HÜLYA AVŞAR

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

HÜLYA AVŞAR

Biyografi : Emral ve Celal Avşar’ın ilk çocuğu olarak, 10 Ekim 1963′te, Edremit Balıkesir’de dünyaya geldi. Aslen Ardahan’li ve Avşarlara mensuptur.

Küçük yaşta yaptığı evlilik Mehmet Tecirli’den boşanmasıyla sona erdi. Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği Kainat Güzellik Yarışmasında birinci seçildi (1982), fakat evlilik yaptığı ortaya çıkınca tacı geri alındı.

1983 yılı Avşar’ın yaşamında dönüm noktasıydı. Fikret Hakan ve Salih Güney ile başrolü paylaştığı “Haram” filmi ile kariyerine başlangıç yaptı. Kariyerine müzik eğitimi aldıktan sonra müzikaller, yurtiçi ve yurtdışı konserleri, 6 albüm ve bir single ile devam etti.

2000 yılında Kral TV tarafından düzenlenen yılın müzik ödüllerinde en iyi kadın şarkıcı ödülüne layık görüldü. Bir sene kadar Günaydın Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptıktan sonra, Show TV Kanalı’nda Hülya Avşar Show’u yaptı. Medyapım tarafından talk show formatında yayınlanan programın yönetmenliğini Birkan Uz ve Uğur Aksay yaptı. Hülya Avşar Show aynı zamanda Türkiye’de ilk defa Uğur Aksay tarafından uygulanan 16/9 mm sinematografik formattaki dijital rejili seti ile çekilen show programı olma özelliğini taşımaktadır. Bu tv şovuyla aynı anda sergilediği tek kişilik tiyatro oyunundan başka, reklam filmlerinde oynamakta, Hülya adlı aylık derginin editörlüğünü yapmaktadır.

Kaya Çilingiroğlu ile olan evliliğinden Zehra isminde bir kız çocuk sahibidir. Çift 2005 yılında boşandı.

TV Dizileri Zümrüt (2004) Kadın İsterse (2004) Savunma (2000) Ah Bir Zengin Olsam (1998) Süper Yıldız (1995) Sevginin Gücü (1993)

Albümleri : Aşıklar Delidir (2002) Sevdim (2000) Yarası Saklım (1995)

Filmler : Hababam Sınıfı Askerde (2004) Kalbin Zamanı (2004) 2 Genç Kız (2004) Yeşil Işık (2001) Salkım Hanımın Taneleri (1999) Bir Kadının Anatomisi (1995) Berlin in Berlin (1993) Hasan Boğuldu (1990) Benim Sinemalarım (1990) Fazilet (1989) Fotoğraflar (1989) Öğretmen Zeynep (1989) Melodram (1988) Hülya (1988) Aşıksın (1988) Ziyaret (1987) Alamancının Karısı (1987) Geri Dön (1987) Çil Horoz (1987) Bir Kırık Bebek (1987) Yarın Yarın (1987) Mavi Melek (1986) Sevda Ateşi (1986) Alın Yazım (1986) Aşk Hikayemiz (1986) Kısrak (1986) Üç Halka 25 (1986) Dağlı Güvercin (1986) Uzun Bir Gece (1986) Fatmagül’ün Suçu Ne (1986) Paranın Esiri (1985) Suçlu Gençlik (1985) Tapılacak Kadın (1985) Sekreter (1985) Mavi Mavi (1985) Ölüm Yolu (1985) Tele Kızlar (1985) Nefret (1984) Ayşem (1984) Güneş Doğarken (1984) Kaptan (1984) Yabancı (1984) Ömrümün Tek Gecesi (1984) Tutku (1984) Karanfilli Naciye (1984) Çelik Mezar (1983) Haram (1983) Kahır (1983)

Mustafa Sandal - Biyografi

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

BIYOGRAFI

11 Ocak 1970 Tarihinde, İstanbul Beşiktaş’ta hayata merhaba dedi. Özel Dost Koleji’ndeki ilköğreniminin ardından İsviçre’nin Cenevre kenti yakınlarında bulunan College Du Leman’da orta ve lise tahsilini tamamladı. Ardından, üniversite tahsiline Boston New Hampshire College’da başladı. İçindeki müzik tutkusunu daha fazla bastıramayıp 2.5 senelik üniversite tahsilini yarıda bırakarak Türkiye’ye döndü.Yurt dışında çeşitli ülkelerde geçirdiği uzun yıllar, tüm yaşamıyla beraber müziğine de yansıdı. Aldığı tüm bu eğitimle birlikte çocukluk yıllarından beri içinde duyduğu müzik tutkusunun ışığında, profosyonel müzik yaşamına İstanbul Gelişim Stüdyosu’nda; Onno Tunç, Selçuk Başar, Uğur Başar ve Garo Mafyan gibi ülkemizin en ileri gelen müzik adamlarının yanında başladı (1989). Öyle ki, Cenevre’deki orta okul ve lise yıllarında okul DJ’liği ile başlayan bu müzik aşkı İstanbul Gelişim Stüdyosu’na adım atması ile doruğa ulaştı.

Kendi müzik ruhunu öğrendikleriyle birleştirerek belki de asıl müzikal kimliği olan bestecilik ve söz yazarlık yönünü ortaya çıkardı. “Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Zerrin Özer, Muazzez Abacı, Ayşegül Aldinç, Yonca Evcimik, Ozan Orhon, Burak Kut, Deniz Arcak, Emel Müftüoğlu,Reyhan Karaca, İzel, Sibel Alaş, Asya,Hakan Peker ve Ferda Anıl Yarkın” gibi sanatçılara verdiği besteler, kendisini gerçek anlamda peşinden koşulan bir besteci ve söz yazarı konumuna getirdi…
 
Kendi albümünü çıkarmak için daha fazla tecrübe kazanmayı tercih etti. Bu süre zarfında da müziği her yönüyle incelemeyi ve müzik teknolojisini de yakından takip etmeyi ihmal etmedi. Aradan gecen uzun çalışmalardan sonra kendi bestelerini yorumlamaya karar verdi.1994 yılında ilk albümü “Suç Bende”yi çıkardı. Bu albümün satış tirajı, yıllardan beri yapmış olduğu çalışmalarının bir ürünü olurken, kendisini Türk Pop Müziği’nin tartışmasız starlarından birisi yaptı. “Suç Bende” isimli albüm piyasaya verildikten 3 ay sonra başlayan Türkiye Turnesi’nde bir seneden çok daha kısa bir süre içerisinde yurt içinde 140, yurt dışında ise 30 konser vererek kırılması güç bir rekora imza attı.İlk albümünün başarısından sonra, bestecilik ve söz yazarlığı ile yetinmeyerek aranjörlük yönünü geliştirmeye karar verdi. Keza, evine bir Home-Studio kurarak çalışmalarını daha hızlı ve çok yönlü olarak yapmaya başladı.

1995 yılında ilk kez bir albümün müzik direktörlüğünü ve aranjörlüğünü üstlenerek Sibel Alaş’ın “Adam” isimli prodüksiyonuna imza attı.

1996 ‘da “Gölgede Aynı” adlı ikinci albümünü hazırladı.. Bu albümün ilk albümden farkı, tam anlamıyla bir Mustafa Sandal prodüksiyonu olmasıydı. Ayrıca, verdiği yüzlerce yurt içi ve yurt dışı konserle birlikte, 2 Milyon kaset ve 600 Bin adetlik CD tirajı, eşine az rastlanır bir fanatizmi de beraberinde getirdi. Bir zamanlar hayal edilmesi bile güç olan stadyum konserlerindeki başarısıyla yetinmeyerek müziğin görsel yani diyebileceğimiz video kliplerde de daha önce denenmemiş temalar kullanıldı. “Bir Anda” adlı şarkısına aksiyon tarzında çektiği klip, ilk günden itibaren büyük dikkat çekti.

1997 yılında, Londra’ya yerleşip üniversite eğitimine kaldığı yerden “American College Of London”’da devam ederken yine Londra’da İzel’in Emanet adlı albümün müzik direktörlüğünü üstlendi.

1998 Eylül’ünde çıkardığı üçüncü albümü “Detay” ile beklentileri yine boşa çıkarmadı. Yurt içinde onlarca şehirde, yurt dışında da Amerika,Avustralya, Almanya, Avusturya, Danimarka, Hollanda, İngiltere, İsveç, Fransa Türkmenistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkede toplam 120 konser veren sanatçı, bu albümde de her zamanki satış tirajlarını yakaladı.kışında Paris/Fransa’da Sony Music’le yaptığı anlaşma ile dünyaya açılan Sandal, yurt dışında yayınlanmak üzere “Araba” adlı şarkısına yeni aranjmanıyla Marakes/Fas’ta klip çekti.Yurt dışında da çok ses getiren ve de sevilen bu single çalışması ile daha önce albümlerinde yorumladığı şarkılardan 12 tanesinin bulunduğu albüm sayesinde, Fransa, Almanya, Belçika, İsviçre gibi Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, bir çok TV programına katılıp röportaj verdi. Ayrıca, “Araba” şarkısına gelen okuma istekleri doğrultusunda, Rusça, Arapça ve Yunanca dillerine çevrildi .

2000 Haziran’ında “Akışına Bırak” adlı dördüncü albümünü dinleyenlerine sundu. Bu albümde önceki albümlerinden farklı olarak müzik direktörlüğü kimliğini İskender Paydaş’la paylaşarak, daha çok besteci ve yorumcu kimliğini ortaya çıkarttı. Düzenlemelerinde Volga Tamöz’ün de imzasının bulunduğu şarkılar, kaliteli alt yapısı ve ses efektleriyle oldukça dikkat çekti.

2000-2001 konser programlarının arasında, çocukluğundan beri hayranı olduğu Eros Ramazotti ile birlikte İstanbul Ali Sami Yen Stadı’nda 25 Bin kişi önünde yaptığı düetle çok saygı duyduğu bu müzik adamıyla aynı sahneyi paylaşarak, bugün gelmiş olduğu noktaya hakkı ile geldiğini ispat etti.

2002 yılının ilk aylarında, görenlere parmak ısırtan yeni stüdyosunu kurdu ve 5. albümünün kayıtlarını burada gerçekleştirdi. Ayrıca, kendi prodüksiyon şirketi olan YADA PRODUCTIONS bünyesinde kurduğu ve alt yapı çalışmaları 2 yıllık bir süreyi alan Fan Club’ını, isim ve format değişikliğiyle yenilediği web sitesi üzerinden faaliyete geçirdi.

2002 Haziran’ında çıkardığı “KOP” adlı albümü ile müzik piyasasına yeniden hızlı bir giriş yaptı…

2003 yılında sevenlerine bir sürpriz yaparak “Maxi Sandal 2003” isimli bir maxi single çıkardı.

Sanatçı yine 2003 yılında, Almanya-Universal Music etiketiyle “Aya Benzer 2003 (Moonlight)” isimli bir single ile “Seven” isimli bir albüm ile Avrupa’lı müzikseverlerle buluştu.

2004 yılında Türkiye’de “İste” isimli maxi-single’ı piyasaya çıktı. Yaz boyu “Volkswagen ile Müzik Aşkına” konserlerinde sevenleriyle buluştu.

10 Ocak 2005′te “İsyankar” isimli şarkısının single çalışması ile yurtdışındaki sevenleriyle buluştu. İsyankar, Almanya, Avusturya ve İsviçre’de en çok satanlar listelerinde üst sıralarda yer aldı.

Sibel Kekilli

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

Sibel Kekilli, 1980 Heilbronn, Almanya doğumlu Türk asıllı sinema oyuncusudur.
Altın Ayı ve Altın Portakal başta olmak üzere birçok ödüle layık görülmüştür.
Türk asıllı rejisör Fatih Akın’ın Duvara karşı skandal filmde aldığı başrole kadar çeşitli porno ve seks film çekimlerinde (Dilara veya Sybel rumuzuyla) rol aldı.

Filmleri

Baş- veya yan rollerde

  • Eve dönüs (2006)
  • Letzte Zug, Der (2006)
  • Fay Grim (2006)
  • Winterreise (2006)
  • Kebab Connection (2005)
  • Gegen die Wand (2004)
  • 2002 wilde Sex-Nächte (2002)
  • Casa Rosso (2002)
  • Euro Mädchen - Amateure intim 11 (2002)
  • Hotel Fickmichgut (2002)
  • Lollipops 16 (2002)
  • Megageile Küken-Farm, Die (2002)
  • Sommertagstraum, Ein (2002)
  • Süsse Teeny-Träume (2002)
  • Teeny Exzesse 68 - Kesse Bienen (2002)
  • Verfickte Praxis, Die (2002)

Hakan Altun

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

1972 yılında İstanbul’da doğan ve aslen Siirtli olan Hafız Zeki Altun’un torunu Hakan Altun ilk okulu bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet konservatuarına girdi. Dedesinin Türk Musikisine olan ilgisi onuda bu yöne hızla çekiyordu. Orta lise ve yüksek öğrenimini de aynı okulda tamamladı. İTÜ Sosyal bilimler dalında Master yaptı. 1994′de Edirne Türk Devlet Müziği topluluğunda ud çaldı. Bu işin kendisine göre olmadığını anlayan Hakan Altun ailesinin de iznini alarak 1997′de bu görevinden istifa etti. Hakan Altun askere gitmeden önce İstanbul eğlence hayatının en popüler eğlence merkezlerinde sahne aldı. Arkadaşları Ayşe ve Aykut’la birlikte bir dönem AHA grubunda şarkı söylediler.
Ve ardından vatani görevi gereği askere gitti. Askerliğini Ankara’da yapan Hakan Altun hayatının dönüm noktasını askerdeyken yaşadı. Çünkü bestecilik kabiliyetini ilk kez askerde fark etmişti. İlk bestelerinden olan “Hani Bekleyecektin” ise Hakan Altun’un anlatımıyla şöyle gerçekleşti. Hakan Altun; “Askere gittiğimde çok sevdiğim biri vardı. Onu bırakarak askere gittim. Günlerce telefon sıralarında aileme ve sevdiğim insana telefon etmek için sıra bekledim. Biz askerde acemi olduğumuz için bizi çok bekletiyorlardı. Sıranın bana geldiği gün yine saatlerce kuyrukta bekledim telefon etmek için. İlk ailemi aradım daha sonra onu aradım ama beni daha sonra ara dedi ve telefonu yüzüme kapadı. Bende o duyguyla “Hani Bekleyecektin”i yaptım dedi.
Ve askerde ilk albüm hazırlıklarına başlayan Hakan Altun 1999’da ilk solo albümü ”Hakan” Hani Bekleyecektin ile müthiş bir çıkış yakaladı. Ardından ikinci albümü ‘Ağlamak Yok Yüreğim’ üçüncü albümü ‘Nefesimsin’ dördüncü albümü ‘Yaralı Bir Akın Öyküsü beşinci albümü ‘Hediye’ ve son albümü Küstüm Aşklara ile müzik dünyasındaki ilerleyişine emin adımlarla devam ediyor.
Gerek yorumculuğu gerekse bestecilik kimliği ile sevilen Hakan Altun; C. Kurtoğlu, B.Serttaş, Hande Yener, Seda Üren, Muazzez Ersoy, Elif Karlı, Gülben Ergen, Petek Dinçöz, Hilal Özdemir, S.Arıca, Ercan Saatçi, Emirkan, Alişan, Deniz Erdoğan, Kibariye, Murat Kurşun, Sinan Zorbey, Berdan Mardini, Ebru Gündeş, Ufuk Yıldırım gibi bir çok sanatçının albümlerine kendi bestelerini verdi. Buğulu sesi ve kendine has yorumuyla tüm müzik severlerin beğenisini ve takdirini toplayan Hakan Altun ud, cümbüş, gitar ve klavye çalmaktadır. Güler yüzlü insanlardan hoşlanan ve somurtmayı sevmeyen Hakan Altun kadere inanan ve kaderci bir insan olarak biliniyor. İleride müzik ile ilgili en büyük idealinin dedesinin ilahilerini ve bestelerini bir albümde toplamak olduğunu söyleyen Altun’un birde Seda adında kız kardeşi bulunuyor. Meral Altun ve eski Futbolcu Arap Hasan lakaplı Hasan Altun’un oğlu olan Hakan Altun kendini dinlemeyi sevmediğini söylüyor ve arabasında bile bir tane kasetinin bulunmadığını söylüyor.
1983′den bu yana müzik için yaratıldığına inandığını söyleyen Hakan Altun devlet korosuna 3000 kişi arasında seçilen 30 kişi arasında yer almaktaydı. Bir albümü sadece 16 günde hazırladığını söyleyen Hakan Altun sıkı bir Beşiktaş taraftarı.

Ferdi Tayfur Biyografisi - Hayatı - yaşamı

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

1945 yilinda Adana Hurriyet Mahallesi’nde dunyaya geldi. Unlu tiyatro ve dublaj sanatcisi Ferdi Tayfur hayrani olan baba Cumali en kucuk ogluna Ferdi Tayfur adini koyar. En buyuk istegi Ferdi’nin iyi bir tahsil gormesidir. Ancak, babasinin oldurulmesi, Ferdi’nin okul hayatinin baslamamasina neden olur. 10 yasina basan Ferdi, ciftlikte calisarak ailesinin gecimine katkida bulunur. Genc Ferdi daha 17 yasindayken sarkici olmak hayaliyle Adana’dan Istanbul’a gelir. O yillarda cocuk sarkicilara pek ragbet bulunmadigindan, kendini ispatlayamayan Ferdi Tayfur, tekrar Adana’ya doner ve ciftlikte traktor soforlugune devam eder. Butun gunu Cukurova’da Pamuk tasimakla gecen Ferdi Tayfur’un gonlunde alevlenen sarkicilik atesi bir turlu sonmez. Sarkici ve sohret olmak umidiyle icin icin yanmaktadir sofor Ferdi. Sonradan Izmirden ve Konyadan calisarak Istanbul’a gelir ve Saya Plak ile anlastiktan sonra o firma icin alti plak doldurur. Ancak yaptigi 45′likler fazla satmaz ve patronu Ferdi de gelecek gormeyerek anlasmayi bozar. Her defasinda karsisina sanssizlik cikmaktadir. Abisinin bir iftira uzere hapise dustugunu duyan Ferdi yeniden Adana’ya doner ve ciftlikteki islerin basina gecer. Aradan iki bucuk yil gecmisti, 25 yasina basmisti Ferdi artik, Zeren plak firmasindan cagri alir ve sahibi Ferdinin plak doldurmasini ister. Yedinci 45′ligi Kaderimsin buyuk bir ilgi gorur. Fakat sanssizlik yine yuzunu gosterir ve plak firmasi kapanmak zorunda kalinca Ferdi 4 yil boyunca bos kalmistir. Sonra Kader plak firmasiyla yaptigi Huzurum Kalmadi adli plak istenen satisi yapar. 1973 ve 1974 yillarinda Gorsev Plak adina bes tane plak yapti, Kir Cicekleri, Bana Gercekleri Soyle, Postaci, Mahkumlarin Duasi ve Yuregimde Yara Var. 45′likler, ancak Ferdi’nin gecimini saglamaya yeter. Ama aradigi, istedigi cikisi bir turlu yapamaz. Sonra arkadasi Ismail Mersinli’yle Elele adinda bir plak sirketi kurar, orda cikardigi Aksam Gunesi cok buyuk oranda satis yapar. Yalniz, basindan beri yakasini birakmayan sanssizlik yine Ferdi’nin pesini birakmamisti. Cesitli olaylar yuzunden o firmayi kapatmak zorunda kalir. Sonradan Elenor plakla anlasir, orda Birak Su Gurbeti, Alistim, Yad Eller ve Cesme ile o zamanin en cok satis yapan 45′liklerdi. Sans ibresi artik Ferdi’den yana donmekteydi. Bu arada sinemadada adini duyurur Ferdi Tayfur. 1976 yilinda Cesme filmini cekerken Necla Nazir ile tanisir ve ona asik olur. Adini Arabesk muzigin Devleri arasina yazdiran Ferdi Tayfur, gazino neonlarinin bas kosesindeki yerini de kisa zamanda alir. Gazinocular, filmciler ve plak yapimcilari Adana’nin bu bagriyanik sarkicisinin kapisini asindirir. Allah “Yuru ya kulum” demistir, Ferdi de yurumeye devam eder. Cesme’den sonra yaptigi Derbeder, Benim Gibi Sevenler, Son Sabah, Boynu Bukuk, Olmaz Olsun, Yuvasiz Kuslar, Batan Gunes, Huzurum Kalmadi, Gunaha Girme, Kalbimdeki Aci, Sen de mi Leyla, Yakti Beni, Insan Sevince, Durdurun Dunyayi, Bir Damla Ates, Bende Ozledim, Herseyim Sensin, Utaniyorum, Cilgin Arzular, Haram Oldu, Icimde Bir His Var, Ya Benimsin Ya Topragin, Sevgiler Cicek Gibi, Affet Allah’im, Naz Etme - Canina Okuyacagim, Allah’im Sen Bilirsin, Hoscakal Leyla, Bizim Sokaklar, Bana da Soyle, Emmoglu, Mor Guller, Dunya, Of Daglar ve Yoksun-Kor Talih, Zaman Tuneli, Klasikler 2, Zengin Olursam gibi kaset ve filmleriyle milyonlarin gonlunden ve dilinden dusmeyen Ferdi Tayfur, Turkiyenin gelmis gecmis en buyuk sanatcilarindan oldu. Dillere dusen sarkilarini sinemada ayni isimle filme ceken Ferdi Tayfur, cok sayida film cekti. Sarkicilik, sinema oyunculugunun yanisira, yonetmenlik arzusuyla yanip tutusan Ferdi Tayfur, su filmleri yonetti: Haram Oldu, Icimde Bir His Var, Ya Benimsin Ya Topragin, Canina Okuyacagim, Sevgiler Cicek Gibi ve Affet Allah’im. Yaklasik 100 kaset ve 30′un uzerinde film yapan unlu sanatci 9 kez Altin Plak odulu aldi. 1982 yilinda kendi adina Ferdifon Plakcilik sirketini kuran Ferdi Tayfur’un Konya tanisitgi bir kadindan bir oglu, evliliginden 2 kizi ve yaklasik 25 yildir birlikte oldugu sinema oyuncusu Necla Nazir’dan da bir kizi bulunuyor. 2000 yilinda seker hastaligi sonucu ayak parmaklarini kaybetmekten son anda kurtulan sanatcinin yurtici ve disinda milyonlarca hayrani bulunuyor.

müslüm gürses

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

müslüm gürses

1953′ün 7 Mayıs günü Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi’nin Fıstıközü köyünde Dünyaya Merhaba Der Müslüm Akbaş. Evet Evet Yanlış Duymadınız Müslüm Gürses Müslüm Akbaş olarak dünyaya gelir ve daha sonra Gürses Soy ismini alır. Babası Mehmet Akbaş Annesi Emine Akbaş Kardeşleri Ahmet ve Zeyno ile Zor koşullarda hayat mücadelesi vermektedir o zamanlar. zaman zorluklarla karşılaşmaktan yılmamıştır. Bugün, Ve gün gelir gurbet yolları onlarada görünür. Adana yollarına düşerler.

Bir umut rahat yaşama uğruna Adanaya yerleşirler.

Ve burada Annesi Emine Akbaş Hasta düşer. Gerçektende ciddi bir rahatsızlıktır bu. Günler Birbiri ardına geçerken Müslüm Gürses önce annesi Emine Hanımı ve daha sonra Kardeşi Ahmet’i Kara toprağa koyar. Artık yaşam Müslüm Gürses için Dahada zordur. Asıl Mesleği Terzilik olan Müslüm Gürses zaten içine kapanık bir kişiyken yaşadığı bu acılarla dahada içine kapanık bir yaşama bürünmüştür.

Talih Kuşu Bir Günde Şaşırır Bize Konar

Hayatının her döneminde olduğu gibi yine tek dostu tek sırdaşı müzik olmuştur. 1968 yılında Yaşadığı Adana’da çay bahçesinde ses yarışması düzenlenir. Bu yarışmaya katılmayı çok isteyen Müslüm Gürses Baba engeli ile karışlaşır. ama bu yarışmaya katılmak gereklidir. Bit pazarına koşar Müslüm Gürses kendine bir kıyafet alır. Ve yarışma gününü beklemeye başlar. Ve yarışmanın yapılacağı bir gece evveli Baba Mehmet Akbaş oğlu Müslüm’ün yarışmaya gitmemesi için uyurken saçlarını kesmesi bile engel olamamıştır Müslüm Gürses’e. Yarışmaya katılmıştır. Ve o Ses yarışmasından birinci olmuştur. Gürses olan Soy isminide o zamanlar almıştır.

Bir müddet o çay bahçesinde çalışmış daha sonra yine asıl mesleği olan terziliğe geri dönmüştür. Küçük terzihanede ekmek parasını kazanırken o meşhur şarkısında söylediği gibi “Talih Kuşu Bir Günde Şaşırır Bize Konar” Sözü gerçek olmuştur. Talih kuşu şaşırmış Müslüm Gürses’i o terzihaneden alıp bizlere getirmiştir. Mehmet isminde arkadaşı alır birgün Müslüm Gürses’i bir gazinoya götürür. Çünkü o gün o gazinonun assolisti Sadık Altınmeşe hastalanmış ve sahneye çıkamayacaktır. Mikrofon Müslüm Gürses’i beklemektedir. Müslüm Gürses o mikrofonu eline alır bir dahada asla bırakamaz.

Morg’dan plakçılar çarsısına;

Tarsus - Adana yolunda bir araba kaza yapar. Şoför ölür, yanındaki taşralı delikanlı ise öldü zannedilip morga kaldırılır. O Delikanlı Müslüm Gürses’tir.

Konserlerimden fikren mağlup birileri çıkıp kendini paralıyor, çiziyor, kesiyor… Oysa müzik gökten inen bir melektir. Neden yapıyorlar anlamıyorum. Beni buna neden alet ettiklerini de hiç anlamıyorum…

MÜSLÜM GÜRSES

70′lerin ortalarıydı…. Şöhretin kıyısına adım attığı yıllar… İlk plağını henüz doldurmuş, acılı hayatlarla yeni yeni tanışmıştı; acılı hayatlar’da onunla…

O günlerde, ne yüzbinlik gülhane konserlerinin yıldızıydı ne de jiletli fanatiklerin kahramanı… “Arabesk Yıldız Avcısı” Yeşilcam yapımcılarının da dikkatini çekmemişti henüz. Unkapanı’ndaki arabesk müzik piyasasının “Şöhrete Giden Yolu Arayan” genç yeteneklerinden biriydi sadece. Sık sık Anadolu turnelerine çıkıyor, kalabalık kadrolu konserlerde, özel yorumu ve sahne sıcaklığıyla sivrilmeye çalışıyordu kendince. Bir Gece… Evet, yorgun ve uykusuz geçen turneler sonrasında bir gece vakti, Tarsus - Adana yolunda içinde bulunduğu otomobil paramparça olur. Direksiyon başında uyuya kalan şoför, kaza anında ölmüş, kendisi ise gözlerini morgda açmıştı!… Evet, evet… Çünkü başı ve vücudu o kadar darbe almıştı ki bu yüzden öldü diye morga kaldırılmıştı.

Ancak son anda farkedilip ameliyata alınmış, un ufak olan alın kemiği adeta yeniden yapılmıştı. İşte… Bu kazadan sonradır ki hayatında çok şey değişti.

Bir anlamda ölümün soğukluğunu hissedip yeniden yaşama dönen bu genç adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık…

KOKULARI HİSSETMİYOR

Kulağı az işitecek, yavaş konuşacak, koku alamayacak hatta en güzel kokuyu bile ispirtodan ayırt edemeyecekti. bu arada günlük yaşamında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktı. Yani, kafasına alacağı en ufak darbede kör kalma hatta ölüm korkusuyla yaşayacak; Üstüne üstlük, hiç dinmeyen baş ağrıları hayatı boyunca onu terketmeyecekti… İşte belki de o kaza günlerinden kalmadır ki hep kader diyecek, hep keder diyecek, hep ölüm diyecek, hep acılardan bahsedecek, sahnede de hep ağır takılacaktı!…

Ve belki’de tüm bu “kederli ve kaderli” şarkılar sonucunda varoşlardaki kaybedenlerin sesi olacaktı. “Hasta Düştüm Allahım”,”Ulu Tanrım Bu Ne Çile” diyecek, “Bu Kadar İşkence Günah” diye haykıracak “Yeter Tanrım Yeter” diye yakaracaktı. Tüm bu şarkılar, ağır hasarlı bir trafik kazası kurbanının ifade biçimiydi aslında. Hep damardan dile getirdiği ifade biçimi…Öyle ya yıllar sonra

“Aklımdan çıkmıyor veda edişin,
Bütün Duygularım Ağır Yaralı,
Beni Kalbimden Vurdu Veda Edişin,
Bütün Duygularım Ağır Yaralı”

diye yorumladığı bir şarkıda acıları kayda geçirecekti zaten; Müslüm Akbaş olarak hayata başlayan, Müslüm Gürses diye devam edip giden Müslüm Baba!… Evet…Seven de sevmeyen de farkında, o kaybedenlerin şarkılarını söylüyor, kaybedenlerin ve daima kaybedecek olanların…

Onun Sihrini ne sosyologlar, ne sosyal psikologlar, nede müzik araştırmacıları çözebiliyor. Hoş, o da bilmiyor ya, kaşla göz arasında parıldayarak uçan jiletin damarla buluşmasındaki sırrı. Ölüm ve kederi harmanladığı şarkılar da söylüyor; neşeyi, umudu aktaran şarkılar da!

Ama sonunda hep o eziklerin sesini kente fısıldıyor. Yıllar var ki baba lakabını etiketine eksiksiz işliyor, seyircisinden hem korkuyor, hem alkışı bekliyor, şarkılarını damardan okuyor, kimi zaman yaşam biçimi müziğini dinleyenlerle örtüşüyor, ama bazen de fire verip dinleyicisini kaybettiği oluyor. Desğiştiği hatta medyatikleştiği öne sürülse de yeni kentlinin müziğini yapmaya devam ediyor.!

Evet, şimdi hikayemizi ön yargılarımızı beyninizin gizli kapaklı bir köşesine atarak ve ne savcı ne de avukat olmadan dinleyin!

KİM BU ADANALI ÇOÇUK?

Ülkenin kentleşme rotasının çizildiği 60′lı yılların sonu. O dönem büyük kentlere göç desteklenmiş, hatta seferberlik haline dönüşmüştür. Onlar, yani göçedenler; bu durumdan memnundur ilk başlarda. Öyle ya; kentli olmak; modern hayatın ışıltıları ve çoçuklarına daha iyi bir gelecek demekti. Ama bu kahrolası kentin içinde kaybolup gitmek de vardı. Çünkü, çoğu zaman ne iş vardı ne aş, nede insanca yaşam olanakları… Bu yüzdendir ki durmaksızın kederlenen hayatlar çıkacaktı ortaya! İşte bu dışlanmışlık, bu bir türlü suyun üzerinde duramama hali, kendi tesellisini yaratacaktı. Hem de bir müzik akımı ve yaşam biçimiyle…İşte, büyük kentlerin monoton yaşamının değiştiği, dış mahallelerden içe doğru canlılığın başladığı bu tarihlerde, 19696′da… Müzikçiler çarşısında bir ses yükselir… Ses, yaralı gönülleri çelmektedir; “Sevda Yüklü Kervanlar, Senin Kapından Geçer…” Herkes birbirine sorar, kim bu? Sesin Sahibi Adanalı Delikanlı Müslüm’dür. Plağın satışı, bir anda Üç yüz Bine ulaşır, bu satış, müzikçiler çarşısıs için beklenmedik, dudak uçuklatan bir rakamdır…

BÜYÜK AŞKI MUHTEREM NUR

Hem nasihatleriyle hem de sanki onlardan biri olma haliyle. Evet nasihat eder; Mesela, “Aldanma Çoçuksu Mahzun Yüzüne, Mutlaka Terkedip Gidecek Bir Gün” diye. Müslüm Gürses şarkıları artık bütün Anadolu’yu sarmıştır… Yalnızlar, kayıplar, kasabalılar, karşılıksız kenar mahalle sevdalıları, dertliler, kederliler, Müslüm’ün sesi ve sözleriyle kendilerinden geçer. Peki Gürses’mi dinleyiciyi yaratmıştır, dinleyicimi Gürses’i? Bu sorunun yanıtı şarkı sözlerinde gizlidir.

Kentin içinde yolunu bulamayanların kederini, öfkesini taşır bu sözler. ama şarkılarda ve sahnedeki duruşunda kabullenme ve boyun eğme de vardır. Öatışmalar, çelişkiler, aşk üzerinden dillendirilir… Kız zengindir oğlan fakir, bu yüzden kavuşamamıştır. Ya da tam tersidir. Kırık, dökük bir sevdadır anlatılan, ama ihanet hep öteki taraftan gelir, yani zenginden, yani kentin anahtarını elinde tutandan. Müslüm Gürses Repetuarı, isyanı, kahrı, acıyı, aşkla tamamlamaya çalışan ama bunu yaparken biraz daha acı çoğaltan şarkılardır.

Büyük Aşk’ı Muhterem Nur

Ve sonunda kendisi de aşık olacaktır. Hem de onca şöhrete, kalabalıklara rağmen. Üstelik’de daha çoçukluğunda, hiçbir filmini kaçırmadığı bir sineme yıldızı olan Muhterem Nur’a… Müslüm Gürses’le Muhterem Nur bir Malatya turnesinde tanışırlar. Muhterem Nur Radyolardan Müslüm Gürses’in Ben Senin Kulunmuyum Şarkısını Severek Dinlemektedir. Ve bir gün yolları Malatya turnesinde kesisir.

Gerisini Gelin Muhterem Nur’dan Dinleyelim ;

Onu tanımıyordum. ancak radyolarda dinler “Ben Senin Kulunmuyum” Şarkısını Bilirdim. Turnede benden sonra sahne almasına bozuluyordum. Hatta kızdırmak için halkın arasından kırıta kırıta yürüyordum dikkati kendime çekeyim ona bakmasınlar diye. Ama pek öyle olmuyordu. Müslüm Gürses Sahneye çıkınca herkes kendini yere atıyordu. Ve birşeyler yapmak zorundaydım bizi birbirimize bağlayacağını bilmediğim o olayı yaptım. Müslüm Gürses’in Repertuvarından bir şarkı okudum. Ve Sahneden indiğimde bir tartışma bir kavga içinde buldum kendimi ve sonunda yüzüme yediğim bir tokat. ve şimdi burdayız.

Muhterem Nur’a Göre Müslüm Gürses :

Bana hayatım boyunca hep ver dediler. etrafımda hep menfaatçi insanlar oldu. Hiç bir zaman almadan vermesini bilen insan görmedim. Karşıma çıkmadı. Ancak Müslüm Gürses Farklıydı. Bana “Bundan sonra çalışmayacaksın evinin kadını olacaksın. Ben getireceğim beraber yiyeceğiz” Diyen Tek İnsandır.

Ya Peki Müslüm Gürses’e Göre Muhterem Nur :

Bana şu anda hayranlarım BABA lakabını uygun görüyorlarsa bilinsinki bu Muhterem hanımın sayesindedir. 1983′ten beri mutlu bir evlilik sürdürüyorum. Muhterem hanım Benim canımdan çok sevdiğim değerli bir insan. Onunla beraberliğim ömrüm boyunca devam edecek. Müzik çalışmalarımın yanı sıra bana her konuda destek olan vefakar insan için yaşıyorum. Onunla birlikte müzikte kalite ve sevgi kazanıyorum. Benim giyim ve kuşamımla ilgilenmenin yanı sıra menajerim, halka ilişkiler, danışmanım, sekreterim kısaca herşeyim. Ona çok şey borçluyum. Kendisine olan sevgim ve saygım sonsuz bir aşktır. Benim defterimde hiçbir zaman kıskançlık yoktur Güven vardır.

Meslek: şarkıcı

Orhan Gencebay

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

Orhan Gencebay’ın yaşamında iki doğum tarihi vardır… Birincisi 1944 yılının 4 Ağustos’unda sıcak bir öğle vakti ilk soluk. İkincisi ise müziği kanında, duygularında solukladığı an. Müzik yaşantısına altı yaşlarında babasının “eğlensin” diye aldığı mandolin ve kemanı çalarak başladı. Bunlar daha çok batı aletleriydi. Hocası viyolanistti, çok iyi öğrenim yapmış birisiydi… Kırım Türklerindendi ama Samsun’da berberlik yapıyordu. Küçük Gencebay yetenekliydi, kısa zamanda notayı öğrendi.

Ancak gözü Halk müziğindeydi. Yedi yaşında iken bağlama ile tanıştı. 12 yaşına geldiğinde artık tamburda çalıyordu. Şarkı söylemiyordu ama müziğin felsefesini tanımaya çalışıyordu. Konservatuar sınavlarına girdi, kazandı ve bir süre devam etti. Ancak aradığı ve düşlediği müziği bulamadığı gerekçesiyle ayrıldı. Ardından Ankara Radyosu sınavlarına girdi 20 yaşındaydı. Sınavları iftiharla kazandı, Halk Müziği’ni tercih etmişti.

Müzik aletleri içinde ona bağlama kadar yakın gelen yoktu. Sınavları kazandığı halde usulsüzlük yapıldı diye radyoya girmedi. İki yıl sonra İstanbul Radyosu’nun sınavlarına girdi, onu da iftiharla kazandı, 10 ay TRT’de çalışıp ayrıldı. O sıralar çeşitli arayışlar içindeydi ve bütün sorunda buydu zaten. Var olan müziğin yapısından tatmin olmuyordu. Türk müziğin’de çok iyi malzeme vardı, çok iyi yerlere gelmesi mümkündü. O yıllarda böyle düşünüyordu.

 

TRT’den ayrıldıktan sonra babasının da işlerinin bozulması üzerine yeniden Samsun’a dönen, ne var ki içindeki müzik tutkusu her geçen gün biraz daha yoğunlaşan Orhan Gencebay çalışmalarını bu kez İstanbul Plakçılar Çarşısın’da yoğunlaştırdı. Söz yazarı, besteci, yorumcu, bağlama sanatçısı olarak zirveye doğru uzanan bir maratona başladı. Sanatçı henüz şarkıcı olarak tanınmadan önce de bir çok bestesiyle şöhret olmuştu. “Sevemedim Kara Gözlüm “, “Koca Dünya”, “Sabır Taşı” adlı besteleri, besteci Orhan Gencebay’ın tanınmasına yetmişte artmıştı bile. Hatta “Sevemedim Kar Gözlüm ” adlı bestesi rekor kırmış 45 sanatçı tarafından plak yapılmıştı.

Orhan Gencebay ses sanatçısı olarak adını ilk kez “Başa Gelen Çekilirmiş” adlı 45′lik plağı ile duyurdu ve hemen ardından “Derdim Dünyadan Büyük” adlı plağı geldi. 1969 yılında “Bir Teselli Ver”‘in satışını katlayarak kırdığı rekor nedeniyle çalıştığı plak şirketş tarafından “Altın Taç” ile ödüllendirildi. 1978 yılında yaptığı “Yarabbim” adlı plağı yurt içinde ve dışında yaptığı satışlarla rekor kırdı.

 

Orhan Gencebay 1971 yılında İstanbul Plak’a ortak olmuş ve ilk plaklarının büyük çoğunluğu bu firmadan çıkmıştı. Sanatçı daha sonra merhum Yaşar Kekeva ile ortak olarak Kervan Plak şirketini kurdu ve kardeşi Burhan Gencebay ile birlikte çalışmalarını burada sürdürmeye başladı. Yaşar Kekeva Kervan Plak’tan ayrılıp kendi adını verdiği plak şirketini kurunca Kervan Plak Orhan ve Burhan kardeşlerin ortaklığı ile bugünlere geldi.

 

Orhan Gencebay’ın ilk evliliğini yaptığı Azize Gencebay’dan Altan adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi. Daha sonra oğlunun annesinden boşanan sanatçı “Tanrı katında eşimdir” dediği Sevim Emre’yi kendine hayat arkadaşı olarak seçti. 1974 yılından bu yana birlikte olan ünlü çift çeyrek yüzyıla yakın bir zamandır beraberliklerini büyük bir uyum ve mutluluk içinde sürdürüyorlar.

 

Ünlü sanatçı şimdiye karar 35 tane Yeşilçam filmi çevirdi. Sayısız filme müzik direktörü olarak imza atan Orhan Gencebay’ın kendi firmasından çıkan 25 albümü bulunuyor. 28 yıllık sanat hayatında plak ve kaset olarak 50 milyonu aşkın bir sayı ile erişilmesi güç bir rekoru elinde bulunduruyor.

Zara

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

Zara, 15 Ocak 1976 yılında İstanbul´da doğdu. Küçük yaşlarda müziğe olan tutkusu dikkat çekti ve ailesi ile yakın çevresinin desteğiyle bir amatör kaset yaparak müziğe ilk adımını attı..
O yıllarda Milliyet Gazetesi Halk Müziği Yarışması açmıştı. Zara, 1991 ve 1993 yıllarında yapılan bu yarışmalara katılarak Türkiye birincilikleri kazanma başarısı gösterdi.
Daha sonra İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Şan Bölümü´nde müzik eğitimi almaya başladı.
1996 Yılında TRT´nin açtığı “Yetişmiş Ses Sanatçısı Sınavı”nı kazanarak TRT İstanbul Radyo Türk Halk Müziği Akitli Ses Sanatçısı olarak görevine başladı.
Ertesi yıl Atatürk Kültür Merkezi´nde gerçekleştirilen “Yunus Emre Müzikal”inde oyuncu ve solist olarak sahne aldı.
Artık Zara kendini yetiştirmiş, profesyonel anlamda bir albüm çalışması yapmaya hazır hissetmeye başlamıştı. Çevresindekilerin ısrarı üzerine, kendisini 1998 yılında hazır hisseden Zara, 10 yaşından beri kendisini tanıyan Ali Osman Erbaşı´nın müzik yönetmenliğini yaptığı ilk albümü “Avuntu”yu büyük bir mutlulukla tamamladı.
Zara müzikten farklı olarak ayrıca “Eylül Fırtınası” ve “Deli Yürek-Boomerang Cehennemi” isimli sinema filmlerinde oyunculuğunu sergilemiştir.

Zerrin Özer

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

Zerrin Özer (doğum. 4 Kasım 1957, Ankara) Türk popüler müzik sanatçısıdır. 1970´li yılların önde gelen sanatçılarından Tülay Özer´in küçük kardeşidir. İlk, orta ve lise eğitimini bu ilde tamamladı. Anne ve babasının ayrılığı çocukluk yıllarının mutsuz geçmesinin en büyük sebebi oldu. Müziğe olan tutkusu Amerikalı şarkıcı Janis Joplin hayranlığı ile büyüdü. Kendi çalışmasıyla 1975´te katıldığı TRT yarışmasında birinci olmasının verdiği heyecan ve cesaretle müziğe yoğunlaştı. Bu yolda ablası Tülay Özer´in büyük desteğini arkasına aldı. İlk plağı olan Bizler ve Sizler - Yalvarırım adlı 45´liği 1976 yılında, uzun yıllar bağlı kalacağı Kent Plak tarafından yayınlandı. Takip eden dönemde, Türkiye´nin en ünlü orkestrası, İstanbul Gelişim Orkestrası ile caz ve dans müziği yaptı.

1979 yılında ilk dikkat çeken çalışması Esin Engin aranjeli, sözlerinde ve müziğinde Orhan Gencebay imzası bulunan ´Gönül´ ile patlama yaparak, 1980 yılının 45´liği seçilen ikinci ve son 45´liği “Gönül - Yaman Olurum” ile Altın Plak ödülünü almaya hak kazandı. Aynı yılın sonunda ilk albümü “Seni Seviyorum (Zerrin Özer albüm) ” adıyla piyasaya çıktı, onu aynı yıl içersinde “Sevgiler” izledi. Artık kapılar açılmıştı. Hem de Paris´e kadar . . . 1982 yılında, Paris´te, Eyfel Kulesi´nde, ´Binbir Gece´ adı altında Türkiye´yi tanıtıcı konserler verdi. Sadece bununla da kalmadı, bir yıl sonra Paris´teki Olympia´da bir resital için sahneye çıktı.

1982 yılında “Ve Zerrin Özer” albümüyle arabeske yöneldi. Bu yöneliş sanatçıya olan ilgiyi artırdı. 1983´de “Gelecek Misin?”, 1984´te “Mutluluklar Dilerim”, 1985´te “Evcilik Oyunu” ve “Kırmızı” adlı albümleri çıktı. Kırmızı albümünde “Eminem” ve “Dom Dom Kurşunu” şarkılarını “İntuv Ene” ve “Merhaba Ya Habeyip” adlarıyla Arapça seslendirdi. 1987 yılında “Dayanamıyorum” adlı albümü çıktı. Ertesi yıl çıkan “Dünya Tatlısı (albüm) ” albümüyle yeniden pop müziğine dönüş yaptı. 1990 yılında çıkan “İşte Ben” albümüyle en iyi albüm ödülünü kazandı. Aynı yıl müzisyen Alper Önal´la evlendiyse de ertesi yıl boşandı. 1991 yılında “Sevildiğini Bil” albümü yine çok sattı ancak ertesi yıl çıkan “Olay Olay” albümü beklediği ilgiyi görmedi ve bu hayalkırıklığı sanatçının müziğe birkaç yıl boyunca küsmesine yol açtı.

1996 yılında “Zerrin Özer (albüm) ” albümüyle müziğe dönen sanatçı, ertesi yıl “Zerrin Özer 97″ albümünü çıkardı. 2000 yılında yaptığı “Bir Zerrin Özer Arşivi” best of albümüyle ikinci kez en iyi albüm ödülünü kazandı. 2001 yılında yine eski şarkılarından oluşan “Ben (albüm) ” çift CD&MC olarak piyasaya çıktı. Peşpeşe piyasaya sürülen bu iki albümüyle toplam 1,5 milyonu aşkın satış gerçekleştirdi. Ertesi yıl yaptığı “Ölürüm Ben Sana” albümü beklediğini veremese de, 2005 yılında yaptığı “Ve Böyle Bir Şey” türkü-caz albümüyle beklenen ilgiyi gördü. Bu albümü de Altın Plak´la ödüllendirildi. Sanatçı, 2006 yılında Levent Süren ile evlendi. Sanatçı, Ajda Pekkan, Nilüfer ve Nükhet Duru ile birlikte Türk Pop Müziği´nin dört divasından biri olarak anılmaktadır.

DİSKOGRAFİ
Bizler ve Sizler - Yalvarırım (1976) (45´lik)
Gönül - Yaman Olurum (1979) (45´lik)
Seni Seviyorum (Zerrin Özer albüm) (1980)
Sevgiler (1980)
Ve Zerrin Özer (1982)
Gelecek Misin? (1983)
Mutluluklar Dilerim (1984)
Kırmızı (1985)
Evcilik Oyunu (1985) (Sanatçının izni haricinde piyasaya sürülmüştür. )
Dayanamıyorum (1987)
Dünya Tatlısı (1988)
İşte Ben (1990)
Sevildigini Bil (1991)
Olay Olay (1992)
Zerrin Özer (albüm) (1996)
Zerrin Özer 97 (1997)
Bir Zerrin Özer Arşivi (2000)
Dünya Tatlısı (single) (2000)
Ben (Zerrin Özer albüm) (2002) (Sanatçının izni haricinde piyasaya sürülmüştür. )
Ölürüm Ben Sana (2003)
Ve Böyle Bir Şey (2005)
Ömür Geçiyor & Zerrin Özel (2007)

Yüksek Sadakat

Posted by: myfrom  :  Category: Biyografi Bölümü

Şarkı yazarı ve bas gitarist Kutlu Özmakinacı tarafından 1997 yılında Filinta adıyla temelleri atılan Yüksek Sadakat grubu 2004 yılınd, kendi adını taşıyan ilk albümlerini Ocak 2006da DMC etiketiyle piyasaya çıkardı.

Vokalde Cemil Demirbakan, tuşlu çalgılarda Uğur Onatkut, gitarda Serkan Özgen ve bas gitarda Kutlu Özmakinacı ve davulda Deniz Alemdar8217;dan oluşan kadrosuyla kaydedilen albümdeki Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer adlı şarkı, kısa sürede bütün ulusal radyolarda 1 numaraya yükseldi ve 2006 yılında Nielsen Music ölçümlerine göre Türkiye radyolarında en çok çalınan parça oldu.

Grup müziğinde rock8217;ın farklı dönem ve alt türlerine ait unsurları Türk coğrafyasına mal olmuş müzikal motiflerle birleştirirken, bunu yaparken rock8217;ın enerjisini kaybetmemeye de özen gösteriyor.

Yüksek Sadakat8217;in Nisan 20058217;te Doruk Müzik stüdyosunda grubun klavyecisi Uğur Onatkut tarafından kaydedilen albümünün miksaj ve mastering8217;ini Cem Büyükuzun yaptı. Albümdeki parçaların hepsinin söz ve müziği Kutlu Özmakinacı8217;ya düzenlemeleri ise gruba ait.

Albümün çıkışıyla birlikte bütün dikkatleri üzerine çeken Yüksek Sadakat, 2006 yılında 608217;a yakın konser verdi. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya, Adana, Çanakkale, Bursa, Bodrum, Adana, Kayseri, Trabzon, Zonguldak, Edirne, Gaziantep ve Kıbrıs gibi yerlerde konser veren grup, katıldığı sayısız rock festivali haricinde dünyanın en gözde festivallerinden biri haline gelen Rockn Coke 20068217;ya dahil oldu ve ana sahneyi Muse ve Placebo gibi gruplarla beraber paylaştı.

2006 sonunda Deniz Alemdar8217;ın gruptan ayrılması sonrasında Türkiye8217;nin en tanınmış Rock davulcularından Alpay Şalt gruba dahil oldu.

Grup geçen zaman içinde hayran kitlesini çığ gibi arttırarak Altın Kelebek 2005 TV Yıldızları Yarışmasında En İyi Çıkış Yapan Grup ödülü dahil, Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer ile Boğaziçi Üniversitesinden Yılın Şarkısı, İstek Vakfı Özel Anatur Oğuz Lisesinden Yılın En Başarılı Grubu ve Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülleri8217;nde Yılın En İyi Çıkış Yapan Rock Grubu ödülü olmak üzere 158217;e yakın ödül aldı.

İlk olarak Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer, ardından Kafile ile radyo ve televizyonlarda
1 numaraya kadar yükselen ve bu albümde en çok sevdikleri parça olan Akılım İplerini Saldım8217;a çekti. Ünlü film ve dizi yönetmeni Çağan Irmak8217;ın bir süredir üzerinde çalışmakta olduğu ve 13 bölümden oluşan 8216;Kabuslar Evi8217; dizisinde kullanmak istediği Aklımın İplerini Saldım, konseptle bütünleşerek video klip haline getirildi ve tüm TV8217;lerde gösterildi.

Yüksek Sadakat, 2007 Mayıs ayında Mercedes - Travego Firarda turnesine çıktı. 9 şehir ve 9 üniversitede yapılan turnede İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Trabzon, Gaziantep, Kayseri, Bursa ve Edirne8217;de 120.0008217;e yakın öğrenci karşısında muhteşem konserler verdi.

Geçtiğimiz Ekim ayında vokalist Cemil Demirbakan8217;ın gruptan ayrılmasının ardından, Türk Rock Müziğine yıllardır gönül veren ve bugüne kadar MFÖ, Bulutsuzluk Özlemi, Yavuz Çetin, Mehmet Güreli, Fuat Güner, Akın Eldes, Taner Öngür, Ayşe Tütüncü de dahil olmak üzere bir çok sanatçı ve grupla çalışmış, sesi ve güçlü sahne perfomansıyla tanınan müzisyen Kenan Vural gruba dahil oldu.

Bir yandan konserlerine devam eden Yüksek Sadakat, bir yandan da ikinci albümü için yeni vokalisti Kenan Vural ile stüdyo çalışmalarına başladı. Yine Kutlu Özmakinacı söz ve bestelerinden oluşacak yeni albümün düzenlemeleri ise tüm grup tarafından yapılıyor.

Vokalde Kenan Vural, gitarda Serkan Özgen, basta Kutlu Özmakinacı, klavyede Uğur Onatkut ve davulda Alpay Şalt8217;dan oluşan Yüksek Sadakat8217;in ikinci albüm adının 8216;Katil ve Maktül8217; olması düşünülüyor. Albüm, 2008 yılının Mart ayında piyasada olacak.