Atmosfer ve Özellikleri

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

Atmosfer ve Özellikleri

İklim

Geniş bir bölge içinde ve uzun yıllar boyunca değişmeyen ortalama hava koşullarına iklim denir.

İklim, coğrafi ortamın oluşması ve şekillenmesi ile insanların yaşantı ve etkinlikleri üzerinde önemli rol oynar. Örneğin bir yerdeki doğal bitki örtüsü, akarsuların özellikleri, insanların yaşam tarzları, konut tipleri, ekonomik etkinliklerinin türü, iklimin kontrolü altındadır. İklimi oluşturan çeşitli öğeler vardır. Bunlar sıcaklık, basınç, rüzgarlar, nemlilik ve yağıştır. İklim elemanları adı verilen ve birbirlerini etkileyen bu öğeler arasında ayrılmaz bir ilişki vardır.

İklim olayları atmosfer içinde gerçekleştiği için öncelikle atmosfer ve özelliklerinin incelenmesi gerekir.
Atmosfer

Dünya’yı çepeçevre saran gaz örtüsüne atmosfer denir. Atmosferin alt sınırı, kara ve deniz yüzeyleriyle çakışır. Üst sınırını ise yerçekiminin etkisi belirler. Ekvator’dan kutuplara doğru yerçekimi arttığı için atmosferin şekli Dünya’nın şekli gibi küreseldir.

Atmosfer’in Katları

Atmosfer kendini oluşturan gazların karışımı ve gidişindeki farklılıklar nedeniyle çeşitli katlara ayrılmıştır. Bu katlar yeryüzünden yukarılara doğru troposfer, stratosfer, semosfer, iyonosfer ve ekzosfer şeklinde sıralanır.

1) Troposfer:
* Atmosferin, yeryüzüne temas eden, alt bölümüdür.
* Tüm gazların % 75’inin bulunduğu bu katmanda yoğunluk en fazladır.
* Troposfer, yerden havaya yansıyan ışınlarla alttan yukarıya doğru ısınır. Bu nedenle alt kısımları daha sıcaktır.
* Yerden yükseldikçe sıcaklık her 100 m’de yaklaşık 0,5 °C azalır.
* Su buharının tamamı troposferde bulunduğu için tüm meteorolojik olaylar burada oluşur.
* Güçlü yatay ve dikey hava hareketleri görülür.
* Yerden yüksekliği 6 – 16 km arasında değişir.

2) Stratosfer:
* Troposferin üstündeki katmandır.
* Yatay hava hareketleri görülür.
* Su buharı hemen hemen hiç bulunmadığı için dikey hava hareketleri oluşamaz. Bu nedenle sıcaklık dağılışı oldukça düzgündür.
* Sıcaklık her yerde yaklaşık –50 °C’dir.
* Üst sınırı yerden 25 – 30 km yüksekliktedir.

3) Semosfer:
* Stratosfer ile Iyonosfer arasındaki katmandır.
* Stratosfer ile Semosfer arasındaki 19-45 km.’ler arasında oksijen azot haline gelerek ultraviyole ışınlarını tutar.
* Üst sınırı yerden 80 – 90 km yüksekliktedir.

4) İyonosfer:
* Mor ötesi (ultraviyole) ışınlarının, molekülleri parçalayarak iyonlar haline getirdiği katmandır.
* Yerçekimi azaldığı için iklim üzerinde belirgin bir etkisi yoktur.
* Radyo dalgalarını yansıtır.
* Üst sınırı yerden 250 – 300 km yüksekliktedir.

5) Eksosfer (Jeokronyum)
* En üst tabakadır.
* Yerçekimi çok azaldığından gazlar çok seyrektir.
* Hidrojen ve helyum gibi hafif gazlar bulunur.
* Atmosfer ile uzay arasında geçiş alanıdır.
* Kesin sınırı bilinmemekle birlikte üst sınırının yerden yaklaşık 10.000 km yükseklikte olduğu kabul edilmiştir.

Atmosferde Bulunan Gazlar

Atmosferde bulunan gazların % 75’i ve su buharının tamamı troposferde bulunur. İklim yönünden daha çok atmosferin alt katları önemli olduğundan burada troposfer ve stratosferin alt katlarının bileşimi incelenecektir.

* Her zaman bulunan ve oranı değişmeyen gazlar; % 78 oranında azot, % 21 oranında oksijen, %1 oranında asal gazlar (Hidrojen, Helyum, Argon, Kripton, Ksenon, Neon) dır.
* Her zaman bulunan ve oranı değişen gazlar; su buharı ve karbondioksittir.
* Her zaman bulunmayan gazlar; ozon ve tozlardır.

Su buharı: Yere ve zaman göre oranı en çok değişen gazdır. Yeryüzünün aşırı ısınıp, soğumasını engeller. Yağış, bulut, sis gibi hava olaylarının doğuşunu sağlar.

Karbondioksit: Atmosferin güneş ışınlarını emme ve saklama yeteneğini artırır. Havada karbondioksit (CO2) miktarının artması sıcaklığı artırıcı, azalması ise sıcaklığı düşürücü etki yapar.

Ozon: Hava içindeki oksijen (O2) mor ötesi (ultraviyole) ışınlarının etkisi altında ozon (O3) haline geçer. Ozon gazı, içinde hayatın gelişmesine olanak vermez ancak atmosferin üst katmanlarında ultraviyole ışınlarını emerek yeryüzündeki yaşam üzerinde olumlu bir etki yapar. Yeryüzünden 19 – 45 kilometre yükseklikler arasında bulunan ozon katının son yıllarda inceldiği hatta yer yer delindiği belirlenmiştir. Özellikle buzdolabı, soğutucu, araba ve spreylerden çıkan gazların (kloroflorokarbon) neden olduğu anlaşılmış ve bu gazların kullanımına kısıtlamalar getirilmiştir. Yeryüzüne ulaşan mor ötesi ışınlardaki artış, sıcaklıkların artmasına, buna bağlı olarak buzulların erimesine, bitki örtülerinde değişimlere neden olabilecektir.

A K A R S U L A R

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

A K A R S U L A R

Akarsu, belirli bir yatak içinde sürekli veya en az bir mevsim boyunca akan sudur.

Akarsuyun doğduğu yere kaynak, döküldüğü yere ağız denir.

Bir akarsuyu komşu akarsu havzasından ayıran sınıra su bölümü çizgisi denir. Su bölümü çizgisi genellikle dağların en yüksek kesiminden geçer. Su bölümü çizgisi, kalkerli arazilerde, kurak bölgelerde ve bataklık alanlarda belirsizdir.

Talveg çizgisi: Bir akarsu yatağının en derin noktalarını birleştiren çizgiye denir.

Akarsu Havzası: Bir akarsuyun sularını topladığı bölgeye denir. Havzası en geniş olan akarsu Amazondur.

Açık Havza: Sularını denizlere kadar ulaştırabilen akarsu havzalarıdır. Türkiye’deki başlıca büyük akarsular buna örnektir.

Kapalı Havza: Sularını denizlere kadar ulaştıramayıp kuruyan veya göle dökülüp kalan akarsulardır. Kapalı havzaların oluşmasında; yer şekillerinin oluşumu ve iklim etkilidir. Kapalı havzalar genellikle iç kesimlerde, kurak iklim bölgelerinde görülür. Açık havzalar ise kıyı kesimlerde ve nemli iklim bölgelerinde görülür.

Türkiye’deki başlıca kapalı havzalar; Van gölü, Tuz gölü, Göller yöresi, Konya ovası, Eber kapalı havzası gibidir.   

AKARSULARDA AKIM (DEBİ)
Akım, akarsu yatağının herhangi bir kesitinden 1 sn.de geçen su miktarıdır. m³/sn olarak ifade edilir. Akımı en yüksek olan akarsu Amazon’dur. Türkiye’de ise Fırat’tır.

Akımda Etkili olan Faktörler
1) Havzaya düşen yağış miktarı,
2) Araziyi oluşturan taş ve tabakaların geçirimliliği,
3) Sıcaklık: Sıcaklığın arttığı dönemlerde buharlaşma artacağından dolayı o dönemde akım düşmesi olur. Ayrıca kış sıcaklıklarının çok düşük olduğu yerlerde yağışlar kar şeklinde düşer. Bunlar kışın erimediği için akarsu bu dönemde beslenemez. Dolayısıyla  akım düşmesi görülür.
4) Akarsu yatağı çevresindeki bitki örtüsü
5) Havzanın genişliği,
6) Havzadaki dağların kar buzları,
7) Yer altı suları ve kaynakları,
Karizmatik Beşeri faktörler: Akarsulardan sulama amacıyla yararlanılması.
AKARSU REJİMİ
Akarsuyun akımında yıl boyunca meydana gelen değişikliğe akarsu rejimi denir.

Akarsu Rejiminde Etkili Faktörler
1) Yağış rejimi (en fazla etkili olan faktördür)
2) Sıcaklık şartları
3) Havzanın genişliği: Aynı iklim bölgesinde geniş olması sadece akımı etkiler. Farklı iklim bölgelerinde geniş ise rejim daha düzenli olur.
4) Akarsu yatak eğimi: Eğimin fazla olması rejimin düzensizliğine yol açar.

Rejimlerine Göre Akarsular
1) Düzenli Rejimli Akarsular: Yıl boyunca akım değişikliğinin az olduğu akarsulardır. Ekvatoral iklim ve Ilıman Okyanus iklimlerindeki akarsular. Bu akarsular yıl boyunca enerji üretmeye, sulama, içme suyu elde etmeye ve ulaşıma elverişlidir.
2) Düzensiz Rejimli Akarsular: Yıl boyunca akım değişikliğinin fazla olduğu akarsulardır. Yağış rejimi düzensiz olan iklimlerde görülür.
3) Karma Rejimli Akarsular: Sularını farklı iklim bölgelerinden toplayan akarsulardır. Türkiye akarsuları genelde karma rejimlidir. Çünkü kısa mesafede iklim değişmeleri görülür.
4) Sel Rejimli Akarsular: Yağışlı dönemlerde coşkun akarsular haline gelip, kurak dönemde kuruyarak ortadan kalkan akarsulardır. Örnek: İç Anadolu Bölgesi akarsularında olduğu gibi.
5) Kaynak Sularıyla Beslenen Akarsular: Gür kaynaklarla beslenen ve seviyelerinde çok az değişikliğin olduğu akarsular da vardır. Örnek: Manavgat Çayı gür karstik kaynaklarla beslendiği için Akdeniz’deki diğer akarsulara göre daha düzenli akıma sahiptir. Ayrıca Düden Suyu ve Köprü Çayı da kaynaklarla beslenen akarsulara örnektir.

AKARSULARDA BİRİKTİRME

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

AKARSULARDA BİRİKTİRME

Akarsu Biriktirmesinde Etkili Olan Faktörler
1) Yatak eğiminin azalması (en fazla etkili faktör).
2) Akış hızının azalması.
3) Yük miktarının artması.
4) Akımın düşmesi.

Akarsu gücünün azaldığı yerde taşıdığı maddeleri biriktirmeye başlar. Gücünün azaldığı  yerde önce iri maddeleri, gücünün tamamen azaldığı yerde ise ince maddeleri biriktirirler. Bundan dolayı akarsu biriktirmesi ile oluşan yer şekillerinin yapısı incelendiğinde akarsuyun akımı hakkında genel bilgileri elde edebiliriz. İri maddeler var ise akım yüksek, ince maddeler var ise akım düşüktür.
 

BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ
1) Birikinti Konisi: Dağlardan inen akarsu veya derelerin taşıdığı malzemeleri, dağ eteğinde eğimin azalması sebebiyle yelpaze şeklinde biriktirmesidir.
 
2) Dağ eteği ovası: Birikinti konilerinin birleşmesi sonucu oluşan hafif dalgalı düzlüklere denir.
3) Dağ içi ovası: Etrafı dağlarla çevrili çukur alanlara inen akarsu ve derelerin taşıdıkları malzemeleri yatak eğimlerinin azaldığı yerde biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir.
4) Taraça (Seki): Akarsuların önce biriktirmesi, sonra tekrar aşındırması ile oluşan basamak şeklindeki düzlüklerdir. Sekiler eski vadi tabanlarıdır.

Akarsuyun tekrar aşındırma yapabilmesi için: Akım yükselmesi veya taban seviyesinin yükselmesi gerekir.   
5) Delta ovası:Akarsuların denize döküldüğü yerde taşıdığı malzemeleri biriktirmesiyle oluşan düzlüklerdir. Ör: Çukurova, Bafra, Çarşamba, Göksu gibi.

Delta ovasının oluşabilmesi için:
a) Döküldüğü deniz sığ olmalı (kıta sahanlığı geniş olmalı).
b) Kıyı akıntısı olmamalı.
c) Gel-git olayı kuvvetli olmamalı.
d) Bol miktarda alüvyon taşınmalı.

* Kuzey batı akarsularının hiç birisi döküldüğü yerde delta ovası oluşturamaz. Sebebi gel-git olayıdır.
* Türkiye’de gel-git olayının etkili olmadığına kıyılarda oluşan delta ovaları delil olarak gösterilebilir.

6) Irmak adası: Akarsu yatak eğimini azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde taşınan alüvyonların yatak içinde birikmesi ile oluşur.
7) Taban Seviyesi Ovası: Deniz seviyesine yaklaşan akarsuların taşıdığı maddeleri yatağı çevresinde biriktirmesi ile oluşan düzlüklerdir.
TÜRKİYE AKARSULARININ GENEL ÖZELLİKLERİ

1) Yatak eğimleri fazladır. Bunun sonucunda;
* Akış hızları fazladır.
* Aşındırıcı etkileri fazladır.
* Enerji potansiyelleri yüksektir.
* Ulaşıma elverişli değillerdir.

2) Rejimleri düzensizdir.
3) Akımları düşüktür. Yağışların az, havzalarının dar olmasından dolayı.
4) Boyları kısadır. Türkiye’nin bir yarım ada olması ve dağların kuzeyde ve güneyde kıyıya paralel olmasıdır.
5) Denge profiline kavuşmamışlardır. Türkiye’nin bugünkü yer şekillerinin yakın bir  dönemde oluşmuş olmasıdır.
6) Ulaşıma elverişli değildirler. Yatak eğimlerinin fazla, akımlarının düşük, rejimlerinin düzensiz olmasından dolayıdır. Üzerinde kısıtlı da olsa ulaşımın tek yapılabildiği akarsuyumuz Bartın Çayıdır.
7) Akarsularımızdan daha çok enerji üretiminde, içme ve sulama suyu elde edilmesinde yaralanmaktayız.

İZOHİPSLERİN ÖZELLİKLERİ

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

İZOHİPSLERİN ÖZELLİKLERİ
İç içe kapalı eğrilerdir.
Birbirini kesmezler.
Yükseltisi en az olan en dıştadır.
Yükseltisi en fazla olan en içtedir.
Aralarındaki yükselti farkı birbirine eşittir (Equdistance)
Aynı izohips çizgisi üzerindeki bütün noktalarda yükselti aynıdır.
İzohips çizgisi üzerinde olmayan bir noktanın kesin yükseltisi bilinemez.   
Kıyı çizgisi (deniz kıyısı) sıfır metredir.
İzohipslerin sık veya seyrek geçmesi yer şekillerine bağlıdır.   
İzohipslerin sık geçtiği yerde eğim fazladır. Seyrek geçtiği yerde eğim azdır.   
Dağ dorukları (zirveler ) nokta halinde gösterilir.   
Akarsu vadileri yükseltinin arttığı yöne doğru girinti oluşturur.

Ok işareti çevresine göre çukur olan (kapalı çukur-çanak-krater) yerleri gösterir.   
Tabanı aynı olan iki tepe arasındaki küçük düzlüğe boyun denir.
Tabanları aynı olan tepelerin başlangıç yükseltileri de aynıdır.         
Akarsudan sonraki ilk yükseltiler birbirine eşittir.

Yükseltinin arttığı yöne doğru “U ” harfi oluşmuş ise buna sırt denir. 

OLUŞUMLARINA GÖRE TAŞLAR

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

OLUŞUMLARINA GÖRE TAŞLAR 
1)Püskürük (volkanik , mağmatik )kayalar:
Mağmanın yer kabuğunun yarıkları içinde veya yeryüzüne kadar çıkarak soğuması ile oluşan kayalardır.
Soğumanın gerçekleştiği yere göre iç ve dış püskürük kayalar şeklinde gruplara ayrılır.
a)İç püskürük kayalar: Granit, siyanit, gabro ve diyorit gibi.
b)Dış püskürük kayalar: Andezit, bazalt, volkan camı (obsidiyen), trakit, inci taşı, katrantaşı, sünger taşı gibi.
Ortak Özellikleri: Kristallidir ve kütle halindedir
2)Tortul (sediment) kayalar: Dış kuvvetlerin etkisiyle fiziksel veya kimyasal çözülmeye uğrayan kayaların çukur alanlarda çökelmesiyle oluşan kayalardır.
Oluşum bakımından;
a)Mekanik (kırıntılı) tortul kayalar:
Kum taşı (gre), kil taşı (şist) ,çakıl taşı (konglomera) örnektir. Çakıllar köşeli ise buna breş denir.
b)Kimyasal tortul kayalar:
Kalker ( kireç taşı), Jips (alçı taşı), kaya tuzu, dolamit, traverten , sarkıt ve dikitler örnektir.
c)Organik tortul kayalar:
Mercan kaya , antrasit , taşkömürü , linyit , turba ve tebeşir buna örnektir.
Ortak Özellikleri: Tabakalıdır, fosil bulundururlar.
Not: Petrol , antrasit , taşkömürü , linyit, turba hariç diğer madenlerin oluşmasının temel sebebi volkanizmadır.
3. Başkalaşım (metamorfik) Kayalar:
Tortul ve volkanik kayaların yüksek sıcaklık ve basıncın etkisiyle eski özelliklerini kaybederek yeni özellikler kazanmasıdır.
                       Başkalaşım
Kalker——–Mermer
Kil taşı——–Mikaşist
Kum taşı——Kuvarsit
Granit———Gnays

ŞİMŞEK ve YILDIRIM

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

ŞİMŞEK ve YILDIRIM
    Şimşek; gelişigüzel ve tahmin edilemeyen bir olay olup, bazen çevrenizde karşılaştığınız çeşitli biçimlerde küçük, can sıkıcı kıvılcımlarla benzerlik gösteren çok kuvvetli elektrik boşalmasıdır.
    Soğuk ve kuru bir kış günü halınızın üzerinde yürürken kedinizi okşamak için elinizi uzattığınızda siz ve kediniz her ikiniz birden istenmeyen bir enerjiye tutulabilirsiniz. Bu, yürüyüşünüz sırasında ya pozitif ya da negatif elektrik yükünün birikmesi nedeniyledir ve vücudunuzdaki fazla miktardaki yük ilk firsatta karşı yüklü bir alana akacaktır. Bu da zavallı kedinin olaya katıldığı zamandır. Elleriniz kedinin yakınına eriştiğinde fazla miktardaki yük sizinle kedi arasındaki boşluğa sıçrar. Süreci yavaşlatılmış halde görebilseydiniz kanepenin altına doğru hızla koşan bir huysuz kediden başka, ince bir şimşek ışığına benzeyen bir şeyin elinizden aktığını görebilirdiniz.

MEVSİMLER VE ÖZELLİKLERİ

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

MEVSİMLER VE ÖZELLİKLERİ
    Mevsimler güneşin gün dönümü ve gece gündüz eşitliği noktaları arasından geçişleri arasındaki sürelerdir. Mev-simlerin oluşmasının temel sebebi eksen eğikliği ve Dünya’nın Güneş çevresindeki hareketidir. Her iki yarım kürede de mevsimler birbirinin tersi olarak yaşanır. KYK yazı yaşarken, GYK kışı yaşamaktadır. Aynı şekilde birinde sonbaharı yaşanırken diğeri de ilkbahar yaşanır.
     Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir. 21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solstis tarihleridir.
     Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya güneş etrafında do-lanırken, güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler de oluşmayacaktı.
     Gündönüm (solstis) tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik düştüğü ve bütün dünyada gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir.

İÇ GÖÇLER

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

İÇ GÖÇLER
    İç göçler 1950 ‘den sonra Ulaşımın  gelişmesi ve sanayileşme ile artış göstermiştir.
    İç Göçün (Köyden Kente) Sebepleri
1. Hızlı nüfus artışı,
2. Tarım alanlarının miras yoluyla küçük parçalara ayrılması,
3. Tarımda makineleşme ile işsizliğin oluşması (bu genelleme Karadeniz bölgesi için geçerliliğini yitirir.).
4. Eğitim hizmetleri, alt yapı hizmetlerinin yetersizliği,
5.  Kan davaları ve terör.
6.  İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri.
7.  Sağlık hizmetlerinin yetersizliği (en az etkili).
8.  İş imkanlarının sınırlı olması.
9.  Kentlerde sanayinin gelişmiş olması.
Köyden Kente Göçün Sonuçları
1. Nüfusun dağılışında dengesizlik olur.
2.Yatırımların dağılışında dengesizlik olur.
3. İşsizlik ortaya çıkar.
4.Konut sıkıntısı olur. Sonuçta gecekondulaşma olur.
5.Sanayi tesisleri (fabrikalar) kent içinde kalır.
6. Çevre sorunları artar.
7.Trafik, eğitim-sağlık problemleri olur.
8.Alt yapı hizmetlerinin götürülmesi zorlaşır.
9.Kültür çatışması olur.
10.Kırsal kesimdeki yatırımlarda verimsizlik olur.
Köyden Kente Göçü Önlemek İçin
1.Sulamalı tarım yaygınlaştırılmalı,
2.Modern tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalı.
3.Besi ve ahır hayvancılığı geliştirilmeli.
4.Eğitim -sağlık hizmetleri geliştirilmeli.
5.Tarıma dayalı sanayi kolları kırsal kesime  kaydırılmalı
6.Alt yapı hizmetleri geliştirilmeli (yol ,su, elektrik, haberleşme).
GÖÇ
    Waugh’a göre (1990: 301) “göç, devinim ve insanın yerleşme yerinde, bazı dönemlerde, kalıcı değişimidir. Göçler itici ve çekici faktörlerin etkileri ile ortaya çıkmaktadır. İtici faktörler, insanları mevcut yerleşmelerinden hoşnutsuz eden baskılar nedeniyle uzaklaştırırken, çekici faktörler insanların  yeni bir yerleşmesine etki eder”. Göç, kısaca, insanların yaşadıkları yerleri
herhangi bir amaçla uzun veya kısa süreli olarak değiştirmesi olayıdır.
Göçün Sebepleri
    Göç hareketinin çok sayıda sebebi bulunmaktadır. İnsanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için ekonomik anlamda, içinde bulundukları devre göre, belirli standartlarda olanaklara sahip olmaları gerekmektedir. İnsanlar yaşamak için öncelikle fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olup, bunun için belirli bir gelire ihtiyaç duyarlar. Bu amaca yönelik insanlar, bir işte çalışarak kendisinin ve bakmak zorunda olduğu kişilerin geçimini sağlamaktadırlar. İnsanlar bulundukları ortamlarda iş bulamıyor ve geçimlerini sağlayamıyorlarsa iş bulabilecekleri bir yere göçmek zorundadırlar. Bu nedenle de araştırma sahasında, göçün en önemli sebebi, iş bulmak amacını taşımaktadır (%78,1). GAP’ın faaliyete geçmeye başlaması ile beraber, bu neden ortadan kalkmaya başlamıştır Yukarıda değinilen göçün nedenlerini Gökçe’de (1996: 264) destekleyerek, 1981 verilerine göre %40 olan topraksız çiftçi ailelerinin oranının 1993′e gelindiğinde de aynı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, bu durumun topraktan yeterli geçim sağlayamama, kentlere kitlesel göç ve işsizlik sorununu da beraberinde getirdiğini vurgulamıştır. Araştırma sahasında göç olayının sebeplerinden bir diğeri “kan davası”dır.  Kan davasının göç nedeni olması (%2,1), sahada kan davası olaylarının  hala devam ettiğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Bu çağdışı olayın hala yaşanıyor olması sahadaki insanların geleneksel etkilerinden kopamıyor olmasının bir göstergesi olması yanında, eğitim, ekonomik ve kültürel anlamdaki bazı eksikliklerin etkili olduğu söylenebilir. F. Doğanay
     (1997: 21-22), Harran’da 1970′li yıllarda, bazı aileler arasında kan davasının olduğuna dikkat çekerek, bunun ailelerde huzursuzluk ve güvensizlik nedeni olduğunu belirtmiştir.
     Araştırma sahasında, ankete katılan hane halkı reislerinden köyden “göçmek isteyenlerin” oranı azımsanmayacak kadar çoktur (%25,4), Ancak, bu sadece bir istek olup, kesinleşmiş bir olay değildir. Köyden göçmek istemeyenler ise çoğunluğu oluşturmaktadırlar (%74,6). Bu da, göçün durmaya başladığının göstergelerinden kabul edilebilir.
Ankete katılan hane halkı reislerinden yurt içine göçmek isteyenlerin önemli bir kısmı; Adana (%34,9) ve İstanbul’u (%21,7) tercih etmişlerdir. Göç isteği çoğunlukla yakın merkeze ve il içine doğru bir hareketlilik göstermiştir (%72,2), (Tablo 5). Bu oranlara bağlı olarak göç isteğinin, iş imkanı fazla olan gelişmiş uzak merkezlere ve yakın merkezlere şeklinde olduğu söylenebilir.
    Dış göç eğilimine karşın, Şanlıurfa’dan dışa göç eğilimi son 15-20 yıl süresince sürekli düşüş göstermiştir. Buna karşın, bölge kentlerine olan göç;  nüfus yığılmasına sebep olmaktadır.
Araştırma sahasına, göç ederek gelenlerin çoğu iş imkanının artmış olduğunu belirtmişlerdir (%73,3). İş kurduğu için gelenlerde de artış vardır (%6,7) Bu durum, GAP’ın ve Şanlıurfa ilinin iş cazibesi bakımından önemli olmaya başladığını gösterdiği gibi gelecekte de önemli olacağının işaretlerindendir.
    Sahada 1995 yılından itibaren, Atatürk Barajı’ndan sulamanın başlaması ile beraber, önceleri Türkiye’nin diğer bölgelerine çalışmaya giden insanların geriye dönmeye başlamış olmasına karşın, bu “tersine göç” nüfusun artış hızını etkiyecek kadar yüksek değildir. Çünkü, göç hareketinin etkileri kısa sürelerde görülmez. Araştırma sahasında yaşayan insanlar, daha önceleri, Adana ve Çukurova gibi yerlere çalışmaya gitmişlerdir. 1995′te GAP’ın devreye girmesi ise, henüz yeni sayılabilecek bir olaydır. Bunun “tersine göç”gibi sosyal boyuttaki olaylara geç tesir etmesi de gayet doğaldır. Bölge dışına göç eden insanlar göç ettikleri yerlerde ekonomik faaliyetlerini sürdürdüğü gibi buralardan genellikle geriye dönmek istemezler. Çünkü, geriye döndükleri zaman tekrar geldikleri yerlere uyum sağlamaları da geç olacak ve buna bağlı olarak da kurulu düzenleri bozulacaktır. Türkiye’de son yıllarda yaşanan, ülke genelindeki ekonomik çıkmazın da tersine göçe olumsuz  etkisi olduğu söylenebilir. Bu sebeple, son yıllarda artması beklenen tersinegöç, yukarıda belirtilen nedenlerle az gerçekleşmiştir. Tersine göç olgusunun az da olsa başlamış olması, GAP’ın çekici özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
      Yukarıda ortaya koymuş olduğumuz görüş, bazı araştırmacılar tarafından da desteklenmektedir. GAP entegre bölgesel kalkınma projesi gerçekleştiğinde, Güneydoğu Anadolu, göç veren değil, yüksek oranda göçlerin yöneldiği bir bölge olacaktır. Gaziantep ve Şanlıurfa bölgenin en büyük ve Türkiye’nin sayılı metropolleri arasına girecektir (H. Doğanay, 1997: 448). Gökçe’de bu görüşü destekleyerek (1996: 265), 2005 Hedef Yılı’nda, bölgesel istihdamın 1985 yılına göre % 251 oranında artış kaydedeceğini, buna karşılık, nüfus artış oranının ise % 240 olacağını belirtmiştir. Görüldüğü gibi, 2005 Hedef Yılı’nda bir istihdam fazlalığı dikkati çekmektedir. Bu istihdam fazlalığının bölge dışında çalışan nüfusu bölgeye çekme gücü vardır.
     Yukarıdaki araştırmacıları Özer’de destekleyerek (1997: 161), GAP ile birlikte bölgenin önemli oranda göç alacağını ve bu göçün en büyüğünün projenin başları ile (1990) sonları yani ürünlerin verileceği dönem (2010) olacağını belirtmiştir. Ayrıca, GAP bölgesine proje ile birlikte ve projeden sonra genellikle Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’dan göç geleceğini vurgulamıştır.
     Görüldüğü gibi, GAP’ın tamamlanmasıyla birlikte sadece daha önce araştırma sahasından Türkiye’nin diğer bölgelerine göç eden insanlar sahaya göç etmeyecek, buna ilave olarak Ülkenin diğer bazı bölgelerinden de araştırma sahasına göç hareketi gerçekleşecektir. Çünkü, GAP tamamlandığında sahaya göç verme ihtimali olabilecek bölgelerde istihdam sorun olmaya devam ederken, GAP bölgesinde istihdam fazlalığı olacaktır. Bu da, sahaya diğer bölgelerden göç hareketinin gerçekleşmesi için yeterli bir nedendir.
   Araştırma sahasında “geni aile tipi”nde olan ailelerden işini ve kazancını ayıran bireyler daha sonra “çekirdek aile” kurarak toplumsal manada yaşamlarını önceki geniş ailelerinden ayrı olarak devam ettirirler. Bu durum, göçe sebep olabilmektedir. Şöyle ki; evini ayırarak yeniden çekirdek aile oluşturan bireyler bazen bulunduğu yerden iş bulmak için ayrılarak göç ederler.
İç Göç
    Günümüzde, insanlar daha rahat ortamlarda yaşamak istemektedirler. Bu istek aynı zamanda göç nedenlerinin en önemlilerindendir. Göç çoğunlukla, insanların bölgeleri dışındaki sanayileşmiş büyük şehirlere olurken, bazen kendi yaşadıkları kırsal alanların bağlı bulundukları il ve ilçe merkezlerine de olabilmektedir. Hatta, bazı insanlar yurt dışına bile göç ederler. Araştırma sahasında, son zamanlara gelinceye kadar ciddi düzeyde bir göç olayı söz konusu idi. Ancak, sulamalı tarıma geçilmesi nedeniyle böyle bir hareketlilik ortadan kalkmaya hatta tersine dönmeye başlamıştır. Bu tersine durum, yani “tersine göç” çok önemli oranlarda olmamakla birlikte böyle bir eğilimden söz edilebilir. Şanlıurfa ilinde göç 1990′lı yıllar ve öncesinde negatif iken; 1990′lı yıllarda durmaya günümüzde ise tersine dönmeye başlamıştır.
    Araştırma sahasında yurt içine göç; “il içi” ve “il dışı” olarak iki şekilde değerlendirilebilir. Ankete katılan hane halkı reislerinden il dışına göç eden hane bireylerinin olduğunu belirtenler önemli bir oran oluşturmaktadır. Hane halkı reislerinden önemli bir kısmı, haneden herhangi bir bireyin yurt içine göçtüğünü belirtmişlerdir. Göç eden hane halkı bireylerinin önemli bir kısmı (%45,5) Adana’yı tercih etmiştir. İl dışına göç edenlerin çoğunluğu ise çevre illeri tercih etmişlerdir (%55,8). Geriye kalanların önemli bir kısmı, Şanlıurfa Merkez İlçe’ye göç ederken (%23,9), arta kalanlar ise uzaktaki illere göçmüşlerdir

TEMİZ ENERJİ KAYNAKLARI

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

TEMİZ ENERJİ KAYNAKLARI
         Temiz enerji kaynaklarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1.HİDRO
2. BİOMASS
3. GÜNEŞ
4. JEOTERMAL
5. RÜZGAR
6. MET-CEZİR (Gel-Git) 
7. DALGA
8. OKYANUS TERMALİ
9. DENİZ AKINTILARI
      Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Yönelme
Son zamanlarda tüm dünyada özellikle medya, hükümet karar organları, enerji endüstrisi ve çevre kuruluşlarınca yenilenebilir enerji oldukça ilgi çekmeye başladı. Ancak, hükümetlerin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması için pek çok faaliyet, promosyon ve maddi yardımlarına rağmen, hala yenilenebilir enerji kaynakları enerji pazarlarında yüksek engellerle karşı karşıyadır. Bunun bir çok sebepleri vardır, en önemlisi fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında yenilenebilir enerji kaynaklarının ekonomik olarak zayıf algılanmasıdır. Bu çok kere, geleneksel fiyat yapılandırmasına da bağlıdır. Çünkü, bu fiyat yapılandırmasında sosyal ve çevresel maliyetler, provizyon ve kullanım maliyetleri bulunmamaktadır. Üstelik, küçük boyutlu yenilenebilir bir kaynağın kurulmasında bile kurumsal ve mali pek çok engeller vardır.
     EA (Enerji Ajansı) tarafından 2002 Kasım ayında yayınlanan son raporda, küresel olarak toplam temel enerji kullanımında yenilenebilir enerji kaynaklarının payı %13.8 dir. Bu, ticari ve ticari olmayan enerjileri ve tüm büyük yenilenebilir enerji kaynaklarını da kapsamaktadır. Yanabilir ve yenilenebilir atıklar dahil bu toplamın payı yaklaşık % 80, hidro enerjinin payı %16.5 ve tüm yeni yenilenebilir kaynaklar; jeotermal, solar, met-cezir, dalga, rüzgar ve diğerleri % 0.5 dir.
          TÜRKİYE’NİN TEMİZ ENERJİ POTANSİYELİ
1.Güneş Enerjisi
Türkiye’de coğrafik konum dolayısıyla güneş enerjisinden  güney kesimler ile Ege bölgesinin birazı  fazlasıyla yararlanmaktadır. Türkiye’de bölgelerin yıllık güneşlenme süreleri:
*Güneydoğu Anadolu Bölgesinde       3016 saat
*Akdeniz Bölgesinde                       2923 saat
*Ege Bölgesinde                              2725 saat
*İç Anadolu Bölgesinde                   2712 saat
*Doğu Anadolu Bölgesinde               2693 saat
*Marmara Bölgesinde                      2529 saat
*Karadeniz Bölgesinde                    1965 saat  şeklindedir.
2. Rüzgar Enerjisi
Türkiye’de özellikle Ege ve Trakya bölgesi rüzgar enerjisinden en çok yaralanabileceğimiz alanlardır. Buralardaki rüzgar hızının  aylara göre dağılımı:
Bölge                                                                     :Çanakkale,              İzmir,             Bodrum,              Datça
30m yüksekliğinde ortalama rüzgar hızı (m/s)       : 7 - 7,5                  7,5 - 9             7 - 7,5              7 - 7,5
Rüzgar bakımından en zengin aylar                        :Kasım-Şubat,      Kasım-Şubat    Aralık, Mayıs         Aralık
                                                                              Mayıs-Eylül       Mayıs-Eylül          Eylül              Mayıs-Eylül
Gün içinde rüzgar bakımından en zengin saatler    :16.00 - 03.00    12.00 - 21.00   09.00 - 22.00    09.00 -22.00
3. Jeotermal Enerji
          Ülkemizde en büyük jeotermal enerji potansiyeli Denizli-Sarayköy civarı olup, 1000 km2′lik bir alanda 160-200°C sıcaklıkta sıcak su (buhar) kaynakları mevcuttur. Halen 700 L/s debideki kaynaklar elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Diğer yüksek jeotermal enerji potansiyel bölgeleri Çanakkale, Afyon-Sandıklı, Kızılcahamam, Gönen, Simav, Kozaklıdır. Halen Kırşehir, Gönen, Simav, Kızılcahamam ve İzmir-Balçova’da sıcak kaplıca suları merkezi konut ısıtmasında kullanılmaktadır.
          Ülkemizde ÖRME adlı özel bir jeotermal mühendislik şirketi, konuyla ilgili dernek ve kuruluşlar jeotermal ısıtma ile uğraşmakta ve bu kurum-kuruluşların verilerine göre Türkiye bu alanda Dünya’da 7. sırada yer almakta olup Türkiye’nin 5 milyon konutu ısıtacak potansiyele sahip olduğu iddia edilmektedir.
               SONUÇ
         Enerjinin gelişimi için şu üç özellik şarttır; ulaşılabilirlik ( accessibility ), mevcudiyet (availability ), kabul edilebilirlik (acceptability ).
          Enerji kaynakları boldur, küresel ekonomik büyümede sınırlandırıcı bir faktör olması beklenemez.  Ancak bölgesel dağılımı, gelişmişlik ve dağıtım hızı tam olarak tatmin edici olmayabilir. Artan sayıda enerji şirketleri yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişimi için teknoloji ve yatırım konularında merkez karar vericileri ve pazarlama mekanizmalarına güvenmektedir. Buna rağmen pazarlama sinyalleri, tüm enerji ihtiyaçlarını karşılamada ve çevre önceliklerine saygı duymada yeterli değildir. Tek tek incelendiğinde;
       Okyanus termali diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre çok sayıda avantajları bulunmaktadır; küresel olarak deniz akıntısı kaynak potansiyeli büyüktür, daha yüksek enerji yoğunluklarına, yüksek tahmin edilebilirlikte güç çıktılarına sahiptir,  ekstrem atmosferik dalgalanmalardan bağımsızdır ve görsel etkileri yoktur.
       Jeotermal (yer kaynaklı) ısı pompalarının sayısındaki büyük artış, direkt ısı uygulamalarındaki artışa katkıda bulunmuştur. Kısa ve orta vadede jeotermal enerjiye bakış cesaretlendirilmesine rağmen, uzun vadeli beklenti, kaya ısısının teknolojik ve ekonomik varlığına bağlı olacaktır.
       Rüzgar enerjisi incelendiğinde, çok sayıdaki  ülke ve bölgede, hızlı kapasite büyümesi sebebiyle, ulusal ve uluslararası politik destek, performans ve maliyetlerdeki ileri gelişmelere bağlı olarak 2010 yılına kadar küresel olarak kurulu rüzgar kapasitesinin 150 GW a ulaşabileceğı beklentisi vardır.
        Biyokütle incelendiğinde, biyomasın fosil yakıtların yerine doğrudan konulabileceği, ağaçların karbon tüketmesinden biyomasın atmosferdeki karbon dioksit tüketilmesinde daha etkili olduğu tartışılmaktadır. Kyoto Protokolü biyomas enerjisinin daha ileri  boyutlarda kullanılmasını desteklemektedir.

RÜZGARLAR

Posted by: myfrom  :  Category: Coğrafya ve Illerimiz

RÜZGARLAR
Yüksek basýnçtan alçak basýnca doðru olan yatay hava hareketidir.
Birbirine yakýn iki merkezde sýcaklýk farký oluþmasý durumunda görülecek ilk olay rüzgarýn esmeye baþlamasýdýr.
RÜZGARIN HIZINDA ETKÝLÝ FAKTÖRLER
1.BASINÇ FARKI
Basýnç farký arttýkça rüzgarýn hýzý ve þiddeti de artar. 
2.BASINÇ MERKEZLERÝ ARASINDAKÝ YATAY UZAKLIK
Basýnç farký eþit ise, yatay mesafede yol uzadýkça sürtünme artar,hýz azalýr. Bundan dolayý izobarlarýn sýk geçtiði yerde rüzgarýn hýzý fazla iken , seyrek  geçtiði yerde hýz azdýr. 
3.YER ÞEKÝLLERÝ
Yer þekilleri rüzgara yön verirken , ayný zamanda hýzýný da etkilerler. Ör. Engebeli bir alanda rüzgar engelin gerisinde daha yavaþ eser. Dar bir vadiden geçerken, sýkýþýr,sürtünme alaný daralýr,hýzý artar
4.DÜNYANIN EKSENÝ ÇEVRESÝNDEKÝ HAREKETÝ
Dünyanýn dönüþ hýzýnýn arttýðý alanlarda rüzgarlar daha fazla sapmaya uðrar.Yolu uzar ,hýzý azalýr.
RÜZGARLARIN ESME YÖNÜNÜ ETKÝLEYEN FAKTÖRLER
1.Basýnç merkezlerinin konumu: Rüzgarlar her zaman yüksek basýnçtan alçak basýnca doðru eserler.
2.Dünyanýn ekseni çevresindeki hareketi: Bu hareketten dolayý rüzgarlar  K.Y.K.’ de saða, G.Y.K. ‘ de sola doðru saparak eserler
3.Yer þekilleri: Sýradaðlar, boðazlar, derin ve uzun vadiler rüzgarlarýn gerçek yönlerini deðiþtirirler.
Rüzgarlar yatay yönde yer þekillerinin uzanýþ doðrultusuna  uygun eserler. Rüzgarlar boðaz ve vadide belirli bir doðrultuda daha fazla eserken, engebesiz alanlarda ise; bütün yönlerden az-çok eþit eser.
         Bir yerde rüzgarýn esme sýklýðýný gösteren diyagrama rüzgar frekans gülü denir.  Rüzgar frekans gülüne bakarak ; yer þekillerinin uzanýþ doðrultusu ve hakim rüzgar yönü hakkýnda bilgi elde edilebilir.
Herhangi bir yerde rüzgarýn yýl içinde en fazla estiði yöne hakim rüzgar yönü denir.
RÜZGAR ÇEÞÝTLERÝ
1.SÜREKLÝ RÜZGARLAR
ALÝZE RÜZGARLARI
     30° enlemlerindeki Dinamik Y.B. alanlarýndan  Ekvatoral A.B alanýna doðru esen rüzgarlardýr.
Doðu yönlü olduklarý için Tropikal Kuþak karalarýnýn doðusuna sürekli olarak yaðýþ býrakýrlar.
Ekvatorda yükselerek üstten 30 ° enlemlerine doðru esen rüzgarlara Ters Alizeler denir. Bu rüzgarlar dönenceler civarýnda alçalarak çöllerin oluþmasýna neden olurlar.
BATI RÜZGARLARI
30° enlemlerindeki Dinamik Y.B. alanlarýndan 60°  enlemlerindeki Dinamik A.B. alanlarýna doðru esen rüzgarlardýr.
Batý yönlü olduklarýndan Ilýman Kuþak karalarýnýn batýsýna sürekli bol yaðýþ býrakýrlar.
KUTUP RÜZGARLARI

Kutuplardaki Termik Y.B alanlarýndan  60°  enlemlerindeki Dinamik A.B merkezlerine doðru esen rüzgarlardýr.

60 enlemlerinde Batý Rüzgarlarý ile karþýlaþarak cephe oluþumuna neden olurlar.

Sürekli rüzgarlar yýl boyunca ayný yönde eserler ve okyanus akýntýlarýna neden olurlar.

MUSON  ( MEVSÝMLÝK ) RÜZGARLARI

Birbirine komþu kýta ve okyanuslarýn mevsimlik ýsýnma farkýndan doðan rüzgarlardýr. Yazýn denizden karaya, kýþýn karadan denize doðru esen devirli rüzgarlardýr. 
Kýþ Musonu: Kýþ mevsiminde   daha soðuk olan karalarda yüksek basýnç alaný oluþur. Denizler ise karalara göre daha sýcak olduðundan alçak basýnç alaný durumundadýr. Bu  basýnç farkýndan dolayý karadan denize doðru rüzgarlar eserler. Bu rüzgarlara Kýþ Musonlarý adý verilir.
Kýþ Musonlarý kara kaynaklý olduðu için soðuk ve kurudurlar .Yaðýþ getirmezler.
Yaz Musonu: Yaz mevsiminde karalar üzerinde alçak basýnç alaný, denizler üzerinde yüksek basýnç alaný oluþur. Bu  basýnç farkýndan dolayý okyanuslar üzerinden  , karalar üzerine  doðru rüzgarlar eserler. Bu  rüzgarlara Yaz Musonu denir.
      Deniz ve okyanuslardan kaynaklandýklarý için bol nem taþýrlar ve geçtikleri yerlere de bol yaðýþ býrakýrlar.
Not: Dünyanýn en fazla yaðýþ alan yeri Muson Asya’sýnda Çerapunçi (Hindista’nýn K.Doðusundadýr. Yýllýk ortalama 12.000 mm yaðýþ alýr.) dir.

Görüldüðü yerler: Güney ve Güneydoðu Asya, Avustralya’nýn kuzeyi , Doðu Afrika’da Madagaskar adasý çevresi, Meksika ve Gine Körfezi kýyýlarýdýr.
Not: Etkili olduðu adalara  sürekli olarak denizler üzerinden geldiði için bütün yýl boyunca  yaðýþ býrakýrlar. ör.; Endonezya ve Malezya
2.YEREL RÜZGARLAR
MELTEMLER

       Günlük sýcaklýk ve basýnç farkýndan doðarlar. Hýzlarý azdýr. Etki alanlarý dardýr (25-30 km). Ýklim üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Sadece deniz meltemi denizden geldiði için havayý biraz serinletir.
Kara-Deniz Meltemleri
Kara ve denizlerin günlük ýsýnma farký sonucu oluþurlar.
Gündüz deniz meltemi, gece kara meltemi oluþur. Ege kýyýlarýnda yazýn öðleden sonra denizden esen Ýmbat rüzgarý deniz meltemine örnektir.
NOT: Deniz meltemi kýsa mesafelerden sýcak karaya doðru estiði için yaðýþ býrakmaz. Sadece havayý serinletir.
Dað ve Vadi Meltemi
Dað ve vadilerin farklý ýsýnmasý sonucu oluþurlar. Bunda nem oranlarýnýn farklý olmasý etkilidir. 
Daðlarda nem oraný az olduðundan vadi ve ovalara göre daha erken ýsýnýr, daha erken soður. Gündüz vadi meltemi, gece ise dað meltemi olur.
NOT: Muson rüzgarlarý ile meltem rüzgarlarý arasýndaki benzerlik devirli olmalarýdýr.
SICAK YEREL RÜZGARLAR
Föhn Rüzgarlarý
Bir dað yamacýný aþarak diðer yamaçtan aþaðý doðru esen rüzgarýn sýcaklýðý artar. Çevrede nem açýðý oluþur. Bitkilerde kurutucu etki yapan bu tip rüzgarlara Föhn rüzgarlarý denir.
Bu rüzgarlarýn oluþmasýnda  yer þekilleri etkilidir.
Rüzgarlar geldikleri yerin sýcaklýðýný gittiði yere taþýrlar. Föhn rüzgarlarý bu genellemeye uymaz.
Türkiye’de daha çok Kuzey Anadolu daðlarý ile Toros daðlarýnda  etkilidir. Dünya üzerinde ise en fazla Ýsviçre Alplerinde görülür.
Sirokko
Büyük Sahradan  Ýtalya’nýn güneyine doðru esen sýcak ve kuru rüzgardýr. Akdeniz’den geçerken nem aldýðýndan Ýtalya’nýn güney kýyýlarýna yaðýþ býrakýr. 
Hamsin: Libya ve Mýsýr’dan Akdeniz’in doðusuna doðru esen sýcak ve kuru rüzgardýr.
Yurdumuzda ise; G.Doðudan gelen Samyeli (Kesiþleme), güneyden gelen Kýble ve G.Batýdan gelen Lodos rüzgarlarý sýcak yerel rüzgarlardandýr
SOÐUK YEREL RÜZGARLAR
Mistral: Kýþýn ve ilkbaharda Fransa’dan Akdeniz’e doðru esen soðuk rüzgardýr.
Bora: Dalmaçya kýyýlarýnýn gerisindeki daðlardan Akdeniz’e  doðru esen soðuk rüzgardýr.
Krivetz: Romanya’dan  Karadeniz’e doðru esen soðuk rüzgardýr.
Ayrýca Türkiye’de K.Batýdan esen Karayel, Kuzeyden esen Yýldýz ve K.Doðudan esen Poyraz rüzgarlarý soðuk rüzgarlara örnektir.
Etezyen:Ege kýyýlarýna  yazýn kuzeyden esen soðuk rüzgardýr.  Asor Y.B etkisiyle oluþur.
3.TROPÝKAL RÜZGARLAR
        Tropikal kuþakta ani basýnç düþmesi  ile oluþan çok þiddetli rüzgarlardýr. Bu rüzgarlara  Hurricane, Tornado, Kasýrga,Hortum gibi isimler verilir. 

TÜRKÝYE’DE ETKÝLÝ OLAN RÜZGARLAR
Türkiye Batý rüzgarlarý kuþaðýndadýr.Ancak yer þekillerinden dolayý bu rüzgarlarýn etkisi görülmez. Yurdumuz daha çok yerel rüzgarlarýn etkisindedir.

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Top Blogs TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites