MyFroM.Com Video Paylasım Sitesi » Kültür ve Sanat

‘Kültür ve Sanat’ Kategorisi için Arşiv

İmkansızlığın filmi Cannes’da

Yazan: PearL   
19 Mayıs
2009

Milyon dolarlık bütçeli filmlerin yarnıştığı Cannes’da bir de Türk öğrencinin filmi yer alıyor. Dünyanın en önemli film festivalleri arasında yer alan ve milyon dolarlık bütçeli filmlerin yarıştığı Cannes Film Festivali’nde bu yıl, bir Türk öğrencinin çektiği “Bir Kaplumbağa ile Tavşanın Hikayesi” adlı kısa film de gösterime sunulacak.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Tv Bölümü 4. sınıf öğrencisi Abdulbaki Yavuz’un, senaryosunu yazıp, yönettiği kısa metrajlı film, yarın başlayacak olan Cannes Film Festivali’nin “Short Film Corner” bölümünde izlettirilecek.

Film, ayrıca yapımcılar ve kısa film koleksiyoncuları için festival tarafından satışa çıkarılacak. Yavuz, filmde, masallarda anlatılan kaplumbağa ve tavşan arasındaki yarışı kaplumbağanın gözünden hayata uyarlayıp, daha modern şekilde anlatmaya çalıştığını söyledi.

Modern yaşam ile doğal yaşamın meteforik olarak karşılaştırıldığı filminin Cannes haricinde, yurt içi ve yurt dışında birçok festivale kabul edildiğini belirten Yavuz, “Geçen yaz Çanakkale ve İstanbul’da, büyük maddi zorluklarla çekilen filmin en önemli özelliği, imkansızlıkların sadece kamera arkasında kalmasıdır. Filmi izlediğimizde büyük bütçelerle çekilmiş bir film zannediyoruz. Bunun nedeni ise çalışan insanların özverisidir. Filmde emeği geçen Müşfik Kenter, Sait Genay, Emre Şan ve Mert Oktan’a çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Abdulbaki Yavuz, filmini büyük zorluklar içinde yaklaşık 4 bin TL’lik bir bütçeyle çektiğini, ekonomik krizin henüz öğrenci olması nedeniyle kendisini çok daha fazla etkilediğini ifade ederek, projeleri için destek aradığını kaydetti.

“BİZİM BÜYÜK TALİHSİZLİĞİMİZ” ATÖLYE BÖLÜMÜNDE

Yönetmen Seyfi Teoman’ın son filmi olan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”, 62. Cannes Film Festivali’nin “Atölye” bölümüne seçildi.

Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanından uyarlanan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” adlı filmin senaryosunu, Seyfi Teoman ve Barış Bıçakçı birlikte kaleme aldı.

Çekimlerinin Eylül sonunda başlaması planlanan filmin yapımcılığını Bulut Film adına Yamaç Okur ve Nadir Öperli üstlendi.Projede Almanya’dan UnaFilm (Titus Kreyenberg) ve Hollanda’dan Circe Films (Stienette Bosklopper) ortak yapımcı olarak yer alıyor.

Seyfi Teoman’ın ikinci uzun metrajlı filmi, Cannes Film Festivali’nin resmi bölümlerinden olan, yapım aşamasındaki projelerin katıldığı, ortak yapım platformu Atölye’ye (L’Atelier) katılacak. Film, Atölye bölümüne Türkiye’den katılan ikinci film oldu.

Cannes Film Festivali bünyesinde 2005 yılında uluslararası pazara hitap eden nitelikli yapımları desteklemek amacıyla kurulan Atölye’ye her yıl, dünyanın farklı bölgelerinden 15 proje seçiliyor. Seçilen projelerin yönetmenleri ve yapımcıları Cannes Film Festivali’ne davet edilerek, dünyanın dört bir yanından sinema sanatının ve endüstrisinin farklı alanlarında uzmanlaşmış profesyonellerle tanışmaları, projelerinin gelişimi için yararlı temaslar kurmaları ve toplantılar yapmaları sağlanıyor.

Projeler, yönetmenlerin önceki filmleriyle üzerinde çalıştıkları projenin niteliği ve finans planı göz önünde tutularak seçiliyor. Atölye programı, yönetmene ve yapımcılarına, uluslararası finansmana erişim ve filmlerinin üretim sürecini hızlandırma açısından büyük kolaylık sağlıyor.

Yönetmen Teoman, ilk uzun metrajlı filmi “Tatil Kitabı” ile yurt içinde ve dışında çok sayıda ödül almıştı.

FİLM HAKKINDA

Lise yıllarından beri yakın arkadaş olan, 30′lu yaşların sonundaki iki adamın, Ender ve Çetin’in dostluğunu ele alan filmin konusu özetle şöyle: “Uzun yıllar hayatları farklı yönlere giden 2 yakın arkadaş, Çetin’in yıllar sonra Ankara’ya dönmesiyle çocukluk hayallerini gerçekleştirir ve aynı evde yaşamaya başlar. Tam birlikte yeni bir hayat kurmuşken, yurt dışında yaşayan arkadaşları Fikret, Türkiye’de bir trafik kazası geçirir ve annesiyle babasını kaybeder. Almanya’ya geri dönmesi gereken Fikret, Ender ve Çetin’den, Ankara’da üniversite öğrencisi olan kız kardeşi Nihal’in okulunu bitirene kadar, yani iki yıl boyunca, onlarla kalmasını ister.

Birlikte yaşama hayalleri tam gerçekleşmişken üçüncü birinin eve gelmiş olması ilk başlarda Ender ve Çetin’i rahatsız eder. Ölümlerin travmasını atlatamayan Nihal de onlarla iletişim kurmak istemez, ama zamanla birbirlerine alışırlar. Aralarında ev merkezli üçlü bir yakınlık oluşur; beraber vakit geçirmeye ve bundan hoşlanmaya başlarlar. Bir süre sonra kaçınılmaz olan gerçekleşir; Ender ve Çetin, birbirlerinden habersiz bir şekilde Nihal’e aşık olurlar. Bu ortak aşklarını fark etmeleri, Ender ve Çetin’i birbirinden uzaklaştırmayacak, tersine onların dostluğunda yeni bir sayfa açacaktır.”

alıntıdır

Eskişehir Film Festivali başlıyor

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Festivalin onur konukları Ekrem Bora, Nebahat Çehre ve yapımcı Necip Sarıcı olarak belirlendi.

Anadolu Üniversitesince (AÜ) 2-12 Mayıs tarihleri arasında bu yıl 11′incisi düzenlenecek Uluslararası Eskişehir Film Festivali’nin onur konukları Ekrem Bora, Nebahat Çehre ve yapımcı Necip Sarıcı olarak belirlendi.

Alınan bilgiye göre, AÜ Sinema Kültürünü Geliştirme Birimi ve öğrencilerin gönüllü çabalarıyla gerçekleştirilecek festival, 2 Mayısta AÜ Sinema Anadolu’da yapılacak açılış töreniyle başlayacak.

Festivalin bu yılki onur konukları olarak belirlenen sinema sanatçıları Ekrem Bora ile Nebahat Çehre’ye ödülleri verilecek. Festivalin ”Sinemaya Emek” ödülünün bu yılki sahibi ise Yeşilçam emektarı yapımcı Necip Sarıcı oldu.

Etkinlik kapsamında ”Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri” adı altında açılan yarışmada ”En İyi Sinema Kitabı”, ”En İyi Sinema Makalesi” ve ”Televizyonda Yayınlanan En İyi Sinema Programı” ödüllendirilecek.

Festival Başkanı Prof. Dr. Gülseren Güçhan, etkinlik boyunca, uluslararası festivallerde öne çıkan, sinemada yeni anlayışları ve anlatım tarzlarını ortaya koymuş birçok filmin izlenebileceğini dile getirdi.

Festivalin film gösterimlerinin yanı sıra sinema sanatı alanındaki bilgi, düşünce ve deneyimlerin aktarılabileceği, tartışılabileceği ortamları da sunduğunu anlatan Güçhan, ”On yılı aşmak bir festival için kalıcılığın göstergesidir. Ayrıca, sadece Eskişehir’deki değil, Türkiye’nin her yerindeki öğrencileri ve sinemaseverler festivale davetlidir” dedi.

AA
alıntıdır

GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ 10 SLASHER FİLMİ

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Bu hafta “13. Gün”ün vizyona girmesini fırsat bilerek, sinema tarihindeki slasher filmlerini mercek altına aldım.

Slasher, korkunun ‘seri katil’ kavramı için yarattığı alt türdür. İlk örneği Hitchcock’un “Sapık”ı kabul edilirken, 70’lerde yükselişe geçtiği öngörülmüştür. Alt tür daha çok katil karakterlerinin kültleşmesiyle zirve yapmıştır sinemada. Zaten bu filmlerin esas kahramanları da Michael Myers, Freddy Krueger, Leatherface, Jigsaw gibi insanları kesip biçen katillerdir aslında.

Yıllar içinde “Kuzuların Sessizliği”, “Yedi”, “Testere”, “Korku: Bir Katilin Hikayesi” gibi filmlerde farklı türlerle iç içe geçen slasher filmi, böylece modern dünyaya ayak uydurarak evrim geçirmiştir. Tabii listeyi oluştururken bu tür kırması örnekleri dikkate almamaya çalıştım. Bunların dışında alt türün tarihinden başka filmlerin de dışarıda kaldığı değerlendirmemden ise şöyle bir sonuç çıktı.

1- Sapık (Pyscho) (1960)

Sinema tarihinin resmi kayıtlarına göre ilk slasher filmi. Annesi öldükten sonra yalnız yaşadığı malikanesinde psikolojik sıkıntılar çeken bir adamın, Norman Bates’in (Anthony Perkins) öyküsü aslında. Yani o ‘sapık katil’in. Alfred Hitchcock’un atmosfer yaratma yetisiyle ve çektiği gizemli banyo cinayeti sahnesiyle akıllarda yer eden yapıtın, aynı zamanda ABD’nin yerleşim bölgesi haline gelmemiş kısımlarındaki tehlikeye dikkat çekmesi önemli. Özellikle de bir otel, bir malikane ve bir bataklık mevcut ise…

2-Halloween (1978)

Slasher geleneğini başlatan film, aslında John Carpenter’ın müzisyen arka planıyla ve atmosfer yaratma yetisiyle öne çıkmıştı. Tabii, taşrada gezdiği var sayılan ‘Umacı’nın (Boogeyman) sinemasal bir zemine oturtarak toplumsal mesajlar depoladığını da unutmayalım. Alt türün, ahlaken yanlış şeyler yapan gençlerin öldürüldüğü, bakirelerin canlı kaldığı bir dünya yarattığını da ilk duyuran filmdir. Tabii katilinin Michael Myers adlı psikolojik sorunları olan bir seri katile dönüşmesi de önemli bir motiftir. Taşra evlerinde kapıların açık tutulmasını korkutucu bir zemine taşımasının yanında, aynı zamanda korkunun ‘kutsal bakire’si Jamie Lee Curtis’i türe sokmasıyla da dikkat çekmiştir.

3-Teksas Katliamı (The Texas Chain Saw Massacre) (1974)

Tobe Hooper’ın slasher tarihinde çığır açan filmi, artık ‘kötü’nün canavar veya uzaylı olmadığını ispatlayan ilk tür örneğiydi. Hooper’ın filmi el kamerasıyla çekip bu gerçekliğin daha da üzerine gitmesi ise önemliydi. Bir diğer önemli noktaysa filmin ABD’nin güneyindeki dehşete, bastırılmış korkuya ve tehlikeli oluşumlara dikkat çekebilmesiydi. Zira hiç konuşamayan maskeli slasher katili Leatherface, doğanın içinde yalnız başına yaşamaktan kafayı yemiş bir ailenin oğlu aslında. Kasap gibi insanları kesmesinin ve irileşmesinin de ana sebebi bu. Yani “Teksas Katliamı”, hem politik hem de sinemasal olarak kilit bir yapıt. Belgesel estetiğiyle çekilip arkasındaki gerçek hikayeye vurgu yapması da önemli…

4-Yüksek Tansiyon (Haute Tension) (2003)

ABD’deki slasher kasabalarının korkutuculuğunu Fransız sinemasına transfer ediyor. Öyle ki komün bir bölgede arkadaşını ziyarete gelen bir kız, bir anda tanımadığı bir adam tarafından takip edilmeye başlıyor. Tabii bu olay örgüsü, Fransız sinemasındaki psikolojik alt metinlerle dengelenip sinema tarihinde eşine benzerine rastlanmayacak bir sürpriz sonla noktalanıyor. Bu da filmi ‘yeni neslin slasherı’ yaparken, Fransız korku sinemasının da fitilini ateşlediğini yapıt konumuna oturtuyor. Alexandre Aja’nın filmini Tobe Hooper gibi el kamerası ile çekmesi ve bol kan dozu (gore) kullanıp istismar sinemasına yakın seyretmesi de bu gerilimin ya da korkunun ana tonunu belli ediyor.

5-Elm Sokağı’nda Kabus (Nightmare on Elm Street) (1984)

Slasherı sürreel öğelerin içine sokarak 70’lerin gerçekçi geleneğini biraz olsun farklılaştıran yapıt, korku filmlerinin usta yönetmeni Wes Craven’ın ilk önemli çıkışıydı. Rüyalardan çıkan, bu sebeple de kabusların bastırılmışlığının ve bilinçaltının temsili olan Freddy Krueger karakterinin doğaüstü güçlere sahip slasher katili prototipi, sonradan kültleşti. Zaten 1994’e kadar 8 devam filmiyle onurlandırılmasının yanında, 2000’lerde bir de “Freddy Jason’a Karşı” filmine gebe oldu. 80’lerde türün içine metafiziksel öğeler katan ilk film olarak alt tür tarihine yazıldı.

6-Peeping Tom (1960)

50’lern İngiltere’sinin önemli yönetmenlerinden Michael Powell, başrolünde Alman Karlheinz Böhm’ün oynadığı bir slasher ile “Sapık”a cevap veriyordu. Film o karakterin psikolojik sorunlarına odaklanan yapısıyla dikkat çekiyordu. Ailesi öldükten sonra yalnızlıktan mustarip bir kişiye dönüşen karakterimiz, elindeki kamerayı penis ve cinayet aleti olarak kullanıyordu film boyunca. Tabii unutulmaz sonda da o imgenin Amerikan slasherlarından ‘fark’ olarak yarattığı şeyler çok fazlaydı…

7-Tenebre (1982)

Bir Amerikan seri katil romanı yazarının etrafında işlenen cinayetleri ve aldığı tehditleri öne çıkaran alt tür filmi, birçok yapıtın esin kaynağıdır. “Çığlık”ın ‘telefondaki korkutucu ses’ ve ‘katilinin iki kişi olması’ gibi kullanımları bu filmden alıntıdır. İtalyan polisiyesi giallo ile iç içe geçen slasher, burada gore dozu yüksek ve stilize sahnelerle zirve yapmıştır. Korku sinemasının gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerinden Dario Argento’nun filmi aynı zamanda sinema tarihinin önemli plan sekanslarından birini de içinde bulundurur.

8-Çığlık (Scream) (1996)

Salsher türünü sinemaya yeniden döndüren film olması bir yana, aynı zamanda bir korku parodisi olarak da dikkat çekiyor. Zira aslında bu, slasher kalıplarını ve motiflerini parodize etmek için kullanan, ama bunu yaparken de bir o kadar bilinçli ve geriltici olabilen bir yapıt. Neve Campbell, David Arquette, Courteney Cox, Skeet Ulrich gibi oyuncuların rol aldığı filmin yönetmenlik koltuğunda Wes Craven var. Aynen serinin iki devam filminde de olduğu gibi. Tabii 70’lerde “Halloween” sayesinde yükselen, 80’lerin sonunda ise çöp muamelesi görmeye başlayan slasherı, teen-slasher adı altında okul üzerine yıkarak yeniden devreye sokması ve “I Know What You Did Last Summer”, “Urban Legend” gibi üç filmlik serilerin önünü açması açısından önemli bir yapıt.

9-Testere (Saw) (2004)

James Wan’ın slasherla kara filmi ve istismar filmini iç içe geçiren tür kırması filmi, aynı zamanda sürpriz sonuyla da dikkat çekiyordu. Tabii slasherların ahlak, katil, kurban gibi kavramlarının tamamını tersine çeviren bir yapıttı bu. Kapalı bir alanda sıkışmış, zincirle bağlı iki kurban ile açılması da bunu kanıtlıyordu. Sonradan dört devam filmiyle serisini sürdürerek kült mertebesine eriştiğini kanıtlayan yapıt, tür tarihinde önemli bir yere oturdu.

10-Candyman (1992)

Siyahi bir seri katilin, slasher katili görevine atadığı yapıt, aslında hem bu yönüyle hem de alt türü doğaüstü öğelerle bütünlemesiyle öne çıkar. Zira bu, aslında kadın ana karakterin bilinçaltında yaşadığını da düşünebileceğimiz, alt kültür bireyi bir katilin hikayesidir. Orijinalliği de buradan gelir zaten. “Hellraiser”ın yaratıcısı Clive Barker’ın türünü çözemediğimiz eserlerinin en önemlilerindendir biri bu. Virginia Madsen’in başrol, sonradan kültleşecek Tony Todd’un Candyman performansı da dikkat çekici elbette. Tabii katilin ayna karşısında üç kere ‘Şeker Adam’ deyince üreyen bir halk efsanesi olduğunu da ekleyelim.

alıntıdır

‘Güz Sancısı’ Avrupa’da vizyona giriyor

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Türkiye’de 600 bine yakın seyirci tarafından izlenen film, Yunanistan’da 17, Almanya’da ise 25 sinemada gösterilecek.

6 – 7 Eylül olaylarını anlatan “Güz Sancısı”, Avrupa’da 30 Nisan’da gösterime giriyor.

TOMRİS Giritlioğlu’nun yönettiği, Yılmaz Karakoyunlu’nun eserinden uyarlanan ve bir C Yapım Filmcilik prodüksiyonu olan “Güz Sancısı”, 30 Nisan Perşembe gününden itibaren Avrupa genelinde 51 sinemada gösterime girecek.

Türkiye’de yılın en çok konuşulan ve tartışılan filmlerinden biri olan “Güz Sancısı”nın Yunanistan galası 27 Nisan Pazartesi günü Atina’da gerçekleşecek. Gala prestijli bir mekan olan Embassy Sineması’nda yapılacak. 380 kişilik bir salona sahip olan Embassy, özellikle İstanbullu Rumların yaşadığı Atina’nın merkezindeki Kolonaki bölgesinde bulunuyor.

ATİNA GALASI

Galaya filmin başrol oyuncularından Beren Saat, Murat Yıldırım ve Belçim Bilgin Erdoğan’ın dışında, yapımcılar Fatih Enes Ömeroğlu, Bahadır Atay, yönetmen Tomris Giritlioğlu ve senaryo yazarı Nilgün Öneş katılacak. Daha gösterime dahi girmeden Yunan basınında birçok haber ve yazıya konu olan Güz Sancısı’nın Yunanistan gösterimi için özel bir afiş de hazırlandı. Film, Atina’da 13, Selanik’te 3 ve Komotini’de ise 1 sinemada gösterilecek.

6 ÜLKEDE 51 KOPYA

“Güz Sancısı” Yunanistan’la aynı gün Avrupa genelinde de 34 sinema salonunda vizyona girecek. Filmin Almanya’da da ilgiyle karşılanması bekleniyor. Almanya’da toplam 25 sinema salonunda gösterime sunulacak film, Avusturya ve Hollanda’da 3, Belçika’da 2, İsviçre’de ise 1 kopyayla gösterilecek.

Güz Sancısı, Atina ve birkaç şehirde 17 ayrı sinema salonunda gösterilecek. O sinema salonları şöyle;

1. ODEON EMBASSY NOVA, Patriarxou Ioakim 5, Kolonaki

2. DANAOS,  Kifisias Avenue 109, Ambelokipoi

3. ALEXANDRA, Patission 77-79, Athens

4. CINERAMA, Agias Kyriakis 30, Palaio Faliro

5. GLYFADA, Zeppou 14, Glyfada

6. ATLANTIS, Vouliagmenis Avenue 245, Dafni

7. FOIVOS PERISTERI, Ethnikis Andistaseos 1, Peristeri

8. ODEON KOSMOPOLIS MAROUSI (Multiplex), Kifisias Avenue 73, Marousi

9. ODEON STARCITY (Multiplex), Syggrou Avenue 111, Neos Kosmos

10. VILLAGE MALL (Multiplex), Andrea Papandreou, Marousi

11. VILLAGE RENTI (Multiplex), Petrou Ralli & Thivon, Rendi

12. STER AXARNON (Multiplex), Axarnon 373-375

13. ODEON PLATEIA (Multiplex), Thessaloniki

14. STER MAKEDONIA(Multiplex), Thessaloniki

15. VILLAGE COSMOS(Multiplex), Thessaloniki

16. ODEON KOSMOPOLIS(Multiplex), Komotini

17. ASTERIA, 336 Kiffisias Avenue, in Kiffissia

Buruk bir aşk hikayesi

TÜRKİYE’de 600 bine yakın seyirci tarafından izlenen film, Yılmaz Karakoyunlu’nun 1992 yılında Türkiye Yazarlar Derneği Roman Ödülü’nü kazanan aynı adlı eserinden Nilgün Öneş ve Etyen Mahçupyan tarafından uyarlandı. 1955 yılında İstanbul’da geçen filmde milliyetçi, zengin bir toprak ağasının idealist oğlu Behçet (Murat Yıldırım) karşı komşusu Rum Elena’ya (Beren Saat) aşık olur ve 6 – 7 Eylül olaylarının panoramasında duygularıyla ve siyasi fikirleriyle bir iç hesaplaşmaya girişir.

alıntıdır

Devrim Arabaları ikinci kez vizyonda

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Yönetmen Tolga Örnek’in filmi yoğun talep üzerine 1 Mayıs’ta ikinci kez vizyona girecek.

Yönetmen Tolga Örnek’in Türkiye’nin ilk otomobili ”Devrim”i konu alan filmi ”Devrim Arabaları”, yoğun talep üzerine 1 Mayısta ikinci kez vizyona girecek.

AA muhabirinin Pinema Filmcilikten aldığı bilgiye göre, yönetmen Tolga Örnek’in senaryosunu Murat Dişli ile birlikte yazdığı film, 24 Ekim 2008′de sinemaseverlerle buluştu.

Dönemin Cumhurbaşkanı olan ve ”Yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreden” Cemal Gürsel’i Sait Genay’ın canlandırdığı filmde, Taner Birsel, Ali Düşenkalkar, Halit Ergenç, Altan Gördüm, Vahide Gördüm, Seçil Mutlu, Uğur Polat, Serhat Tutumluer, Onur Ünsal, Selçuk Yöntem ve Haluk Bilginer rol aldı.

Film, halktan ve resmi kurumlardan gelen yoğun talep üzerine 1 Mayısta yeniden gösterime girecek. Filmin ikinci vizyonu için yeni bir afiş ve ”İmkansızı gerçekleştirmek için cesur yürekler gerekir” şeklinde yeni bir slogan hazırlandı.

Filme, ikinci vizyonda ana sponsorlar Doğuş Holding, Doğuş Otomotiv, Garanti Bankası ve Koç Allianz’ın yanı sıra TCDD, okullar, üniversiteler ve bazı kuruluşlar da destek verecek.

-KONUSU-

”Devrim Arabaları” adlı filmin konusu özetle şöyle:

”Yıl 1961. Otomotiv Endüstri Kongresi sonrası verilen davette iş adamları, gazeteciler, bürokratlar, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ülkenin kalkınmasının durumunu tartışmaktadırlar. Cemal Ağa sinirlenip bu ülkenin otomobil bile imal edebileceğini söyler. Bir anda bu iddia ciddi bir meydan okumaya dönüşür. Paşa emrini verir. Yaklaşmakta olan Cumhuriyet Bayramı’na ilk yerli otomobil yetişecektir. Neredeyse imkansız bu görevi hem gerçekleştirebilecek hem de kabul edecek kişi aranır. Gündüz Serter’de karar kılınır. Gündüz Bey, güvendiği mühendislerden bir ekip kurar. Yaklaşık 130 günde sıfırdan bir otomobil imal edeceklerdir. Otomobilin gösterileceği 29 Ekim tarihine kadar neredeyse hiç görüşmemek üzere ailelerinden ayrılan ekip, Eskişehir’de kendilerine tahsis edilen eski bir atölyede buluşur. Araba yapmak için gerekli özel bir makine, tesisat olmadığı gibi basit bir vinç ve küçük el aletleri dışında hiçbir şeyleri yoktur. Güya devlet eliyle yapılan bu projeye Cumhurbaşkanı dışında herkesin muhalefet ettiği buradan bile bellidir. Uzun araştırmalar ve teknik toplantılardan sonra nasıl bir araba yapılacağına karar veren ekip, imalata geçtiğinde makine parkı eksikliğini fazlasıyla hisseder. Aslında arabadan önce yapılması gereken, arabayı yapacak makinelerin yapılmasıdır. Ancak buna zaman yoktur. Ekip her şeyi pratik çözümlerle, şartları zorlayarak halleder. Zor şartlarda, aksiliklerle son günlere yaklaşılırken ilk arabanın marşına basılır. Uykusuz geçen son hafta ile birlikte bir araba daha imal eden ekip, ertesi gün Ankara’da Paşa’nın huzuruna çıkacak arabaları 28 Ekim gecesi trene yüklerler. Devrim, ilk ve son yolculuğuna hazırdır.”

-ÖDÜLLER-

”Devrim Arabaları”, 14. Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Oyuncu Ödülleri’nde sinema dalında ”7 Başrol, 7 Unutulmaz Performans” yorumuyla ”En iyi erkek oyuncu” ödülünü aldı. Ödülü oyuncular, Taner Birsel, Ali Düşenkalkar, Halit Ergenç, Altan Gördüm, Serhat Tutumluer, Onur Ünsal ve Selçuk Yöntem paylaştı.

41. Sinema Yazarları Derneğince verilen ”Türk Sineması Ödülleri”nde de filmin müziklerini yapan Demir Demirkan ”En İyi Müzik” ödülünün sahibi oldu.

20. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde sanat yönetmeni Veli Kahraman ise ”En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü” alırken, film, yurt içindeki birçok festivalden ödülle döndü.

”Devrim Arabaları”, 11-16 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek Monaco Film Festivali’nde açılış filmi olurken, 11-19 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek Milano Film Festivali’ne de katılacak. Festivalde yapılacak yarışmada Taner Birsel ”En İyi Erkek Oyuncu”, film ise ”En İyi Film” ödüllerine aday gösterildi.

Film, 19-21 Şubat 2010′da düzenlenecek Canada Film Festivali’ne de davet edildi.

-ARAŞTIRMA 2 YIL SÜRDÜ-

Yönetmen Tolga Örnek’in eline 4 yıl önce Aydın Engin’in ”Devrim”in hikayesinin anlatıldığı bir yazı dizisi geçti. Projeyi bütünüyle araştırmaya başlayan Örnek, Eskişehir Tülomsaş Fabrikası’nda orijinal otomobili gördü, teknik özelliklerini inceledi, döneme ait gazeteleri taradı ve halen hayatta olan mühendislerle görüşmeler yapılarak, 2 yılda araştırmasını tamamladı.

Murat Dişli ile sürdürülen yazma süreci tamamlandığında ortaya çıkan öykü sadece bir mühendislik öyküsü değil, insanı, dostluğu, inancı, dayanışmayı anlatan duygu yüklü bir senaryoya dönüştü. Seyirciye, Türk tarihinin unutulmuş bir sayfasından öte, cesur ve yürekli olağan insanların olağanüstü hikayesi sunuldu.

Beykoz’daki eski Kundura Fabrikası’nda yapılan çekimler 6 hafta sürdü. Sette yardımcı oyuncular da dahil olmak üzere 115 kişilik ekip ortalama günde 16 saat çalıştı. Demir Demirkan tarafından hazırlanan müzikler Prag Flarmoni Orkestrası tarafından canlı çalındı. Filmin tüm ses tasarım, efekt ve miksajı İngiltere’de Zound Ses Tasarım tarafından gerçekleştirildi.

-”DEVRİM”İ 10 BİN KİŞİ ZİYARET ETTİ-

Bu arada, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla 1961 yılında o zamanki adıyla Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nda imal edilen ilk Türk otomobili ”Devrim”, yaklaşık 10 yıldır Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii A.Ş’nin (TÜLOMSAŞ) bahçesindeki camlı özel bölmede sergileniyor.

”Devrim”i, filmin gündeme gelmesinden ve Eskişehir-Ankara arasında hızlı tren seferlerinin başlamasından sonra 10 bin kişi ziyaret etti.

Yetkililer, ”Devrim” ile hatıra fotoğrafı çektiren ziyaretçilerin otomobile hayran kaldıklarını, çoğu zaman gözlerinin dolduğunu bildirdi.

Otomobil sektöründen pek çok firma ”Devrim”e ücretsiz bakım, onarım ve yedek parça desteği vermek istiyor. Yerli bir lastik firması o dönemde ithal lastik kullanılan ”Devrim”in lastiklerini değiştirmeyi teklif ederken, bir başka firma ”Devrim”e boya koruması yapma önerisinde bulundu. TÜLOMSAŞ yetkilileri talepleri değerlendireceklerini ifade etti.

Egzoz borusu yanda olan, uzun ve kısa farları ayak ile çalışan ”Devrim”, toplam 1250 kilogram ve saatte maksimum 140 kilometre hız göstergesine sahip. Güvenlik gerekçesiyle benzin konulmayan ve aküsü çıkartılan ”Devrim”in düzenli teknik kontrolleri yapılıyor.

AA
alıntıdır

ÇOCUK TİYATROLARI FESTİVALİ BAŞLIYOR

Yazan: PearL   
12 Nisan
2009

Devlet Tiyatrolarınca, 25-30 Nisan tarihleri arasında düzenlenen festivalde, 5 gün boyunca, 10 ayrı mekanda yerli-yabancı 18 oyun ve 8 ayrı atölye çalışmasıyla çocuklara tiyatro coşkusu aşılanacak.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Küçük Hanımlar! Küçük Beyler! Hepiniz geleceğin birer yıldızı, gülü, mutluluk parıltısısınız?” sözlerinden ilham alan, Avrupa’nın en kapsamlı çocuk festivali, “Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali” 5. kez Başkent’te yapılacak. ANKA’ya konuşan, Festival Sorumlusu Sevgi Tanrıverdi, “5. Ankara Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali”nin 25-30 Nisan tarihleri arasında yapılacağını kaydetti.

Büyüyen festival

Tanrıverdi, Devlet Tiyatroları sahneleri olmak üzere festivalin, 10 ayrı mekanda 5 gün boyunca devam edeceğini belirterek, bu yıl festivalde, yerli-yabancı 18 oyunun ve 8 ayrı atölye çalışmasının yapılacağını kaydetti. Festivalin, Rusya’dan, İsviçre’den, Polonya’dan, Danimarka’dan, Hollanda’dan, Romanya’dan, Avusturya’dan, İtalya’dan, Bulgaristan’dan ve Danimarka-Sırbistan ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları ortak yapımı olmak üzere yabancı yapım oyunlarla renkleneceğine dikkat çeken Tanrıverdi, 9 yerli oyunun 5’inin de Devlet Tiyatrolarına ait olduğunu söyledi. Yabacı oyunların, özellikle görselliği yüksek, söze dayalı olmayan oyunlar olduğunu ifade eden Tanrıverdi, “Bu yıl daha prestijli oyunlar ön plana çıktı, ‘çocuk balesi’, ‘Blacklight tiyatro’, ‘dans tiyatro’, ‘müzikli oyunlar’, sirk öğelerinin olduğu oyunlar gibi. Her yıl nitelik ve sahne sayısı bakımında büyüyen bir festival bu” diye konuştu.

20 bin seyirci bekliyoruz

TANRIVERDİ, önceki yıllarda da başarılı bir izleyici sayısı yakalayan festivalde, bu yıl temsil sayısının da fazla olması nedeniyle 20 binin üzerinde seyirci beklediklerini ifade etti. Oyunların, saat 11.00 ile 14.00’de olmak üzere, 5 gün boyunca Devlet Tiyatroları sahnelerinde izlenebileceğini hatırlatan Tanrıverdi, saat 11.00’deki oyunların 2 YTL, 14.00’deki oyunların ise ücretsiz sahneleneceğini kaydetti. Daha önce hiç tiyatroya gitmemiş çocukların, tiyatro ile tanışmalarını da hedeflediklerini dile getiren Tanrıverdi, bu nedenle ücretsiz temsillerin de olduğunu belirtti. Ücretsiz oyunlar da dahil olmak üzere, biletlerin Devlet Tiyatroları gişelerinde ya da internet üzeriden “muhakkak” alınması gerektiğinin altını çizen Tanrıverdi, biletlerin 14 Nisan’dan itibaren satışa çıkacağını bildirdi.

Festival Anıtkabir’de başlayacak

FESTİVAL Sorumlusu Sevgi Tanrıverdi, “5. Ankara Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali”nin açılışının ise 25 Nisan günü saat 11.00’de Anıtkabir ziyareti ile başlayacağını belirtti. Tüm festival konuklarının, Ata’nın huzuruna çıkacağını söyleyen Tanrıverdi, Anıtkabir ziyaretinin ardından saat 12.30’da Tunalı Kuğulu Park’ta “oldukça renkli” bir panayır düzenleneceğini kaydetti. Tanrıverdi, “herkese açık” olan açılış etkinliklerinin, 15.00-16.00 saatleri arasında Tunalı Hilmi Caddesi’nde başlayarak, Akün Sahnesi’ne kadar sürecek festival yürüyüşünün ardından, ilk temsilin Ankara Devlet Tiyatrosu’nun “Keloğlan Keleşoğlan” oyunuyla gerçekleştirileceğini söyledi.

alıntıdır

ÇİN’DEN TÜRKİYE’YE ‘TATİL’ ÖDÜLÜ

Yazan: PearL   
12 Nisan
2009

Çin’in Şanghay kentindeki Dünya Turizm Fuarı (World Tourism Fair)’e Safranbolu evleri konsepti ve el sanatları sergisi ile katılan Türkiye, ‘En iyi tatil destinasyonu’ ödülünü aldı.
Fuarda Türkiye’nin standı yüz metrekarelik bir alanda kuruldu. Türk yemeklerinden ikramın da yapıldığı fuara Türkiye etkili bir katılım gerçekleştirdi. Bu yıl 6.sı yapılan fuarda Türkiye, fuar yönetimince oluşturulan jürinin yaptığı değerlendirmede, ‘En iyi tatil destinasyonu ödülünü’ (Best Leisure Tour Destination) aldı. Jüri üyeleri arasında Çin’in tanınmış film yönetmenleri, yazarlar ve seyahat sektörü temsilcileri bulunuyordu.

Fuarın açılış gecesi yapılan törende ödülü alan Pekin Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma müşaviri Oğuzhan Yurteri, ayrıca fuar idaresince her yıl düzenlenen Yurtdışı Seyahatler Semineri’ne (OTF - Outbound Tourism Forum) katılarak ‘Global Kriz ve Turizm” başlıklı bir konuşma yaptı. Foruma çeşitli ülkelerin turizm ofisleri, Çin ulusal ve yerel turizm idareleri temsilcileri ile çok sayıda izleyici ve Çin basını katıldı.

Yurteri, Cihan’a verdiği demecinde, dünyayı kasıp kavuran kriz ortamına karşın Çin’in Türkiye’ye olan ilgisinin devam etmesinin sevindirici olduğunu, ödülün ve Türk standına olan büyük ilginin de bunun bir göstergesi olduğunu vurguladı.

(CİHAN)
alıntıdır

SİNEMA TARİHİNİN EFSANELERİ ARASINA GİREN “GODFATHER” FİLMİNİN BUGÜNE KADAR HİÇ YAYINLANMAMIŞ FOTOĞRAFLARI ORTAYA ÇIKTI!… İŞTE “BABA”NIN O FOTOĞRAFLARI!…

Ünlü yönetmen Francis Ford Coppola’nın Baba filmi sinema tarihinin en önemli yapıtları arasında gösteriliyor.

Baba filmi hakkında şimdiye kadar gazete ve dergilerde binlerce makale yazıldı. Filmle ilgili onlarca kitap da yayımlandı.

ABD’de Noel Bayramı öncesi satışa sunulan bir kitapta ise, Godfather (Baba) filminin şimdiye kadar hiç yayımlanmamış fotoğrafları yer aldı.

Şimdiye kadar hiç yayımlanmamış fotoğraflar ünlü fotoğrafçı Steve Schapiro tarafından çekildi.

İŞTE O FOTOĞRAFLAR

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 1

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 2

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 3

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 4

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 5

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 6

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 7

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 8

Baba'nın hiç yayınlanmamış fotoğrafları / 9

alıntıdır

Özcan Alper’in yönetmenliğini yaptığı “Sonbahar” isimli film, 9. Uluslararası Tiflis Film Festivali’nde “Gümüş Prometus” ödülünü aldı.

Sonbahar filminin Adana Altın Koza’da “En iyi film” ödülü, Locarno, Roma, Med Film, Antalya Avrasya ve Gezici Festival de dahil ulusal ve uluslararası festivallerde şimdiye kadar 9 ödül aldığı kaydedildi.

alıntıdır

EL YAZISINDAKİ SIR

Yazan: PearL   
13 Kasım
2008
İnsanların karakterlerini el yazılarından deşifre edin

Kendinizi, sevdiklerinizi ve sevmediklerinizi daha “yakından” tanıyacaksınız!

El yazısı, okumayı bilenler için müthiş bir bilgi kaynağı. Yazı yukarı doğru mu aşağı doğru mu meyilli, harfler sağa mı yatık sola mı, kelimeler arası verilen boşluk geniş mi dar mı? Tüm bunlar, sosyal hayatlarından iş yaşamlarına, planlama becerilerinden ruh hallerine, insanlar hakkında pek çok ipucu veriyor.

Melih Arat’ın 1990 yılından beri dünya çapında uzmanların araştırmaları ışığında 400′den fazla kişinin, ünlülerin, seri katillerin el yazılarını inceleyerek üzerinde çalıştığı  “El Yazısındaki Sır” isimli kitap, el yazısından karakter analizi konusuyla amatörce uğraşmak isteyenler için uygulanması kolay, harika bir rehber. Kitaptan edineceğiniz temel bilgilerle kendinizin, sevdiklerinizin, ünlülerin el yazılarına bakarak kişilikleri ya da tercihleri hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kitapta ayrıca, merak ettiğimiz ünlülerin el yazıları, imzaları ve karakter analizleri de yer alıyor. İşte bu analizlerden bazıları:

Abdullah Gül: Mantık ve duyguyu dengeleyebilen bir yapıya sahip.

Ahmet Necdet Sezer: İnsanlarla mesafesini korumaya özen gösteriyor. Sezer’in kendi özeleştirisini yaparken objektif olduğunu söyleyebiliriz.

Haluk Şahin: Aklı ve mantığı yaratıcılık ve önseziyle birleştirmeye çalışan bir kişilik yapısı olduğunu görüyoruz.

Paris Hilton: Paris Hilton için, rahatlıkla, yaşamayı sevdiğini ve hatta eğlenceyi doruklarda aradığını söyleyebiliriz.

Sezen Aksu: Yazısından, yaratıcılıkla yan yana giden bir planlama ve uygulama kabiliyeti olduğu görülüyor.

Salvador Dali: Yazının dışındaki geometrik formlardan, devrimci bir sanatçı olduğu anlaşılıyor.

Orhan Pamuk: Özgürlüğüne düşkün olduğunu, insanlarla mesafeli olmayı tercih ettiğini söylemek mümkün.

alıntıdır

« Önceki yazılar    |    




Online Saya