Turgut Sunalp Olayı « İlginç olaylar
Turgut Sunalp’in MDP’si Sondan Birinci
Kasım 1983, Ankara
1982 yılında Anayasanın referandumda yüzde 92 gibi yüksek bir oyla kabul edilmesi ve bu arada Kenan Evren’in de devlet baÅŸkanlığına seçilmesinin ardından 12 Eylül cuntası en baÅŸta söz verdiÄŸi gibi “demokrasiye dönüş” adımlarını atmaya baÅŸlamak zorundaydı. Evet, kendilerine çok yakışan bir Anayasayı millete armaÄŸan etmiÅŸler ve Anayasa oylamasının kuyruÄŸuna ekledikleri bir maddeyle de Kenan Evren’in cumhurbaÅŸkanı seçilmesini saÄŸlamışlardı.
Anayasaya bu kadar yüksek oranda oy çıkması “millet bir an önce gitsinler diye oy verdi” biçiminde yorumlara da neden olmuÅŸtu. Ama ne olursa olsun, 12 Eylül’ün ciddi bir toplumsal desteÄŸi olduÄŸu görülüyordu. Evren ve arkadaÅŸları da durumu böyle görüyordu ama yine de çok dikkatli ve emin adımlarla “demokrasiye geçmek” için kılı kırk yaran planlar yapıyorlardı.
Geçici maddeleriyle birlikte Anayasa, Evren’in cumhurbaÅŸkanı olması, cunta üyelerinin de CumhurbaÅŸkanlığı Konseyi üyeleri olması yeterli görülmüyordu. Yapılacak seçimlerde iktidarın gönül rahatlığıyla emanet edileceÄŸi bir sivil ve onun kuracağı bir siyasi partiye de ihtiyaç vardı. Evet, eski partileri ve liderleri yasaklamışlardı ama hiçbiri rahat durmuyor, ortalığı karıştırmaya devam ediyorlardı.
Siyasi partilerin kuruluÅŸu serbest bırakıldığında bunların her biri yine perde arkasından yönettikleri partiler kurdurarak 12 Eylül’ün memlekete yaptığı bütün hizmetleri alt üst eder, “huzur ve güven ortamını” bozarlardı! Öyleyse iktidarı emanet edecek güvenilir biri ÅŸarttı. Bu kiÅŸi ise üniformasını yeni çıkarıp askıya asmış, üzerindeki takım elbiseye henüz yeterince uyum saÄŸlayamamış bir “sivil” olabilirdi ancak. Ve 12 Eylülcüler bu “sivil”i fazla aramak zahmetine girmediler.
Zaten 12 Eylül’den beri ortalıkta dolaÅŸan Ege Ordusu eski komutanı emekli orgeneral Turgut Sunalp düşünülen bu görev için biçilmiÅŸ kaftan gibiydi. Herkes çok parlak ve zeki bir general olduÄŸunu söylüyor, siyaset konusunda da çok yetenekli olduÄŸundan kuÅŸku duyulmuyordu. Böylece aranan “sivil lider” bulunmuÅŸ oldu.
12 Eylülcüler rahatlamıştı. Ama yeniden dönülecek “demokrasi” konusunda alacakları önlemler bu kadarla kalmıyordu. 12 Eylül öncesinin parçalanmış siyasi tablosunun da sürmesini istemiyor, “çaÄŸdaÅŸ Batı ülkelerinin birçoÄŸunda olduÄŸu gibi, örneÄŸin demokrasinin beÅŸiÄŸi İngiltere’deki gibi” iki partili bir sistemi oturtmak istiyorlardı. Bir iktidar, bir de muhalefet partisi olmalı ve bunlar sırayla görev yapmalıydılar.
Öyle bir sürü parti ve abuk-sabuk fikir ortada dolaşmamalı ve hele de parlamentoda kesinlikle temsil edilmemeliydi. Bunu sağlamak için hem bazı partilerin seçime girmesini engelleyecekler, hem de yüzde 10 gibi dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir baraj getireceklerdi.
12 Eylülcüler gerçekten abuk-sabuk olan bu önlemlerin hepsini aldılar, akıllarına gelen her şeyi yaptılar!
Siyasi partilerin kurulması serbest bırakılınca Turgut Sunalp derhal 16 Mayıs 1983′de Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) adı altında bir parti kurdu. 12 Eylül öncesinde AP, MHP ve diÄŸer saÄŸ veya milliyetçi partilerde tutunamamış, aradığı ikbali bulamamış ne kadar yeteneksiz adam, ne kadar “kifayetsiz muhteris” varsa toplamıştı.
12 Eylül darbesinin toplumda sahip olduÄŸu varsayılan yüksek desteÄŸinin hepsi deÄŸilse de önemli bir bölümü oya dönüşse partisinin iktidar olmasına kesin gözüyle bakan Turgut Sunalp “geleceÄŸin baÅŸbakanı” edasıyla ortalıkta dolaÅŸmaya baÅŸlamıştı.
İktidar partisi MDP’nin karşısında muhalefet partisi olarak düşünülen ise İsmet İnönü’nün baÅŸbakanlık müsteÅŸarı Necdet Calp’in kurduÄŸu Halkçı Parti (HP) idi. MDP ile HP biri “saÄŸ”, diÄŸeri de “sol” parti olarak tahtıravalli gibi sırayla memleketi yönetebilirlerdi.
Bu arada İsmet İnönü’nün oÄŸlu Erdal İnönü baÅŸkanlığında kurulan SODEP ve Süleyman Demirel’in emanetçisi Hüsamettin Cindoruk baÅŸkanlığında kurulan Büyük Türkiye Partisi’nin kurucuları veto edilmiÅŸ ve seçimlere katılmaları engellenerek bir kaza ihtimali ortadan kaldırılmaya çalışılmıştı.
Ancak kurucuları fazla veto edilmeyen ve seçimlere girmesine izin verilen üçüncü bir parti daha vardı. Amerikalıların seçime girmesine izin verilmesini cuntadan özel olarak rica ettiÄŸi söylentileri yayılan Turgut Özal’ın ANAP’ı ise muhtemel iktidar ve ana muhalefet partileri yanında bir aksesuar olacak, seçimlerin demokratikliÄŸinin kanıtı olarak herkese gösterilecekti.
Evren ve arkadaÅŸlarının kafasındaki seçim sonuçlan açıktı; birinci parti MDP iktidar olacak, ikinci parti HP ana muhalefet görevini üstlenecekti. ANAP’ın barajı aÅŸacağı kuÅŸkuluydu ama sıralamayı bozmayacağına göre önemli de deÄŸildi!
6 Kasım 1983′de yapılacağı ilan edilen seçimler yaklaşıp da propaganda faaliyetleri baÅŸladığında muhtemel iktidar partisinin lideri Turgut Sunalp de çuvallamaya baÅŸladı. O parlak, o çok zeki olduÄŸu söylenen emekli generalden eser yoktu.
Politik aklı ve yeteneÄŸi pek zayıf görünüyordu. Tek yaptığı 12 Eylül’ü savunmak ve eski liderlere küfür etmekten ibaretti. Ne doÄŸru dürüst konuÅŸmasını beceriyor, ne de nutuk atmasını biliyordu. Partisini ordu, toplumu da kışla zanneden bir zihniyetle sorunlara yaklaÅŸtığı için kısa sürede gazetecilerin oyuncağı olup çıkmıştı.
Bir keresinde gazetecilerin iÅŸkence ve tecavüzle ilgili olarak sordukları soruya verdiÄŸi yanıt belki de doÄŸru dürüst baÅŸlamayan siyasi kariyerinin de bitiÅŸini ilan etti; gözaltında copla tecavüz edildiÄŸi iddialarını reddeden Sunalp şöyle diyecekti: “Böyle bir ÅŸey yapacak olsak copa neden ihtiyaç olsun, elimizin altında taÅŸ gibi delikanlılar var!”
Öte yandan kısa boylu, ÅŸiÅŸman, gözlüklü adam- Turgut Özal- ellerini kenetleyip, AP, CHP, MSP, MHP’yi kast ederek “dört eÄŸilimi birleÅŸtirdik” deyip, televizyon konuÅŸmalarında elindeki kalemi milletin gözünün içine sokar gibi konuÅŸarak etkili oluyordu. Aksesuar olarak düşünülen partisinin gördüğü ilgi ve destek 12 Eylülcüleri endiÅŸelendirmeye baÅŸlamıştı.
Sunalp de, Calp de Özal’ın karşısında iyi bir performans göstermiyordu. Televizyondaki bir tartışmada BoÄŸaz Köprüsünü satacağını söyleyen Özal’a karşı çıkarken yumruÄŸunu masaya vurarak “sattırmam” diyen Calp yine de durumu idare ediyordu ama iktidar partisi olarak tasarlanan Sunalp’in sesi soluÄŸu duyulmaz olmuÅŸtu.
Bunun üzerine seçimlerden iki gün önce Kenan Evren devreye girmeye karar verdi ve cunta ağırlığını Sunalp’den yana açıkça koydu. Her türlü yasayı ve geleneÄŸi bir kenara koyan Evren, seçimden 48 saat önce, 4 Kasım 1983 akÅŸamı televizyonlardan konuÅŸma yaparak Özal’a yüklendi ve Sunalp’e oy verilmesi gerektiÄŸini herkesin anlayabileceÄŸi ÅŸekilde anlattı. Daha sonraları “Sunalp PaÅŸa’yı kıramadığım için bu konuÅŸmayı yapmak zorunda kaldım” diyecekti!
Evren anlatmasına anlattı ama seçmenler buna hiç aldırmadı! İki gün sonra açılan sandıklardan yüzde 45 oy alan ANAP birinci parti olarak çıkarken, Calp’in HP’si yüzde 30 oyla ikinci, Sunalp’in MDP’si ise yüzde 25 oyla üçüncü parti oluyordu. Seçimlere zaten üç partinin girmesine izin verildiÄŸi için Sunalp ipi sonuncu olarak göğüslemeyi baÅŸarmıştı! Bundan sonrasında MDP iflah olmadı.
1985′de Sunalp istifa etti ve yerine Mehmet Yazar geçti ama bir kere dikiÅŸ tutmayan bu parti bir daha belini doÄŸrultamayacaktı. 4 Mayıs 1986′da kendini feshetmek zorunda kalarak partiler mezarlığındaki yerini aldı…
Bir zamanlar Tanıl Bora, Turgut Özal’ın ANAP’ı için “çarşı iznine çıkmış 12 Eylül” diye hoÅŸ bir benzetme yapmıştı. Ya seçimleri Turgut Sunalp’in MDP’si kazansaydı ne olurdu acaba? 12 Eylül’ün çarşı iznine çıkmaktan vazgeçerek kışlanın kapısından geri dönen ve iznini eÄŸitim alanında geçiren bir uzantısıyla karşı karşıya kalınabilirdi!
Beterin beteri var!
