatli olmaya çağırıyorum. Bu konuyu Türkiye, iktidarın bu sorumsuz davranışıyla çığırından çıkarmaya izin vermemelidir.

Düşünün, bir süre önce bir açılım yaptı iktidar, bir Alevi açılımı yaptı, seçimlere giderken. Ne oldu? Yani niçin onu yaptınız? Hangi somut sonucu aldınız? Taahhütlerinizin hangisini gerçekleştirdiniz? Ne adım attınız? Yani tamamen göstermelik, aldatmacaya yönelik, seçime endekslenmiş bir program. Olmayınca insanlar kendileri çıkıyor bir takım talepler yapıyor. Kulak vereceksin. Kabul edilir, edilmez. Eğer başkaları kabul etmiyorsa onları da çağıracaksın. Onlarla birlikte tartıştıracaksın. Sevgiye ihtiyaç var. Dostluğa, iyi niyetli kucaklamaya ihtiyaç var.”

-GÜNEYDOĞUDAKİ PROTESTOLAR-

Son günlerde güneydoğuda yaşanan olayların çok ön plana çıktığının ve Başbakan’ın üslubunun sertleştiğinin belirtilmesi ve bu konudaki görüşünün sorulması üzerine  Baykal, Türkiye’de bugün terör konusunun nitelik değiştirmeye başladığını ifade etti.

Baykal, ”Terör güvenlik güçlerine ya da masum vatandaşlara yönelik bir tehdit konumundaydı. Vuruluyordu, öldürülüyordu, mayın patlıyordu. Şimdi olay değişti, şimdi bir coğrafya üzerinde yer yer hegemonya tesis etme, egemenlik kurma çabasına doğru girdi. Bu tablo bir meydan okuma şeklinde kendisini gösteriyor. Başbakan’a ‘buraya gelme’ gibi talimatlar söylüyor. Bunların söylenebilmiş olması beni yüreğimden yaralıyor” diye konuştu.

Türkiye’de 2002′de AK Parti iktidarına ‘’sıfır terör” teslim edildiğini söyleyen Baykal, şunları kaydetti:

”6 yıl sonra geldiğimiz noktada Türkiye çok ciddi tehlikeye, tehdide maruz kaldı. Bunun arkasında yanlış bir terör politikası var. Bu iktidar, başından beri terör sorununu kavramadı. Bu konuda büyük yanlışlıklar yaptı. Terörü onunla uzlaşarak idare edebileceğini sandı. Teröre yön verdiğini düşündüğü çevrelere şirin gözükerek, onların onayını alarak, onların desteğini kazanmaya çalışarak onları idare edebileceğini zannetti. Mümkün değil. Bunların bir siyasi projesi var. Bir iddiası var, ne yaptıklarını biliyorlar, gayet hesaplı.”

Terörle bölgedeki insanı ayırmak gerektiğini belirten Baykal, ”Bölgedeki insanın terörle bütünleşmiş olduğunu kabul etmeye kimsenin hakkı yok. Yok böyle bir şey. Şimdi Başbakan bu hatayı yaptı. Terör çığırından çıktı. Bugün meydan okumaya başlıyor. ‘Çek git’ diyor. Bunu bir başbakanın söylemeye ne hakkı var. Hangimiz hangimize ‘çek git’ diyebiliriz. Ne hakla diyebiliriz. Anayasa ortada, hukuk ortada. Bir başbakanın herhangi bir vatandaşa ‘çek git’ demeye hakkı var mı?” dedi.

Terörle etkili bir mücadelenin ihmal edildiğini savunan Baykal, gelinen noktada halkı ve toplumu tedirgin edecek açıklamalar yapıldığını söyledi.

Baykal, ”Halk bizim halkımızdır. Hiç kimseyi ayrı düşünmeye kimsenin hakkı yoktur. Kimseyi teröristlere teslim etme hakkımız yoktur. Teröristle mücadele kararlılıkla götürülür, ama bölgeye de içtenlikle sahip çıkılır” diye konuştu.

AA
alıntıdır

GÜL ILE ERDOĞAN ARASINDAKİ IKİ FARK

Yazan: PearL   
13 Kasım
2008
Yazar Ahmet Taşgetiren’e göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan R. Tayyip Erdoğan arasında küçük ama önemli iki fark bulunuyor.
Ahmet Taşgetiren‘in köşe yazısı
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın ilişkileri limoni mi? Aralarına kara kedi mi girdi?
Eşler arasında kıskançlık ve ondan doğan küskünlük mü var? “Kürt meselesi”nde Gül, AB perspektifi ile “daha çok reform”a, Erdoğan, Asker perspektifi ile “daha çok devletçi çizgi”ye mi yöneldi? Bunlar tartışılıyor. Bu konuyu değerlendirirken öncelikle şunun farkında olmak gerekiyor:

-Bir kesim, Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan arasında bir ihtilafın çıkmasını ve bunun derinleşmesini istiyor. Bunun için liderlerin kıskançlık duygusu kadar eşlerin duyguları da kullanılmaya çalışılıyor. Bu başarılırsa, cephede en büyük gediğin açılacağı, bunun da arkasının geleceği farz ediliyor.

Gedik açma operasyonunda Arınç ve Şener üzerine de oynandı, Şener koptu, Arınç “köşe”ye gönderilmesine rağmen burukluk yaşadıysa bile kırılmadı, ayrılmadı. Erdoğan da Gül de, Arınç ve Şener de insan, ve insan etkilenir.

Eşler de insanın etkilenmesinde önemli rol oynarlar. Onun için, yapılan propagandaların sıfır etkiye sahip olduğunu söylemek tabii ki zor. Erdoğan - Gül ilişkisine yeniden dönersek…

“Cumhurbaşkanı kim olmalıydı?” tartışmalarından bu yana, bir kesim, yola birlikte çıkan iki simanın damarlarıyla oynama çabasında. Ama iki sima, şu ana kadar “kardeşliğe” halel getirmedi. Peki, “problem” diye nitelenebilecek hiçbir şey yok mu? Ben başlığa problemi anlatmak için “nüanslar” kelimesini koydum. “Nüans” küçük fark anlamına geliyor. Evet, bence Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan arasında “küçük farklar” var. İkisi benim dikkatimi çekiyor:

-Birisi, Cumhurbaşkanı Gül’ün Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen ve Cumhurbaşkanlığı statüsü ile de pekişen “ihtiyatlı”lı dili. -İkincisi de, düşünceleri daha damıtarak oluşturma ve seslendirme imkanı…

Cumhurbaşkanı olarak buna bir anlamda mecbur da olması.

Her iki özelliğin, aslında sayın Gül’ün daha “sakin” karakteriyle de alakalı olduğu söylenebilir. Buna karşılık Başbakan, aktif politikanın içinde. Bu, aktif tartışmanın da içinde olmak demek. Aynı zamanda Başbakan, müthiş bir çalışma temposu sergiliyor. Bu, hem kamuoyu ile sürekli iletişim halinde olmak demek hem yorgunluk demek. Bu ikisi bir araya geldiğinde yol kazaları olması kaçınılmaz oluyor.

Siyasette biraz şefkat olsa, yorgunlukla yol kazaları anlayışla karşılanabilir, ama ne yazık ki siyaset kıyıcıdır ve hata affetmiyor. Bunun yanında Başbakan konuşuyor, yazılı metinden konuşuyor, irticali konuşuyor. Yazılı metinler genelde, problem çıkarmıyor. Ama irticali konuşmalar, Başbakan’ın, fikri alt yapısını ve dobra dobra karakterini de konuşmalara intikal ettiriyor.

Bu ise, AK Parti’nin yola çıkarkenki rezervlerinin ihmal edilmesine ve kamuoyundaki bazı kabullerle çatışmaya yol açabiliyor. Ya iki liderin Doğu - Güneydoğu veya Kürt meselesindeki tavırları arasındaki farklılaşma iddiasına ne denebilir? Ben, nihai tahlilde Gül ile Erdoğan arasında bu konuda bir farklılaşma olduğunu düşünmüyorum.

Bir ara Cumhurbaşkanı Gül, Kürt vatandaşlarımıza geçmişte bazı yanlış şeyler yapıldığını, bunlardan dolayı özür dilenebileceğini ima eden bir konuşma yaptı. Bu, Cumhurbaşkanlığı adına yepyeni bir çıkış olarak telakki edildi. Ben de bunu böyle değerlendirdim. Ama ben, Sayın Erdoğan’ın da, bu konuda farklı düşündüğü kanaatinde değilim. Başbakan, bölge ile ilişkilere büyük önem veriyor. Devlet adına hizmet götürülüyor, bir, bölge insanı ile devletin en insani planda buluşmasına itina ediliyor, iki…

Bu noktada hem bürokratik hizmetler için, ayrımcılığa asla fırsat vermeyecek seçme kadrolar istihdam ediliyor, hem de, yol, su, sağlık, eğitim gibi alanlarda bir seferberlik yaşanıyor. Peki ya güvenlik boyutu? Sıkıntı ve tartışma o alanda yoğunlaşıyor. Orada da bir Başbakan’ın, mesela, terör örgütünü yok farz etmesi, askerlere, “Silahları bırakın ki PKK da bıraksın” demesi akla ziyan bir beklenti.

Terör bitinceye kadar terörle mücadele kaçınılmaz. Bence Başbakan adına en problemli hadise, “Kürt meselesi” adına kategorik formüllerin seslendirilmesi… Bu alanda ne söylese sorun oluyor çünkü. Çünkü, bu alana dair herkesin ittifak edebileceği ortak bir çözüm paketi yok.

Hizmet, ve bölge insanının onuruna saygı ağırlıklı bir ilişki…(Kimliğe saygı bunun içinde) Bence işin anahtarı budur. Başbakan’la bu alanda DTP’nin ya da PKK’nın yarışması mümkün değildir. (Çünkü ben, ne DTP veya PKK’nın bütün Kürtlere saygı içinde olduğunu, ne de hizmeti öne aldıklarını düşünüyorum.) Buna “devlet adına” itiraz da söz konusu olmaz.

Çünkü şu anda Ankara’nın çözüm noktasında tek çıkış kanalı AK Parti’nin (Ve tabii Başbakan Erdoğan’ın) bölge insanı ile kurduğu iletişimdir. Gül - Erdoğan ilişkisinde son bir söz: Bence bu iki lider, hiçbir komplekse kapılmadan çok daha sık görüşmeli, istişare etmeli, birbirini kalben beslemeye devam etmeliler.

(Bugün)

alıntıdır

BAKAN EKER’DEN FINDIK ÜRETİCİSİNE MÜJDE

Yazan: PearL   
11 Kasım
2008
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, mısır ve fındık üreticilerinin alacaklarının, en geç 14 Kasım Cuma gününe kadar ödeneceğini söyledi

Eker, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçelerine yönelik milletvekillerinin eleştiri ve sorularını yanıtladı.

Tarım sektörünün ”küçüldüğü” yönündeki eleştirilere yanıt veren Eker, Türkiye’de tarım dışındaki sektörlerin çok hızlı büyüdüğünü, milli gelir içinde tarım sektörün payının az olmasının aslında çok da kötü bir şey olmadığını söyledi. Eker, ABD, AB ülkeleri ve dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde tarım sektörün milli gelir içindeki payının yüzde 1-1,5 civarında olduğunu ifade ederek, ”Bu, ‘o ülkelerde tarım kötüye gitti, battı mı’ demektir. Hayır. Tarımdaki verimliliği, kalkınmayı gösterir” diye konuştu.

Türkiye’de tarım sektörünün, milli gelir içindeki payının 2002 yılında 23 milyar dolarla yüzde 10,3 olduğunu belirten Eker, kuraklık dolayısıyla 2007′in tarım sektörü açısından ”çok kötü bir yıl” olduğunu söyledi.  Eker, ”Bunun da sorumlusu ne benim, ne de benim hükümetim. Doğal afettir, kuraklıktır” dedi.

Eker, Ceylanpınar’da 500 bin dekar alanda kuraklık dolayısıyla meydana gelen zarara işaret ederek, ”Bunda hiç kimsenin kabahati yok. Yağmur yağmadı. Eğer bir kabahat arayacaksak, geçmişte neden Ceylanpınar’ın altındaki yer altı suları çıkarılıp, yer altı sistemleri kurulmadı? Yapacak bir şey yok. Yağmur yağmadığı için üretim düştü. Bu tarım sektörünün büyümesini olumsuz etkiledi” diye konuştu.

Buna rağmen, tarım sektörünün milli gelir içindeki payının, 2007 yılında 49,4 milyar dolar olduğunu belirten Eker, ”49,4 milyar dolar, 23 milyar dolardan ne kadar büyük?” diye sordu. Eker, tarımın, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki payının ise 2007′de 7,5′e düştüğünü söyledi.

-”GİZLİ İŞSİZLİK VAR”-

Eker, ”Tarım sektöründe çalışanlar, işini terk etmek zorunda kalmıştır” şeklinde değerlendirmeler yapıldığını ifade ederek, 2002 yılında tarımın, 7 milyon 458 kişiyle toplam istihdam içindeki payının yüzde 34,9 olduğunu, bu payın, 2008′in Temmuz ayı itibariyle 6 milyon 288 bin kişiyle yüzde 27,8 olduğunu kaydetti. Eker, ”bu durumun, esasen tarımdan insanların çıkması, işini kaybetmesi olmadığını” belirterek, ”Zaten burada gizli işsizlik var” dedi.

Tarım sektöründeki istihdam rakamlarının, ‘’sektörünün eksikliği veya geriye gidişi” diye algılanmaması gerektiğini ifade eden Eker, ”İstihdamda, AB’nin ortalama tarım nüfusu yüzde 4-4,5′tur” diye konuştu.

Eker, önemli olanın tarım ürünleri üretiminde azalma olmaması olduğunu belirterek, sebze ve meyve üretimi ile hayvansal ürünlerde artış bulunduğu söyledi.

Eker, Türkiye’deki zeytin ağacı sayısının son 2 yılda 40 milyon artarak, 99 milyondan, 140 milyona çıkarıldığını bildirdi.

Mehdi Eker, ”Türkiye’nin, giderek daha çok tarımsal ürün ithal ettiği, bağımlı hale geldiği” eleştirilerini yanıtlarken de 2002′de gıda maddeleri ihracatının 3 milyar 668 milyon dolar, ithalatın 1 milyar 912 milyon dolar olduğunu, 2007′de ise ihracatın 9 milyar 7 milyon dolar, ithalatın 5 milyar 1 milyon dolar şeklinde gerçekleştiğini bildirdi.

Buğday üretiminin yüzde 14-15, arpa üretiminin yaklaşık yüzde 25 düştüğünü ifade eden Eker, ”Herhangi bir sorun olmasın diye, gerek hayvancılık gerek gıda sektöründe, 2007 sonu, 2008 başında ithalat yaptık. Bu, bir kısmı piyasaları düzenlemek için psikolojik amaçlıydı. Gönlümüz, Türkiye’nin daha çok ihracat yapması, mümkünse hiç ithalat yapmaması. Ancak, bu da hiçbir gelişmiş ülke için mümkün değil” diye konuştu.

Bazı ürünlerde ise artış olduğunu dile getiren Eker, mısır, çeltik, ayçiçeği, kayısı, şeftali ve muzu, buna örnek olarak gösterdi.

Türkiye’nin, üretim açısından 23 üründe ilk 5, 47 üründe ise ilk 10′da yer aldığını ifade eden Eker, ”Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ülke” kavramının, muğlak olduğunu söyledi. Eker, ”Neye göre, standardı ne bunun?” dedi.

Eker, kuraklık desteği ödemelerinin kalan kısmı olan 229 milyon YTL’nin bir defada hesaplara yatırılacağını ifade ederek, TMO’nun mısır ve fındık alımlarındaki ödemelerinin de en geç cuma gününe kadar yapılacağını belirtti.

Tarım sektörüne yatırım talebinin giderek arttığını dile getiren Eker, uluslararası sermayenin, özellikle Orta Doğu, Körfez ülkelerinin, geçen yılki gıda krizi nedeniyle Türkiye’de ortak yatırım yapma talepleri olduğunu söyledi.

Daha sonra, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün, 2009 yılı bütçeleri kabul edildi.

AA
alıntıdır

YENİ ANAYASA’DAN 6 BEKLENTİ

Yazan: PearL   
11 Kasım
2008
İstanbul Mecidiyeköy kültür Merkezinde 8 Kasım, Cumartesi günü TEHÖP’nun düzenlediği bir panelle yeni anayasa arayışları konuşuldu.

İslami dernek ve vakıf çevrelerinin teşekkül ettirdiği Temel Hak ve Özgürlükler Platformu’nun “12 Eylül Anayasası Gölgesinde Yeni Anayasa Arayışları” adıyla gerçekleştirdiği panelde 6 beklenti dile getirildi.

TEHÖP tarafından gerçekleştirilen Panele UHUB Gen. Sek. Av. Necati Ceylan başkanlık yaparken ÖZGÜR-DER Yön. Kur. Üy. Kenan Alpay, MAZLUMDER Yön. Kur. Üy. Av. Kaya Kartal, AGD Yön. Kur. Üy. Av. Bülent Kaya, ASDER Başkanı Em. General Adnan Tanrıverdi, TİYEMDER Başkanı Selahattin Yazıcı, EĞİTİM-BİR-SEN İst. 1 Nolu Şb. Başk. Emrullah Aydın, AKDER Başk. Yard. Av. Fatma Benli, SAĞLIK-İŞ-SEND. Başk. Mustafa Başoğlu, HUDER Başk. Yard. Av. Yasin Şamlı da kurumları adına birer konuşma yaptı.

Eğitim-Bir-Sen’i temsilen panele katlan Emrullah Aydın çağdaş dünyada iki tür eğitim anlayışının uygulandığını bunlardan birincisinin devleti merkeze alan anlayış diğerinin ise bireyi merkeze alan anlayış olduğunu, Türkiye’deki eğitim sisteminin devleti merkeze aldığını ve insanları doğuştan zararlı birer varlık olarak görüp devlet ideolojisi doğrultusunda dönüştürmeyi ve homojen bir yapı oluşturmayı amaçladığını belirterek bunun otoriter devlet anlayışında kabul gören bir eğitim sistemi olduğunu belirtti.

Aydın, merkeze alan eğitim sisteminde insanların yeteneklerinin, becerilerinin ve eleştirme kültürünün geliştirilmesinin öncelendiğini demokratik devletlerde de bu eğitim sisteminin kullanıldığını vurguladı. 

Yeni Anayasadan beklentiler ise altı maddede şöyle özetledi.

1. YÖK anayasal kurum olmaktan çıkarılmalı.
2. Evrensel hukuk değerlerine aykırı nitelikte ve eğitim ve çalışma özgürlüğü açısından engel oluşturan başörtüsü yasağı sona erdirilmeli.
3. Eğitimde fırsat ve imkan eşitliğinin somut olarak gerçekleşmesini engelleyen katsayı uygulaması kaldırılmalı
4. Din eğitimi ve öğretimi konusundaki sınırlamalar sona erdirilmeli, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin içeriği zenginleştirilerek zorunlu ders niteliği korunmalı
5. Sendikal hak ve özgürlükler açısından işçi-memur ayırımı kaldırılarak “çalışanlar” ifadesine yer verilmeli ve kamu görevlilerine toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmalı.
6. Devlet memuru statüsünde görev yapan kamu görevlilerine yönelik siyaset yasağı kaldırılmalı.

alıntıdır

Başbakan’a ağır suçlama

Yazan: PearL   
01 Kasım
2008
Başbakanlık örtülü ödeneği, Erdoğan’ın kişisel harcamalarına mı kullanıldı ?

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, örtülü ödeneğin başında bulunduğunu söylediği Maksut Serim ve eski Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Hikmet Bulduk’a yönelik iddialarda bulundu.

Serim’in, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Vakıfbank Valide Sultan Şubesinde müdür olduğunu ifade eden Kart, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına çifte hesaplar açıldığını, İGDAŞ, BELBİM, İSTAÇ, İSTON ve İSFALT gibi belediye iştiraklerinin tüm gelirlerinin, burada toplandığını savundu. Kart, bu hesaplardan belli basın organlarına kaynak aktarıldığını söyledi.

Atilla Kart, Vakıfbank Valide Sultan Şubesi aracılığıyla, İGDAŞ, BELBİM, AKBİL ve diğer bağlı iştirak ilişkileri sürecinde yapılan yolsuzluk tutarının, bugünkü fiyatlarla 1,5 milyar dolar düzeyinde olduğunu öne sürdü. Kart, bu
gelişmelerin, “AK Parti iktidarının yolsuzluk havuzunu, 1994′ten itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturduğunu gösterdiğini” savundu.

Üniversite diplomasının sahte olduğunun anlaşılması üzerine Serim’in görevinden alınarak, AR-GE görevine getirildiğini belirten Kart, bu kişinin 1998′de de emekliye ayrıldığını ifade etti. Kart, Serim’in 2002′te sahtecilikten mahkum olduğunu, Erdoğan’ın Başbakan olmasından sonra ise Basın ve Halka İlişkiler Müşaviri unvanıyla göreve başladığını, daha sonra örtülü ödeneğin başına getirildiğini söyledi.

“ÖDENEK İLE HARCAMALAR İÇ İÇE GEÇMİŞ”

Kart, Deniz Feneri Derneğinin Almanya Frankfurt’taki “karaparayı aklamaya yönelik havalelerinin” Vakıfbank’ın Frankfurt şubesi aracılığıyla yapıldığını iddia etti. Kart, bu paraların, faizsiz olarak Vakıfbank’a yatırıldığını öne sürerek, “Adalet bakanları, devlet, halk adına alınması gereken bu geliri, bir yerlere peşkeş çekiyor. Sayın Başbakan’ın ifadesiyle, bizim Çalık Grubu’na peşkeş çekiyor” dedi.

Serim ile dönemin Özel Kalem Müdürü Hikmet Bulduk arasında ödeneklerin kullanımında iç içe geçen ilişkilerin ve ardından bir kavganın başladığının ortaya çıktığını savunan Kart, Bulduk’un Şubat 2008′te görevinden ayrıldığını, bu tarihe kadar kendisinin ve eşinin malvarlığında ciddi artış olduğunu ifade etti.

Başbakanlık örtülü ödenek ile özel kalem müdürlüğü harcamalarının iç içe geçtiğini iddia eden Kart, “Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de bunu doğrulamak zorunda kalıyor. Soru önergesine verdiği cevabında, bu konuda tevilli beyanda bulunuyor. Aynı beyanı Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren de doğruluyor. Öyle anlaşılıyor ki devletin güvenliği ve devlet sırrı kapsamında kullanılması gereken örtülü ödenek, Başbakan’ın ve AK Parti’nin harcamalarında, Başbakan’ın kişisel ve özel harcamalarında kullanılmış. Bunun başka açıklaması ve anlamı olamaz” diye konuştu. Kart, bu konuların ileride Yüce Divan’da gündeme geleceğini söyledi.

“SORUŞTURMA AÇMASINI ENGELLEYEN…”

“Hakkında şaibeler bulunan, sahtecilikten mahkum olan kişinin” örtülü
ödeneğin başına getirildiğini iddia ederek, bunun nedenini öğrenmek isteyen Kart,
“Bakanlar Şahin ve Çiçek, konuşmalarında ve cevaplarında Serim hakkında neden
bir soruşturmanın olmadığını ifade ederek, yalan beyanda bulundular? Hikmet
Bulduk, görevinden mi alındı, azledildi mi, istifa mı etti? Başbakan’ın,
soruşturma açmasını engelleyen ve kamuoyuna yansımasını istemediği, suç teşkil
eden özel ilişkileri mi var? Deniz Feneri ile Euro 7 isimli şirketlerin Vakıfbank
Frankfurt Şubesi ile ilişkisi nedir?” diye sordu.

alıntıdır

DTP’den Erdoğan’a tehdit !

Yazan: PearL   
01 Kasım
2008
DTP Van Milletvekili Üçer; ”Başbakan Van’a gelmekten vazgeçmeli” dedi..
DTP Van Milletvekili Üçer, Erdoğan bölgeye gelmekten vazgeçmeli mesajını verdi.

DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Van’a gelişinin provokasyon amaçlı olduğunu iddia etti. Üçer, “Gelişebilecek tüm olumsuzluklardan Erdoğan sorumludur. Erdoğan bir Başbakan duyarlılığıyla hareket ederek, tahriklere yol açmamak adına bölgeye bu süreçte gelmekten vazgeçmelidir” dedi.

DTP parti binasında yapılan basın açıklamasına DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Van’ın Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek, DTP İl Genel Meclis üyeleri adına Sabri Abi, Mahmut Çelebi ile 30 partili katıldı. Basın açıklamasını okuyan DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, ülkenin en temel sorunu olan Kürt sorununu çözmek yerine tümden imha ve inkarı esas alan Erdoğan hükümetinin her fırsatta halkı aldatmaya çalıştığını iddia etti.

Üçer, Başbakan Erdoğan’ın “Kürt sorunu benim sorunumdur’ diyerek Kürt halkını sorunun çözümü konusunda umutlandırdığını belirterek şöyle konuştu:
“Diyarbakır ve Tunceli’de olduğu gibi Van halkı da Erdoğan’ın Van’a gelmesini istememektedir. Erdoğan’ın Van’a gelmesi durumunda çok büyük gerilimin yaşanacağı öngörüsü hemen herkesin ortak kanaatine dönüşmüştür. Hal böyleyken Erdoğan’ın bile bile Van’a gelmesini provakatif bir girişim olarak değerlendirmekteyiz. Böyle bir atmosferde adeta seferberlik ruhuyla bölgeye gelişi Ariel Şaron’ın El Aksa’yı ziyaretine benzemektedir. Gelişebilecek tüm olumsuzluklardan Erdoğan sorumludur. Erdoğan bir başbakan duyarlılığıyla hareket ederek tahriklere yol açmamak adına bölgeye bu süreçte gelmekten vazgeçmelidir.
alıntıdır

« Önceki yazılar    |    




Online Saya