Bolu Dağı Fiyaskosu « İlginç olaylar
2008
Tünel Açmak Demir Dağı Eritmekten Zormuş
MÖ 800, Ergenekon- MS 2000, Bolu civarı
Orta Asya’daki eski Türklerin dilinde “sarp daÄŸ yamacı” anlamına gelen Ergenekon’la ilgili destanı bilmeyen yoktur. Türklerin yeniden doÄŸuÅŸunu ve çoÄŸalarak Orta Asya’ya egemen oluÅŸlarını anlatan bu efsanenin adı aynı zamanda SoÄŸuk SavaÅŸ döneminde NATO ülkelerinde kurulan gizli anti-komünist örgütün, kontr-gerillanın Türkiye’deki kolunun adı olarak da gündeme gelmiÅŸtir, ama ÅŸu anda konumuz bu deÄŸil.
Ele alacağımız konu, günümüzden yaklaşık üç bin yıl önce demirden bir dağı eriterek yurt edindikleri Ergenekon’dan çıktığı söylenen Türklerin daha sonra yurt edindikleri Anadolu’da bir daÄŸ ile bir türlü baÅŸa çıkamamaları…
Ergenekon Destanı’nın deÄŸiÅŸik biçimleri var ama en yaygın olan anlatıma göre, Aral Gölü civarında olduÄŸu varsayılan demir dağın eritilme efsanesi şöyle geliÅŸiyor:
Hunların büyük imparatoru OÄŸuz Han’ın ölümünden sonra Türklere sırasıyla Gök Han, Ay Han, Yıldız Han, Deniz Han ve İl Han baÅŸbuÄŸ olur. İl Han’ın döneminde tüm Türk bölgeleri egemenliÄŸine girince, bunu kıskanan yabancı kavimler, özellikle Tatarlar birleÅŸip İl Han’a saldırırlar ve çarpışma sonunda Türkleri kılıçtan geçirirler.
İl Han’ın oÄŸlu Kayı ve yeÄŸeni Dokuz OÄŸuz eÅŸleri ve çocuklarıyla birlikte esir edilir. Daha sonra Tatarların elinden kurtularak eski yurtlarına geri dönerler. Burada dağınık ve ürkmüş bir halde birçok at ve besi hayvanı bulurlar. Bunları da yanlarına alıp kendilerine güvenli bir yurt ararlar. Bir kurdun ayak izlerinin peÅŸinden giderek çıkış yolu görünmeyen sarp daÄŸların arasında yemyeÅŸil, çok güzel bir yer bulurlar ve Ergenekon adını vererek buraya yerleÅŸirler. Bu iki ailenin çocukları birbirleriyle evlenerek çoÄŸalırlar.
Mutlu-mesut yaÅŸadıkları yılların ardından çoÄŸalarak artık Ergenekon’a sığamaz olurlar. Sonunda 400 yıl kaldıkları bu yurttan çıkmaya karar verirler ama çıkış yolunu bulamazlar. Nasıl onları oraya bir kurt getirmiÅŸse yine bir kurdun sayesinde çıkış yolunu bulacaklardır. Nitekim koyunlara saldıran bir kurdun izlerini takip ederek bir maÄŸaraya ulaşırlar. MaÄŸaranın dibinde küçük bir delik vardır ve kurt oradan çıkmıştır. Bu deliÄŸi büyütmek isterler ama maÄŸaranın bulunduÄŸu daÄŸ demirdendir. Bir demirci ancak dağın ateÅŸe verilmesiyle yolun açılabileceÄŸini söyler. Bunun üzerine Kurultay toplanır ve dağın eritilmesine karar verir. Dağın çevresine odun ve kömür yığarak yetmiÅŸ büyük körükle dağın tutuÅŸmasını saÄŸlarlar. Böylece daÄŸ erir ve Türkler de Ergenekon’dan çıkarlar.
Daha sonra aradan yüzlerce yıl geçer ve Türkler Orta Asya’dan yola çıkarak Anadolu’ya gelirler, yeni yurtları artık burasıdır. Gel zaman, git zaman bu topraklar üzerinde çeÅŸitli devletler kurarlar, kurduklarını yıkar, sonra yenisini kurarlar ve derken en sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarlar.
Artık bunun Türklerin son devleti olduğu ve sonsuza kadar varolacağı söylenirken, bir yandan da Anadolu toprakları üzerinde çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak için bir uğraş verilmektedir. Çağdaş uygarlığın egemen olduğu ülkelerde yük ve yolcu taşımacılığında ağırlık demiryolundadır ve denizin olduğu ülkelerde ise tabii ki denizyolu da önem taşır.
Nitekim Anadolu da dört yanı denizlerle çevrili bir yarımadadır ama Cumhuriyeti kurduklarında artık bin yıldır bu topraklarda yaÅŸayan Türkler arkalarını denize dönerek yaÅŸamayı tercih ederler. Demiryolları ise cumhuriyetin ilk yıllarında biraz geliÅŸir, hatta marÅŸlarda “Demir aÄŸlarla ördük anayurdu dört baÅŸtan” falan derler ama gerçek hiç de öyle deÄŸildir. Montaj otomotiv sanayii devreye girince, yerli ve yabancı tekellerin çıkarları doÄŸrultusunda demiryolları bir kenara bırakılır ve yurdun dört bir yanı karayollarıyla örülmeye baÅŸlanır.
Çünkü yirminci yüzyılın sonlarına doÄŸru baÅŸbakan ve cumhurbaÅŸkanı da olmuÅŸ bir “Büyük Türk Büyüğü” Turgut Özal demiÅŸtir ki; “Demiryolu komünistlere özgü, özgürlük imkanı tanımayan bir ulaşım ve nakliye sistemidir. İstediÄŸiniz yerde inip, binemezsiniz. Ama karayolu özgürlük demektir, nerede isterseniz iner, binersiniz.”
İşte böylece akıp giden yılların ardından yirminci yüzyılın sonlarında karayolları yolcu taşımada yüzde 95, yük taşımada da yüzde 93 oranına ulaÅŸmıştır. Bir yandan da cumhuriyetin ilk yıllarındaki “demiraÄŸ heyecanı” gibi memleketi “otoyol heyecanı” sarmış ve yeni anayurdun dört bir yanı otoyollarla döşenmeye baÅŸlanmıştır. BaÅŸlanmıştır baÅŸlanmasına ama iÅŸte bu noktada Türklerin karşısına bir daÄŸ çıkmıştır; Bolu Dağı.
Bir zamanlar halk kahramanı eÅŸkıyalara yataklık eden Bolu Dağı cumhuriyetin iki büyük kentinin, İstanbul ve Ankara’nın ortalarında tüm heybetiyle yükselir. BaÅŸta bu iki kent olmak üzere, İstanbul’u Anadolu’ya baÄŸlayan karayolunda seyreden araçlara etmediÄŸini bırakmaz. Üç bin yıl önce atalarının Ergenekon’dan çıkmak için demirden dağı eritmeleriyle övünen Türkler Bolu Dağı karşısında yıllarca çaresiz kalırlar. En sonunda yapımına baÅŸlanan Anadolu Otoyolu ile bir tünel açarak bu dağın hakkından gelmeye karar verirler. Edirne’den baÅŸlayan Anadolu Otoyolu Bolu Dağı’nın eteklerine kadar gelir ama 6 kilometrelik iki viyadük ve 7 kilometrelik iki tünel bir türlü bitirilemez.
Yıllarca süren çalışmalar ve trilyonlarca harcamadan sonra “Bitti, bitecek” derken 12 Kasım 1999′da Düzce’de 7.2 büyüklüğünde bir deprem meydana gelince Türkler arasında yeniden bir tartışma baÅŸlar; bu tüneli yapalım mı, yapmayalım mı? Vazgeçecek olursak ÅŸimdiye kadar harcadığımız 400 milyon dolar ne olacak? Yapacaksak tam da fay hattının üzerine kondurmuÅŸuz, böyle hiç güvenli deÄŸil…
2000 yılında bir gazetede çıkan haberde şöyle yazmaktadır: “Trilyonlar tünelde kaldı. Uyarılara karşın fay üzerine inÅŸa edilen Bolu Dağı geçidinin güzergahı deÄŸiÅŸtiriliyor. Düzce depreminin ardından yapılan ‘hasar yok’ açıklamalarından yaklaşık 6 ay sonra Bolu Dağı Tüneli inÅŸaatının durdurulması gündeme geldi. Bugüne kadar 433 milyon dolar harcanan Bolu Tüneli’nin ÅŸimdiki güzergahın 2 kilometre saÄŸma kaydırılması planlanıyor.
Karayolları Genel Müdürü, yeni bir tünel giriÅŸi oluÅŸturmak istediklerini, bu projenin de 107 milyon dolara mal olacağını söyledi. GeçmiÅŸte harcanan miktarla birlikte Bolu Dağı geçidinin maliyeti en az 490 milyon dolara yükselecek. Yeni tüneli yine Astaldi-Bayındır ortaklığı yapacak. Bolu Tüneli’nin hiçbir zaman dikiÅŸ tutmayacağını belirten uzmanlar ‘Tünel yıkıldıkça firmalar para alıyor’ diyorlar.”
BaÅŸka bir gazetede Karayolları Genel Müdürü’ne yanıt veren Türk Müteahhitler BirliÄŸi Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Kadir Sever ise Bolu Dağı Tüneli’ni bir mühendis olarak kendisinin yapmayacağını belirterek, “Tünelin içinde binlerce insan hayatını yitirdiÄŸinde bunun sorumlusu kim olacak” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bana sorsalardı, ben Bolu Dağı’nda tünel yapmazdım. Bolu Dağı Geçidi’nde pek çok heyelan olurdu. Bolu Dağı’nda trafiÄŸin en az olduÄŸunda bile heyelan nedeni ile yol zaman zaman tıkanırdı. Heyelan hala var.
Bolu Dağı’na tünel yapılmaması gerektiÄŸini yetkililere pek çok kez söyledik. Ancak bir teki bile bizi dinlemeye cesaret edemedi. Çünkü yatırımlar yapılmış, ÅŸimdiye kadar 400 milyon doların üzerinde para harcanmış. Çalışmalar durdurulduÄŸu zaman bu iÅŸi yapanlara neden yanlış karar verdiniz diye sorarlar. Bolu Tüneli en son teknoloji ile yapılması durumunda dahi risklidir. Tünelin içinde 300-400 araba varken bir zelzele olması durumunda binlerce insan hayatını yitirdiÄŸinde bunun sorumlusu kim olacak merak ediyorum.”
İşte böyle, Ergenekon efsanesini hatırladıkça utanç içinde yüzleri kızaran Türkler neredeyse çeyrek yüzyıldır baÅŸa çıkamadıkları bu daÄŸla ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlar. Üstelik de 2000 yılında tünelin yapımıyla ilgili Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda Ergenekon Destanı’nı parti programlarından bile daha fazla ciddiye alan bir parti var!
Ya bu destanda bir tuhaflık var, ya da Anadolu’ya göç ettikten sonra Türklere bir ÅŸeyler oldu!
Etiketler: Bolu Dağı Fiyaskosu « İlginç olaylar