MyFroM.Com Video Paylasım Sitesi » 2009 » Nisan

Nisan, 2009 için Arşiv

Burcunuza göre saç şekli

Yazan: PearL   
28 Nisan
2009

Akrepler saçlarını ne renk boyatmalı? Yengeçler nasıl toplamalı? İşte burcunuza göre saç rehberiniz…

Koç: Aktif, cesur ve bilinçlisiniz. Duygularınızı olduğu gibi belli ediyor, kısıtlamalara gelemiyorsunuz. Saç modelinizin ise sizi engellemesine tahammülünüz yok. Pratik, kısa saç kesimi tam size göre. Uzun saçlı Koç kadınları, saçlarını mutlaka geriye tarar ve at kuyruğu şeklinde bağlar. Düzgün görünümlü bir at kuyruğu için saçınız nemli iken pürüzsüzleştirici saç kremi uygulayınız.

Boğa: Inatçı, güvenilir ve sabırlı kişiliğiniz var. Güzelliğiniz, cazibeniz ve tüm kadınsı özelliklerinize karşı ayaklarını yere sıkı sıkı basan bir yapıya sahipsiniz. Bu nedenle, fazla abartılı saç modellerini kendinize asla yakıştıramazsınız. Doğal görünümlü saçlar daha çok hoşunuza gider.

Ikizler: Çevrenizle son derece kolay ilişki kuruyorsunuz. Can sıkıntısı size çok yabancı. Aşırı düzene yatkın olmamanız, komplike saç modellerinden hoşlanmamanıza neden oluyor. Sürekli kontrol edilmesi gerekmeyen, doğal haline bırakılmış saçlar size daha uygun.

Yengeç: Son derece duygusal ve idealist bir yapıya sahipsiniz. Ayrıca mesafeli bir insan olduğunuzdan herkesin size kolayca yaklaşmasına izin vermezsiniz. Bu yüzden, yerine göre gözlerinizdeki anlamı çevrenizden gizleyebilmeniz için uzun saçlarınız olmalı.

Aslan: Herkesin sevgilisi olarak, yaşamı dolu dizgin yaşıyorsunuz. Dişi aslanın asaletine sahip olmanıza rağmen yine de kibar bir saç modeli size uygun değil. Burçların kraliçesi olarak herkesin size hayranlık duyması şart. Bu yüzden, gösterişli saçlardan ve çarpıcı, cesaret isteyen son moda değişik renklerden korkmayın.

Başak: Dakik bir insansınız. Hatta size mükemmeliyetçi bile denilebilir. Dağınıklığın hiçbir türüne dayanamazsınız. Bu yüzden saçlarınızın özenle taranmış olması şart. Saçlarınıza düzenli bir görünüm vermek için saç spreyi ve briyantin kullanın.

Terazi: Cazibeli ve esprili olmak sizin en temel özelliğiniz. Ayrıca uyum ve estetik konusunda da son derece duyarlısınız. Tıpkı aslan kadını gibi, sizde lüksten çok hoşlanıyorsunuz. Yeter ki fazla dikkat çekici olmasın. Bu nedenle size sade ve şık saç modellerini tavsiye ederiz.

Akrep: Burçlar arasında akrep kadını kadar ne istediğini bilen ve hedefe kilitlenen bir burç daha yoktur. Dışarıdan bakıldığında sakin ve soğuk görünürsünüz. Buna bağlı olarak mükemmel şekillendirilmiş saçlar ve her zaman bakımlı olmak tipik özelliklerinizdir. Saç modellerinizin daha yumuşak ve feminen olmasını sağlayın. Bu tür saçlar size daha çok yakışacaktır.

Yay: Bağımsız karakteriniz sizin tipik özelliğiniz. Ani kararlar alabiliyor, maceradan hoşlanıyorsunuz. Jöle, sprey türü saç şekillenme ürünlerinden pek hoşlanmadığınız için yumuşakça dökülen saç modeli kullanmanızdan ve saçınıza pürüzsüzleştirici saç kremi gibi daha yumuşak formüllü ve doğal görünüm veren şekillendiricilerle şekil vermenizde fayda var.

Oğlak: Kıvrak espri anlayışınız ve ortama uyumunuz sayesinde en zor durumlardan bile yüzünüzün akıyla sıyrılabilirsiniz. her konuda olduğu gibi saç konusunda da sağlamcısınız. Bu yüzden saçınızın bozulmasını önleyen ve her telin yerli yerinde durmasını sağlayan sprey ve jöle gibi şekillendiriciler kullanın.

Kova: Etrafınızda olup biten her şeyle ilgili ve son derece ateşlisiniz. Sürekli yeni fikirler peşindesiniz. Bu durumda, karmaşık saç modellerine ayıracak zamanınız da yok. Ancak, o doğal ışıltınızı yitirmemeniz için saç bakımınıza da özen gösterin. Kişisel saç bakımınıza uygun ürünleri kullanmayı ihmal etmeyin.

Balık: Romantik ve güçlü sezgilere sahip bir insansınız. Yaşamda duyarlı ve duygulu hareketlerle ilerliyorsunuz. Saçlarınız da sizin gibi duyarlı olduğundan boya ve perma gibi kimyasal uygulamalardan uzak durun. Bitkisel boyalar ve alkol oranı düşük şekillendiriciler kullanmaya özen gösterin.”

alıntııdr

Erkekler neden aldatır

Yazan: PearL   
28 Nisan
2009

İlişkide güven her şeyden önce gelir! Ama yine de ”erkek milletine güven olmaz” sözünü aklının bir köşesinde bulundurmanda fayda var. ”Aldatılan kız” konumuna düşmek istemiyorsan, neden aldatma eğiliminde bulunduklarını bir de erkeklerin ağzından dinle!

”Erkekler neden aldatır” sorusunu sormak kolay da, konuyla ilgili net bir cevaba ulaşmak biraz karışık. Bu yazıyı yazmadan önce yakın çevremizde küçük çaplı bir araştırma yaptık. İsim vermeyeceğimize tüm kalbimizle yemin ettik ve bugüne kadar kız arkadaşlarını aldatma gafletinde bulunan birkaç erkekten neden sadakatsizlik yaptıklarını bize anlatmalarını rica ettik. Ismarlayacağımız bir yemek sözü karşılığında da yorumları aldık:) Bak neler öğrendik neler!

1. Özgüven eksikliği
Kendisinden daha başarılı veya dış görünüm olarak daha “iyi” olduğunu düşündükleri bir kız arkadaşa sahip erkekler, bunu bir yenilgi olarak kabul edip en iyi üste çıkma yolunun “can yakmak” olduğu gibi “saçma sapan” bir düşünceye kapılabiliyorlar. Yorumlarını aldığımız deneklerden biri “Talibi bol bir kızı tavlayabilmek ve onun erkek arkadaşı olabilmek için uygulamaktan çekindiğim numara yoktur. Gösterişli bir kız arkadaş sahibi olmak her erkeğin hayalidir. Fakat onu elde ettikten, yani sevgilim olmasını sağladıktan sonra bu defa da kıskançlık nöbetleri ve ‘ya daha iyisini bulup, beni terk ederse’ endişeleri başlar. Bu durumdan sıyrılmanın en kolay yolu da onu kıskandırmak ve bulunmaz Hint kumaşı olmadığını göstermektir. Ben de böyle bir ilişki yaşamış ve kız arkadaşımı aldatmıştım” diyor.

2. Sevgisizlik
Ah, işte en çözümsüz olan seçenek de bu! Gerçekten hoşlanmadığı bir kızla sadece vakit öldürmek ya da etrafındaki insanlara caka satmak için çıkan erkeklerin aldatma potansiyeli her zaman daha yüksek oluyor. Bu türler genelde gözü dışarda ve çapkın olarak nitelendirdiğimiz sınıfa dahiller. “Etrafta bir sürü çiçek var, hepsini koklamadan bu diyarlardan gitmek olmaz” bu türün hayat sloganı haline gelmiştir. Genelde dış görünümlerine çok önem verir, gittikleri kafelerde en çok insan görebilecekleri bölgeleri gözlerine kestirir ve oraya otururlar. Aman dikkat!

3. Arkadaş gazı!
Deneklerimiz üzerinde yaptığımız testler sonucunda anladık ki, erkek arkadaşları tarafından söylenen “romantik aşık, Romeo, sevgili kuzusu, ondan geçti bu işler abi, sen git de sevdiceğinle müzik dinle” gibi imalı laflara tahammülleri yok. Bu tarz cümleler onların içlerindeki canavarı ortaya çıkartıp “ne aşkı ya, ben hala o eski çapkınım” şeklinde cümleler kurarak, karşı taarruza geçmelerine neden oluyor. Tabii sonrasında o gazla iddialar başlıyor ve olaylar gelişiyor.

4. Dırdır, kapris, kıskançlık
İşte bir erkeği çileden çıkartan meşhur üçlü: Dırdır, kapris ve kıskançlık! Sürekli dertlenen, her şeyi ve herkesi kıskanan, olur olmadık şeylere kapris yapan ve trip atan kızlar, dünyanın en güzelleri bile olsalar, bir süre sonra erkeklerin gözünde acilen kurtulunması gereken birer canavara dönüşüyorlar. Sonuç: Gözleri fıldır fıldır dönen, etraftaki diğer kızları kesen ve sevgilinin yokluğunu fırsat bilerek her gördüğü kıza kur yapan bir erkek arkadaş!

5. Değer görememek/ilgisizlik
Çok sevdikleri biricik kız arkadaşlarının onlara olan ilgilerini yetersiz bulduklarını söyleyen deneklerimizden birkaçı, kız arkadaşlarına olan aşklarını bitirebilmek için ilgiyi başka bir kıza vermekte bulduklarını belirttiler. Buradan bizim çıkardığımız sonuç: “fazla naz aşık usandırır” oldu.

Bu yazıdan alınacak dersler
• Öncelikle şımarıklık ayarlarımızla oynayıp kaprisleri acilen kısıyoruz.
• Dırdır yapıp erkek arkadaşın başının etini yemekten derhal vazgeçiyoruz.
• Yakın erkek arkadaşları ile arkadaşlık kurup bizi sevmelerini sağlıyoruz ki, onu gaza getirip çapkınlık avına çıkarmasınlar.
• “Naz yapacağım, kendimi ağırdan satıp cool olacağım” dozunu iyi ayarlıyoruz.
• Karşıdan gelen kalabalık bir kız gurubu görünce elimizi bırakan, biz yanındayken bile diğer kızlara kur yapmaktan çekinmeyen bir sevgilimiz varsa, ilişkiyi hemen bitiriyor ve bizi gerçekten hak eden birini aramaya başlıyoruz!

alıntıdır

Çarpıcı pozlar

Yazan: PearL   
28 Nisan
2009

“Aşk-ı Memnu”daki rolüyle gündemde olan Kıvanç Tatlıtuğ, Elle dergisine çarpıcı pozlar verdi.

Hâlâ ailesiyle yaşadığını ve evcimen biri olduğunu belirten Tatlıtuğ, tek eşliliği benimsediğini de sözlerine ekledi: “Gerçek sevgi, yakalandığın zaman seni deli eder, Behlül gibi yapar. Ama ben Behlül kadar çapkın değilim. Tek eşliliğe inanan, düzgün yaşantısı olan bir adamım.”

Gerçek sevgi adamı deli eder

Rollerin ardındaki Kıvanç Tatlıtuğ nasıl bir erkek?
- Kendi halinde, yaptığı işler belli, kendine göre bir çevresi olan, birkaç dostu ve ailesiyle beraber vakit geçirmekten hoşlanan, duygusal bir adamım. Evde olmaktan zevk alırım. 26 yaşındayım. Sevgi doluyum. Sosyal ilişkilerim güçlüdür. ışimden arta kalan zamanlarda model arabalarımla vakit geçiririm. Mesela “big foot” tarzı koca tekerlekli bir jipim var. Dağ, bayır, yokuş dolaşmayı seviyorum. Bol film seyrederim. Kitap okurum.

Akrep burcusunuz. Zorlu bir tip misiniz?
- Akrep burcuyum, evet. Ama kıskanç mıdır, tek eşli midir gibi konular hakkında yorum yapamam. Burcumun özelliklerinden, duyduğum kadarıyla memnunum. Zor bir insan değilim ama sinirlenebilen, gerilebilen biriyim. Kolayca da yelkenlerim suya iner.

Kindar mısınız?
- Hayır, kin tutmam. Çünkü kötü, negatif duygular dönüp dolaşıp yine size geliyor. Olaylara olabildiğince ılımlı yaklaşma, çözebilme yeteneğine kavuşmak istiyorum, onun çabası içindeyim. Ama bu koşullarda zor. O kadar yoğun çalışıyoruz ki. “Gümüş” ve şu an oynadığım “Aşk-ı Memnu” dizisi nedeniyle bir Türkiye, bir Ortadoğu, bir okul, bir seslendirme derken zor oluyor.

Hobileriniz?
- Basketbola tekrar başladım. Benden mutlu adam yok şu an dünyada, öyle söyleyeyim. Profesyonel olarak değil ama, çünkü üzerinden seneler geçti.

GERÇEK BİR EV KUŞUYUM

Sizi tanıyan insanların kimi mesafeli, kimisi de sıcakkanlı buluyor.
- Ben konservatif bir ailede büyüdüm. Kendim de öyleyim. Çizgilerim var. Belki bu tavrım, karşıdaki tarafından gerginlik olarak algılanabilir. Ayrıca kalabalık bir ortama girdiğim zaman çok utanır, sıkılırım. Dizlerimin bağı çözülür.

Gösteri dünyası çok büyük egoların çarpıştığı bir arena. ınsanın kendi gibi kalabilmesi, kendini geliştirebilmesi zor mu? Bir starken insan samimiyetini nasıl koruyabilir?
- Ben star diye bir tanımı kabul etmiyorum. Ego bence iyi bir şey. Zaten oyunculuk yapan insanların egosu yüksektir. Ama her şeyin olduğu gibi egonun da fazlası zarar. şu an benim sıradan bir insan olmamla, tanınmış bir insan olmam arasındaki tek fark, televizyon dediğiniz o kutudan, yerli-yersiz, zamanlı-zamansız, insanların odalarına girmem ve insanların beni tanıyor olmaları. Yoksa değişen bir şey yok. Hâlâ anne-babamla yaşıyorum, dostlarım aynı, yani hiçbir şey değişmedi hayatımda.

Star’lar sıradan insanlara aşık olabilir mi? Egolar bu kadar yüksekken gerçek aşk-sevgi mümkün mü?
- Tabii mümkün. Bende ego yok mu? Var. Ama ben bunu sadece pozitif yönde kullanmaya çalışıyorum, sadece işime yönlendirmeye çalışıyorum. Bence ego, dozunda güzel bir şeydir. Kimse maskeyle sürekli dolaşamaz. ıki gün saklayabilir, sonra özüne döner. Önemli olan senin özünün nasıl olduğu. Yanlışlıklar, hayal kırıklıkları olmuyor mu? Oluyor. Hemen eliyorsun ve yoluna devam ediyorsun. Tabii gerçek aşk, gerçek sevgi var. Zaten sevginin sahtesi yok. Yakalandığı zaman çok gerçek, adamı deli eden, Behlül gibi yapan bir duygu, sevgi.
Yakalanırsan ne mutlu.

Sizin için ideal kadın kim olabilir?
- Bu, sipariş üzerine çıkan bir şey değil. Bunun sarışını, esmeri, kumralı, mavi gözlüsü gibi bir şey yok. Ruhuna kim hitap ediyorsa, onunla yakınlaşıyorsun otomatik olarak.

İdeal eşe, ruh eşini bulmaya inanan bir insan mısınız?
- Mantık evliliğindense duygu evliliğine daha sıcak bakıyorum. Ama aslında ikisinin bir arada bulunması gerek. Bunlardan biri eksik olduğu zaman ilişkinin kolu kanadı kırılır diye düşünüyorum. Seveceğim bir insanla evlenmek istiyorum. Çocuk istiyorum. Zaten kendim de çok çocuklu bir aileden geliyorum. Benim iki ağabeyim, bir ablam, bir kız kardeşim var. Ben dört numarayım. Hayatımda sıkıldığım, tek başıma vakit geçirdiğim bir zaman olmadı. Dolayısıyla yalnızlıktan hoşlanan biri değilim. Hâlâ ailemle vakit geçiriyorum. Ev kuşuyum. Evlenmeye sıcak bakıyorum ama her şeyin bir zamanı var.

Evlilik düşünceniz var mı?
- Evlilik gibi bir sürece birlikte olmaya başlamadan önce karar veremiyorsun. Kestiremiyorsun. Bir insanı görür görmez evlenmeye karar vermiyorsun. O süreç zaten istesen de istemesen de elini kaleme götürüyor, o imzayı atıyorsun. Bir bakmışsın ki evlenmişsin. Ama evlilik, düzen güzel şey. Akşam eve döndüğünde masanda yemeğin olması, oturup sohbet edebileceğin, paylaşabileceğin birinin olması çok güzel. Bunlar insanı besler.

“Aşk-ı Memnu”daki Behlül kadar çapkın mısınız?
- Hayır, değilim. Ben tek eşliliğe inanan, gayet düzgün yaşantısı olan bir adamım.

ASLA BİR ALBÜMÜM OLMAYACAK

Siz de bir noktadan sonra şarkı söylemeyi düşünüyor musunuz?
- Şarkı… Ne alaka?

Ben de alakasız buluyorum ama ünlü olan neredeyse herkes bir albüm yaptı, yapıyor ya da yapacak.
- Benim sesim kötü. ıstedikleri kadar albüm teklifi yapsınlar.

Geliyor mu teklif?
- Gelmedi. şakayla karışık belki. Ama ciddi olmadı. Zaten haddini bilen bir adamım ben.

Sesiniz kötü gelmiyor.
- Bir müzik markette bir kasetimi göremezsin ya da “Bana Kıvanç Tatlıtuğ’un son kasetini verir misiniz?” diyeceğin şekilde piyasada olmam hiçbir zaman. Ama bir müzikal olur, işimin gerektirdiği bir sahne olur, orada elimden geleni yapmaya çalışırım. Onun dışında mümkün değil.

alıntıdır

Bilim adamları bu çocuğun peşinde

Yazan: PearL   
28 Nisan
2009

Dünyayı saran domuz gribi salgını için alarm dudurmu verilirken, bilim adamları bu çocuğun peşinde düştü

Adı Edgar Hernandez Hernandez. henüz 4 yaşında ve küresel bir tehdit haline gelen domuz gribinin çıkış noktası, kaynağı sayılan Meksika’daki dev domuz çiftliğinin yanında yaşıyor. Meksika’nın doğu kesimindeki La Gloria kasabasındaki bu dev çiftlikte ailesi çalıştığından onun da günleri, çiftlikte annesinin yanında geçiriyor.

Nisan ayının başında, aniden ateşlendi, baş ağrıları çekti, boğazı sızladı ve ishal oldu. Edgar’la birlikte 450 kadar kişi daha aynı şikayetlerle doktora başvurmuştu. Bu yüzden bir salgından süphelenildi ve eşitli testler yapıldı. Domuz gribi virüsü için test yaptılar ve küçük Edgar pozitif çıktı.

Ona uygulanan geleneksel tedaviye hemen cevap veren Edgar kısa sürede iyileşti. Şimdi turp gibi ve asıl önemlisi testleri, bu hastalığa hiçbir zaman yakalanmamış kadar temiz çıktı. İşte bu ndenle, Edgar’ın gösterdiği gelişmeden, başkent Meksiko City’deki Salgınla Mücadele Merkezi de, ABD’deki sağlık kurumları da haberdar edildi.

Şimdi ABD’den bir grup uzman, küçük Edgar’ı incelemek üzere Meksika’ya gitti. Karantina altına alınan La Gloria’ya girbilmek için özel kıyafet ve techizatlarını da yanlarında götürdüler.

Dünyayı tehdit eden salgının ilacının Edgar’ın kanında olabileceği, herkesi kurtarabilecek bir ilacın geliştirilmesine yardımcı olabilecek antikorun onda olabileceğini düşünen uzmanlar, heyecanla La Goria’daki domuz çiftliğinin yakınında yaşayan bu çocuğun peşine düşerken Edgar, olanlardan habersiz oynamaya devam ediyor.

Uluslararası AP haber ajansının muhabirleri de ona dün ulaştılar ve bol bol fotoğraflarını çekip hikayesini öğrendiler. Birçok gazete ve televizyonun muhabirleri de ona ulaşmak için uğraşıyor.

Bölge halkı ise ilk kez seslerini duyurabilme fırsatını yakaladıkları için memnun. Çünkü onlar, yıllardır etrafa mikrop saçan, kokusundan müthiş rahatsızlık çektikleri ve pek çok hastalığın kaynağı olarak gördükleri Amerikan şirketlerinin işlettiği bu domuz çiftliklerine karşı seslerini duymaya başladılar. Oysa bugüne kadar hiçbir şikayetlerine kulak asan olmamıştı.

alıntıdır

Delirmişler

Yazan: PearL   
28 Nisan
2009

9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Özel Gürçağ Okulları’nın Ümitköy’deki yeni yerleşkesinin açılış töreninde soruları yanıtladı.

Demirel, Ergenekon’un ’1 Numarası’ olduğu söylentilerini hatırlatan gazetecilere, gülümseyerek “Delirmişler” dedi. Demirel, Ergenekon kapsamında tutuklanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı havalimanına kadar uğurlamasının hatırlatılması üzarine de, “Kafi derecede konuşuldu” yanıtını verdi. İzmir’de tanık olarak ifadesine başvurulan eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’le ilgili olarak da Demirel, “Soruşturma safhasında. ’Ne söylediğimi söylemem’ diyor. O doğrudur” dedi.

alıntıdır

Eskişehir Film Festivali başlıyor

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Festivalin onur konukları Ekrem Bora, Nebahat Çehre ve yapımcı Necip Sarıcı olarak belirlendi.

Anadolu Üniversitesince (AÜ) 2-12 Mayıs tarihleri arasında bu yıl 11′incisi düzenlenecek Uluslararası Eskişehir Film Festivali’nin onur konukları Ekrem Bora, Nebahat Çehre ve yapımcı Necip Sarıcı olarak belirlendi.

Alınan bilgiye göre, AÜ Sinema Kültürünü Geliştirme Birimi ve öğrencilerin gönüllü çabalarıyla gerçekleştirilecek festival, 2 Mayısta AÜ Sinema Anadolu’da yapılacak açılış töreniyle başlayacak.

Festivalin bu yılki onur konukları olarak belirlenen sinema sanatçıları Ekrem Bora ile Nebahat Çehre’ye ödülleri verilecek. Festivalin ”Sinemaya Emek” ödülünün bu yılki sahibi ise Yeşilçam emektarı yapımcı Necip Sarıcı oldu.

Etkinlik kapsamında ”Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri” adı altında açılan yarışmada ”En İyi Sinema Kitabı”, ”En İyi Sinema Makalesi” ve ”Televizyonda Yayınlanan En İyi Sinema Programı” ödüllendirilecek.

Festival Başkanı Prof. Dr. Gülseren Güçhan, etkinlik boyunca, uluslararası festivallerde öne çıkan, sinemada yeni anlayışları ve anlatım tarzlarını ortaya koymuş birçok filmin izlenebileceğini dile getirdi.

Festivalin film gösterimlerinin yanı sıra sinema sanatı alanındaki bilgi, düşünce ve deneyimlerin aktarılabileceği, tartışılabileceği ortamları da sunduğunu anlatan Güçhan, ”On yılı aşmak bir festival için kalıcılığın göstergesidir. Ayrıca, sadece Eskişehir’deki değil, Türkiye’nin her yerindeki öğrencileri ve sinemaseverler festivale davetlidir” dedi.

AA
alıntıdır

GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ 10 SLASHER FİLMİ

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Bu hafta “13. Gün”ün vizyona girmesini fırsat bilerek, sinema tarihindeki slasher filmlerini mercek altına aldım.

Slasher, korkunun ‘seri katil’ kavramı için yarattığı alt türdür. İlk örneği Hitchcock’un “Sapık”ı kabul edilirken, 70’lerde yükselişe geçtiği öngörülmüştür. Alt tür daha çok katil karakterlerinin kültleşmesiyle zirve yapmıştır sinemada. Zaten bu filmlerin esas kahramanları da Michael Myers, Freddy Krueger, Leatherface, Jigsaw gibi insanları kesip biçen katillerdir aslında.

Yıllar içinde “Kuzuların Sessizliği”, “Yedi”, “Testere”, “Korku: Bir Katilin Hikayesi” gibi filmlerde farklı türlerle iç içe geçen slasher filmi, böylece modern dünyaya ayak uydurarak evrim geçirmiştir. Tabii listeyi oluştururken bu tür kırması örnekleri dikkate almamaya çalıştım. Bunların dışında alt türün tarihinden başka filmlerin de dışarıda kaldığı değerlendirmemden ise şöyle bir sonuç çıktı.

1- Sapık (Pyscho) (1960)

Sinema tarihinin resmi kayıtlarına göre ilk slasher filmi. Annesi öldükten sonra yalnız yaşadığı malikanesinde psikolojik sıkıntılar çeken bir adamın, Norman Bates’in (Anthony Perkins) öyküsü aslında. Yani o ‘sapık katil’in. Alfred Hitchcock’un atmosfer yaratma yetisiyle ve çektiği gizemli banyo cinayeti sahnesiyle akıllarda yer eden yapıtın, aynı zamanda ABD’nin yerleşim bölgesi haline gelmemiş kısımlarındaki tehlikeye dikkat çekmesi önemli. Özellikle de bir otel, bir malikane ve bir bataklık mevcut ise…

2-Halloween (1978)

Slasher geleneğini başlatan film, aslında John Carpenter’ın müzisyen arka planıyla ve atmosfer yaratma yetisiyle öne çıkmıştı. Tabii, taşrada gezdiği var sayılan ‘Umacı’nın (Boogeyman) sinemasal bir zemine oturtarak toplumsal mesajlar depoladığını da unutmayalım. Alt türün, ahlaken yanlış şeyler yapan gençlerin öldürüldüğü, bakirelerin canlı kaldığı bir dünya yarattığını da ilk duyuran filmdir. Tabii katilinin Michael Myers adlı psikolojik sorunları olan bir seri katile dönüşmesi de önemli bir motiftir. Taşra evlerinde kapıların açık tutulmasını korkutucu bir zemine taşımasının yanında, aynı zamanda korkunun ‘kutsal bakire’si Jamie Lee Curtis’i türe sokmasıyla da dikkat çekmiştir.

3-Teksas Katliamı (The Texas Chain Saw Massacre) (1974)

Tobe Hooper’ın slasher tarihinde çığır açan filmi, artık ‘kötü’nün canavar veya uzaylı olmadığını ispatlayan ilk tür örneğiydi. Hooper’ın filmi el kamerasıyla çekip bu gerçekliğin daha da üzerine gitmesi ise önemliydi. Bir diğer önemli noktaysa filmin ABD’nin güneyindeki dehşete, bastırılmış korkuya ve tehlikeli oluşumlara dikkat çekebilmesiydi. Zira hiç konuşamayan maskeli slasher katili Leatherface, doğanın içinde yalnız başına yaşamaktan kafayı yemiş bir ailenin oğlu aslında. Kasap gibi insanları kesmesinin ve irileşmesinin de ana sebebi bu. Yani “Teksas Katliamı”, hem politik hem de sinemasal olarak kilit bir yapıt. Belgesel estetiğiyle çekilip arkasındaki gerçek hikayeye vurgu yapması da önemli…

4-Yüksek Tansiyon (Haute Tension) (2003)

ABD’deki slasher kasabalarının korkutuculuğunu Fransız sinemasına transfer ediyor. Öyle ki komün bir bölgede arkadaşını ziyarete gelen bir kız, bir anda tanımadığı bir adam tarafından takip edilmeye başlıyor. Tabii bu olay örgüsü, Fransız sinemasındaki psikolojik alt metinlerle dengelenip sinema tarihinde eşine benzerine rastlanmayacak bir sürpriz sonla noktalanıyor. Bu da filmi ‘yeni neslin slasherı’ yaparken, Fransız korku sinemasının da fitilini ateşlediğini yapıt konumuna oturtuyor. Alexandre Aja’nın filmini Tobe Hooper gibi el kamerası ile çekmesi ve bol kan dozu (gore) kullanıp istismar sinemasına yakın seyretmesi de bu gerilimin ya da korkunun ana tonunu belli ediyor.

5-Elm Sokağı’nda Kabus (Nightmare on Elm Street) (1984)

Slasherı sürreel öğelerin içine sokarak 70’lerin gerçekçi geleneğini biraz olsun farklılaştıran yapıt, korku filmlerinin usta yönetmeni Wes Craven’ın ilk önemli çıkışıydı. Rüyalardan çıkan, bu sebeple de kabusların bastırılmışlığının ve bilinçaltının temsili olan Freddy Krueger karakterinin doğaüstü güçlere sahip slasher katili prototipi, sonradan kültleşti. Zaten 1994’e kadar 8 devam filmiyle onurlandırılmasının yanında, 2000’lerde bir de “Freddy Jason’a Karşı” filmine gebe oldu. 80’lerde türün içine metafiziksel öğeler katan ilk film olarak alt tür tarihine yazıldı.

6-Peeping Tom (1960)

50’lern İngiltere’sinin önemli yönetmenlerinden Michael Powell, başrolünde Alman Karlheinz Böhm’ün oynadığı bir slasher ile “Sapık”a cevap veriyordu. Film o karakterin psikolojik sorunlarına odaklanan yapısıyla dikkat çekiyordu. Ailesi öldükten sonra yalnızlıktan mustarip bir kişiye dönüşen karakterimiz, elindeki kamerayı penis ve cinayet aleti olarak kullanıyordu film boyunca. Tabii unutulmaz sonda da o imgenin Amerikan slasherlarından ‘fark’ olarak yarattığı şeyler çok fazlaydı…

7-Tenebre (1982)

Bir Amerikan seri katil romanı yazarının etrafında işlenen cinayetleri ve aldığı tehditleri öne çıkaran alt tür filmi, birçok yapıtın esin kaynağıdır. “Çığlık”ın ‘telefondaki korkutucu ses’ ve ‘katilinin iki kişi olması’ gibi kullanımları bu filmden alıntıdır. İtalyan polisiyesi giallo ile iç içe geçen slasher, burada gore dozu yüksek ve stilize sahnelerle zirve yapmıştır. Korku sinemasının gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerinden Dario Argento’nun filmi aynı zamanda sinema tarihinin önemli plan sekanslarından birini de içinde bulundurur.

8-Çığlık (Scream) (1996)

Salsher türünü sinemaya yeniden döndüren film olması bir yana, aynı zamanda bir korku parodisi olarak da dikkat çekiyor. Zira aslında bu, slasher kalıplarını ve motiflerini parodize etmek için kullanan, ama bunu yaparken de bir o kadar bilinçli ve geriltici olabilen bir yapıt. Neve Campbell, David Arquette, Courteney Cox, Skeet Ulrich gibi oyuncuların rol aldığı filmin yönetmenlik koltuğunda Wes Craven var. Aynen serinin iki devam filminde de olduğu gibi. Tabii 70’lerde “Halloween” sayesinde yükselen, 80’lerin sonunda ise çöp muamelesi görmeye başlayan slasherı, teen-slasher adı altında okul üzerine yıkarak yeniden devreye sokması ve “I Know What You Did Last Summer”, “Urban Legend” gibi üç filmlik serilerin önünü açması açısından önemli bir yapıt.

9-Testere (Saw) (2004)

James Wan’ın slasherla kara filmi ve istismar filmini iç içe geçiren tür kırması filmi, aynı zamanda sürpriz sonuyla da dikkat çekiyordu. Tabii slasherların ahlak, katil, kurban gibi kavramlarının tamamını tersine çeviren bir yapıttı bu. Kapalı bir alanda sıkışmış, zincirle bağlı iki kurban ile açılması da bunu kanıtlıyordu. Sonradan dört devam filmiyle serisini sürdürerek kült mertebesine eriştiğini kanıtlayan yapıt, tür tarihinde önemli bir yere oturdu.

10-Candyman (1992)

Siyahi bir seri katilin, slasher katili görevine atadığı yapıt, aslında hem bu yönüyle hem de alt türü doğaüstü öğelerle bütünlemesiyle öne çıkar. Zira bu, aslında kadın ana karakterin bilinçaltında yaşadığını da düşünebileceğimiz, alt kültür bireyi bir katilin hikayesidir. Orijinalliği de buradan gelir zaten. “Hellraiser”ın yaratıcısı Clive Barker’ın türünü çözemediğimiz eserlerinin en önemlilerindendir biri bu. Virginia Madsen’in başrol, sonradan kültleşecek Tony Todd’un Candyman performansı da dikkat çekici elbette. Tabii katilin ayna karşısında üç kere ‘Şeker Adam’ deyince üreyen bir halk efsanesi olduğunu da ekleyelim.

alıntıdır

Altın Kızlar’ın Dorothy’si öldü

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

ABD yapımı “Altın Kızlar” dizisinin Dorothy’si Bea Arthur 86 yaşında öldü. Ailenin sözcüsü Dan Watt, kanser hastası olan Arthur’un bu saban evinde öldüğünü açıkladı, ancak ayrıntılı bilgi vermedi. Arthur, Türkiye’de de gösterilen “Altın Kızlar”la Emmy Ödülü, “Mame” müzikaliyle Tony Ödülü almıştı.

alıntıdır

‘Güz Sancısı’ Avrupa’da vizyona giriyor

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Türkiye’de 600 bine yakın seyirci tarafından izlenen film, Yunanistan’da 17, Almanya’da ise 25 sinemada gösterilecek.

6 – 7 Eylül olaylarını anlatan “Güz Sancısı”, Avrupa’da 30 Nisan’da gösterime giriyor.

TOMRİS Giritlioğlu’nun yönettiği, Yılmaz Karakoyunlu’nun eserinden uyarlanan ve bir C Yapım Filmcilik prodüksiyonu olan “Güz Sancısı”, 30 Nisan Perşembe gününden itibaren Avrupa genelinde 51 sinemada gösterime girecek.

Türkiye’de yılın en çok konuşulan ve tartışılan filmlerinden biri olan “Güz Sancısı”nın Yunanistan galası 27 Nisan Pazartesi günü Atina’da gerçekleşecek. Gala prestijli bir mekan olan Embassy Sineması’nda yapılacak. 380 kişilik bir salona sahip olan Embassy, özellikle İstanbullu Rumların yaşadığı Atina’nın merkezindeki Kolonaki bölgesinde bulunuyor.

ATİNA GALASI

Galaya filmin başrol oyuncularından Beren Saat, Murat Yıldırım ve Belçim Bilgin Erdoğan’ın dışında, yapımcılar Fatih Enes Ömeroğlu, Bahadır Atay, yönetmen Tomris Giritlioğlu ve senaryo yazarı Nilgün Öneş katılacak. Daha gösterime dahi girmeden Yunan basınında birçok haber ve yazıya konu olan Güz Sancısı’nın Yunanistan gösterimi için özel bir afiş de hazırlandı. Film, Atina’da 13, Selanik’te 3 ve Komotini’de ise 1 sinemada gösterilecek.

6 ÜLKEDE 51 KOPYA

“Güz Sancısı” Yunanistan’la aynı gün Avrupa genelinde de 34 sinema salonunda vizyona girecek. Filmin Almanya’da da ilgiyle karşılanması bekleniyor. Almanya’da toplam 25 sinema salonunda gösterime sunulacak film, Avusturya ve Hollanda’da 3, Belçika’da 2, İsviçre’de ise 1 kopyayla gösterilecek.

Güz Sancısı, Atina ve birkaç şehirde 17 ayrı sinema salonunda gösterilecek. O sinema salonları şöyle;

1. ODEON EMBASSY NOVA, Patriarxou Ioakim 5, Kolonaki

2. DANAOS,  Kifisias Avenue 109, Ambelokipoi

3. ALEXANDRA, Patission 77-79, Athens

4. CINERAMA, Agias Kyriakis 30, Palaio Faliro

5. GLYFADA, Zeppou 14, Glyfada

6. ATLANTIS, Vouliagmenis Avenue 245, Dafni

7. FOIVOS PERISTERI, Ethnikis Andistaseos 1, Peristeri

8. ODEON KOSMOPOLIS MAROUSI (Multiplex), Kifisias Avenue 73, Marousi

9. ODEON STARCITY (Multiplex), Syggrou Avenue 111, Neos Kosmos

10. VILLAGE MALL (Multiplex), Andrea Papandreou, Marousi

11. VILLAGE RENTI (Multiplex), Petrou Ralli & Thivon, Rendi

12. STER AXARNON (Multiplex), Axarnon 373-375

13. ODEON PLATEIA (Multiplex), Thessaloniki

14. STER MAKEDONIA(Multiplex), Thessaloniki

15. VILLAGE COSMOS(Multiplex), Thessaloniki

16. ODEON KOSMOPOLIS(Multiplex), Komotini

17. ASTERIA, 336 Kiffisias Avenue, in Kiffissia

Buruk bir aşk hikayesi

TÜRKİYE’de 600 bine yakın seyirci tarafından izlenen film, Yılmaz Karakoyunlu’nun 1992 yılında Türkiye Yazarlar Derneği Roman Ödülü’nü kazanan aynı adlı eserinden Nilgün Öneş ve Etyen Mahçupyan tarafından uyarlandı. 1955 yılında İstanbul’da geçen filmde milliyetçi, zengin bir toprak ağasının idealist oğlu Behçet (Murat Yıldırım) karşı komşusu Rum Elena’ya (Beren Saat) aşık olur ve 6 – 7 Eylül olaylarının panoramasında duygularıyla ve siyasi fikirleriyle bir iç hesaplaşmaya girişir.

alıntıdır

Devrim Arabaları ikinci kez vizyonda

Yazan: PearL   
27 Nisan
2009

Yönetmen Tolga Örnek’in filmi yoğun talep üzerine 1 Mayıs’ta ikinci kez vizyona girecek.

Yönetmen Tolga Örnek’in Türkiye’nin ilk otomobili ”Devrim”i konu alan filmi ”Devrim Arabaları”, yoğun talep üzerine 1 Mayısta ikinci kez vizyona girecek.

AA muhabirinin Pinema Filmcilikten aldığı bilgiye göre, yönetmen Tolga Örnek’in senaryosunu Murat Dişli ile birlikte yazdığı film, 24 Ekim 2008′de sinemaseverlerle buluştu.

Dönemin Cumhurbaşkanı olan ve ”Yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreden” Cemal Gürsel’i Sait Genay’ın canlandırdığı filmde, Taner Birsel, Ali Düşenkalkar, Halit Ergenç, Altan Gördüm, Vahide Gördüm, Seçil Mutlu, Uğur Polat, Serhat Tutumluer, Onur Ünsal, Selçuk Yöntem ve Haluk Bilginer rol aldı.

Film, halktan ve resmi kurumlardan gelen yoğun talep üzerine 1 Mayısta yeniden gösterime girecek. Filmin ikinci vizyonu için yeni bir afiş ve ”İmkansızı gerçekleştirmek için cesur yürekler gerekir” şeklinde yeni bir slogan hazırlandı.

Filme, ikinci vizyonda ana sponsorlar Doğuş Holding, Doğuş Otomotiv, Garanti Bankası ve Koç Allianz’ın yanı sıra TCDD, okullar, üniversiteler ve bazı kuruluşlar da destek verecek.

-KONUSU-

”Devrim Arabaları” adlı filmin konusu özetle şöyle:

”Yıl 1961. Otomotiv Endüstri Kongresi sonrası verilen davette iş adamları, gazeteciler, bürokratlar, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ülkenin kalkınmasının durumunu tartışmaktadırlar. Cemal Ağa sinirlenip bu ülkenin otomobil bile imal edebileceğini söyler. Bir anda bu iddia ciddi bir meydan okumaya dönüşür. Paşa emrini verir. Yaklaşmakta olan Cumhuriyet Bayramı’na ilk yerli otomobil yetişecektir. Neredeyse imkansız bu görevi hem gerçekleştirebilecek hem de kabul edecek kişi aranır. Gündüz Serter’de karar kılınır. Gündüz Bey, güvendiği mühendislerden bir ekip kurar. Yaklaşık 130 günde sıfırdan bir otomobil imal edeceklerdir. Otomobilin gösterileceği 29 Ekim tarihine kadar neredeyse hiç görüşmemek üzere ailelerinden ayrılan ekip, Eskişehir’de kendilerine tahsis edilen eski bir atölyede buluşur. Araba yapmak için gerekli özel bir makine, tesisat olmadığı gibi basit bir vinç ve küçük el aletleri dışında hiçbir şeyleri yoktur. Güya devlet eliyle yapılan bu projeye Cumhurbaşkanı dışında herkesin muhalefet ettiği buradan bile bellidir. Uzun araştırmalar ve teknik toplantılardan sonra nasıl bir araba yapılacağına karar veren ekip, imalata geçtiğinde makine parkı eksikliğini fazlasıyla hisseder. Aslında arabadan önce yapılması gereken, arabayı yapacak makinelerin yapılmasıdır. Ancak buna zaman yoktur. Ekip her şeyi pratik çözümlerle, şartları zorlayarak halleder. Zor şartlarda, aksiliklerle son günlere yaklaşılırken ilk arabanın marşına basılır. Uykusuz geçen son hafta ile birlikte bir araba daha imal eden ekip, ertesi gün Ankara’da Paşa’nın huzuruna çıkacak arabaları 28 Ekim gecesi trene yüklerler. Devrim, ilk ve son yolculuğuna hazırdır.”

-ÖDÜLLER-

”Devrim Arabaları”, 14. Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Oyuncu Ödülleri’nde sinema dalında ”7 Başrol, 7 Unutulmaz Performans” yorumuyla ”En iyi erkek oyuncu” ödülünü aldı. Ödülü oyuncular, Taner Birsel, Ali Düşenkalkar, Halit Ergenç, Altan Gördüm, Serhat Tutumluer, Onur Ünsal ve Selçuk Yöntem paylaştı.

41. Sinema Yazarları Derneğince verilen ”Türk Sineması Ödülleri”nde de filmin müziklerini yapan Demir Demirkan ”En İyi Müzik” ödülünün sahibi oldu.

20. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde sanat yönetmeni Veli Kahraman ise ”En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü” alırken, film, yurt içindeki birçok festivalden ödülle döndü.

”Devrim Arabaları”, 11-16 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek Monaco Film Festivali’nde açılış filmi olurken, 11-19 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek Milano Film Festivali’ne de katılacak. Festivalde yapılacak yarışmada Taner Birsel ”En İyi Erkek Oyuncu”, film ise ”En İyi Film” ödüllerine aday gösterildi.

Film, 19-21 Şubat 2010′da düzenlenecek Canada Film Festivali’ne de davet edildi.

-ARAŞTIRMA 2 YIL SÜRDÜ-

Yönetmen Tolga Örnek’in eline 4 yıl önce Aydın Engin’in ”Devrim”in hikayesinin anlatıldığı bir yazı dizisi geçti. Projeyi bütünüyle araştırmaya başlayan Örnek, Eskişehir Tülomsaş Fabrikası’nda orijinal otomobili gördü, teknik özelliklerini inceledi, döneme ait gazeteleri taradı ve halen hayatta olan mühendislerle görüşmeler yapılarak, 2 yılda araştırmasını tamamladı.

Murat Dişli ile sürdürülen yazma süreci tamamlandığında ortaya çıkan öykü sadece bir mühendislik öyküsü değil, insanı, dostluğu, inancı, dayanışmayı anlatan duygu yüklü bir senaryoya dönüştü. Seyirciye, Türk tarihinin unutulmuş bir sayfasından öte, cesur ve yürekli olağan insanların olağanüstü hikayesi sunuldu.

Beykoz’daki eski Kundura Fabrikası’nda yapılan çekimler 6 hafta sürdü. Sette yardımcı oyuncular da dahil olmak üzere 115 kişilik ekip ortalama günde 16 saat çalıştı. Demir Demirkan tarafından hazırlanan müzikler Prag Flarmoni Orkestrası tarafından canlı çalındı. Filmin tüm ses tasarım, efekt ve miksajı İngiltere’de Zound Ses Tasarım tarafından gerçekleştirildi.

-”DEVRİM”İ 10 BİN KİŞİ ZİYARET ETTİ-

Bu arada, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla 1961 yılında o zamanki adıyla Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nda imal edilen ilk Türk otomobili ”Devrim”, yaklaşık 10 yıldır Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii A.Ş’nin (TÜLOMSAŞ) bahçesindeki camlı özel bölmede sergileniyor.

”Devrim”i, filmin gündeme gelmesinden ve Eskişehir-Ankara arasında hızlı tren seferlerinin başlamasından sonra 10 bin kişi ziyaret etti.

Yetkililer, ”Devrim” ile hatıra fotoğrafı çektiren ziyaretçilerin otomobile hayran kaldıklarını, çoğu zaman gözlerinin dolduğunu bildirdi.

Otomobil sektöründen pek çok firma ”Devrim”e ücretsiz bakım, onarım ve yedek parça desteği vermek istiyor. Yerli bir lastik firması o dönemde ithal lastik kullanılan ”Devrim”in lastiklerini değiştirmeyi teklif ederken, bir başka firma ”Devrim”e boya koruması yapma önerisinde bulundu. TÜLOMSAŞ yetkilileri talepleri değerlendireceklerini ifade etti.

Egzoz borusu yanda olan, uzun ve kısa farları ayak ile çalışan ”Devrim”, toplam 1250 kilogram ve saatte maksimum 140 kilometre hız göstergesine sahip. Güvenlik gerekçesiyle benzin konulmayan ve aküsü çıkartılan ”Devrim”in düzenli teknik kontrolleri yapılıyor.

AA
alıntıdır

« Önceki yazılar    |    




Online Saya