14′lerin Tasfiyesi « İlginç olaylar
14′lerin Tasfiyesi
13 Kasım 1960, Ankara
On yıldır, 14 Mayıs 1950′den beri iktidarda bulunan Demokrat Parti’yi 27 Mayıs 1960′da devirerek iktidara el koyan darbe ordu içinde daha çok alt kademe subaylarına dayanan bir cuntanın eseriydi.
Daha sonraki 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980′de olduÄŸu gibi “emir-komuta zinciri içinde” gerçekleÅŸmeyen bu hareket, sadece iktidar partisine karşı deÄŸil ama aynı zamanda onunla iÅŸbirliÄŸi içinde olan ordunun yüksek komuta kademesine karşı da sert davranacak ve daha ilk adımdan itibaren Genelkurmay BaÅŸkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ve kimi generalleri de gözaltına alarak iÅŸe baÅŸlayacaktı.
27 Mayıs hareketinin ve daha sonra iktidarı kullanan Milli Birlik Komitesi (MBK)’nin başına getirilen eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, “başımızda yüksek rütbeli bir subay olsun” diye adeta zorla, arayarak bulunmuÅŸtu. Ama ihtilal yasasının kendine özgü bir diyalektiÄŸi vardı ve neredeyse rica minnet hareketin başına getirilen Cemal Gürsel ve arkadaÅŸları 27 Mayıs’ın asıl aktörlerini ilk fırsatta tasfiye edeceklerdi.
38 kiÅŸiden meydana gelen MBK’ya birçoÄŸu yüzbaşı, binbaşı rütbesindeki genç subayların damgasını vurması bir siyasal ve toplumsal hareket olarak 27 Mayıs’ın sahip olduÄŸu özellikleri de açığa vuruyordu ama bu unsurların iktidar mevkilerinde kalmalarına da beÅŸ buçuk aydan fazla tahammül edilemeyecekti.
Aslında 27 Mayıs’ın arka planında yer alan siyasal-toplumsal süreci belirleyen Türkiye’de geliÅŸmekte olan kapitalizmin harekete geçirdiÄŸi dinamiklerdi. On yılı bulan DP iktidarı döneminde kapitalizmin hızla geliÅŸmesi için önemli adımlar atılmış ve bir sermaye birikimi gerçekleÅŸtirilmiÅŸti.
İç pazarın geliÅŸmesi ve sermayenin dolaşımı için gereken alt yapı yatırımlarının gerçekleÅŸtirildiÄŸi bu süreç aynı zamanda bir önceki dönemin nispeten içe kapalı toplum yapısında varolan deÄŸer yargılarını ve statüleri de hızla deÄŸiÅŸmeye zorlarken “orta sınıf tanımını ve bunun içinde yer alan toplumsal kesimleri de farklılaÅŸtırıyordu.
Tek parti döneminin anlayışı ve politikaları çerçevesinde ÅŸekillenen hemen ne varsa artık geride kalıyor, ülkede varolan kapitalist iliÅŸkilerin yayılmasıyla egemenliÄŸini ilan eden yeni dönem geçmiÅŸten farklı “yükselen deÄŸerler” ortaya çıkarıyordu. Bu baÄŸlamda subayların, ordu mensuplarının da dahil olduÄŸu memurlar artık eskisi gibi toplumsal yaÅŸamın önemli aktörleri olamayacaklardı.
Yoğun iç göçün sayılarını artırdığı ve büyüttüğü kasaba irisi kentlerdeki yaşam, tüccarları, ithalatçıları, montaj sanayinin bir ucuna tutunmuş kalbur üstü işadamlarını, zengin çiftçileri öne çıkarıyordu.
Böylesi bir iktisadi-toplumsal sürecin ordunun alt kademelerinde tepkilere yol açması doÄŸaldı. Bu sosyo-psikolojik tepkilerin yanı sıra, fonda her zaman bir tür “Atatürkçülük” ideolojisi bulunmak kaydıyla ve bunun tarihsel ve ulusal meÅŸruiyetinden yararlanarak, kendisini her zaman “memleketin asli sahibi” olarak gören ordunun içinden DP iktidarının temsil ettiÄŸi bir tür geç kalmış “vahÅŸi kapitalizme” karşı ÅŸiddetli bir muhalefet patlak verecek ve sonuçta 27 Mayısa kadar gidilecekti.
Ancak bu hareketin içinde bulunanların, cuntalar örgütleyip, kelleyi koltuÄŸa alanların ideolojik ve siyasal formasyonu ne pek ciddiye alınır düzeydedir, ne de belirli bir homojenlik ve netlik taşımaktadır. Bir önceki dönemde ağırlığı hissedilen “devletçi” politikaların esin kaynağı olduÄŸu kimi görüşler veya düpedüz bu politikaların tekrarı niteliÄŸindeki önerilerden ileri giden fazla bir ÅŸey yoktur.
Ama sonuçta 27 Mayıs, baskıcı bir rejime karşı bir tür “hürriyet mücadelesi” olarak da kendisini tanımlayacaktır. Asıl olarak alt kesimlerin damgasını vurduÄŸu ve onların kimi özlemlerini yansıttığı ölçüde de ortaya çıkardığı Anayasa ve seçim yasası gibi kimi hukuki-siyasi düzenlemeler daha demokratik ve özgürlükçü bir eksende ÅŸekillenebilmiÅŸtir.
Tüm bunlardan sistem gereken dersleri alacak ve daha sonraki on yıl içinde geliştireceği önlemlerle ordu içinde bir daha böylesi bir hareketin gelişmesine olanak tanımayacaktır. OYAK başta olmak üzere, ordu mensuplarının sistemle daha iyi bütünleşen bir yapıya bürünmelerini sağlayan iktisadi ve kurumsal önlemler alınırken, subaylar da devletin diğer görevlilerine oranla görece daha ayrıcalıklı bir konuma zamanla kavuşacaklardır.
Nitekim 12 Mart 1971′deki müdahale öncesinde gerçekleÅŸtirilen 9 Mart tasfiyesi bu baÄŸlamdaki son kalıntıların da temizlenmesidir. Daha sonraki dönemlerde artık ordu içinde gerçekleÅŸtirilen örgütlenmeler ideolojik çizgisi net olan sistem dışı örgütlenmelerdir ve bunlar da açığa çıktığı ölçüde kesin bir ÅŸekilde ayıklanıp, kazınacaklardır.
Ama bunlar daha sonrasının olgularıdır. 1950′li yıllar henüz bu adımların atılmadığı, bir anlamda “bakir” ve “masum” bir dönemdir ve darbeyi gerçekleÅŸtiren kadrolar da hem kendilerini örgütlemekte, hem de toplumsal karşılık bulmakta ÅŸanslı olacaklardır.
Ankara ve İstanbul radyolarının ele geçirilerek bir bildirinin okunmasıyla iktidara el konulabildiÄŸi bu dönemde 27 Mayıs öncesinde oluÅŸan cuntalar hiç kan dökmeden amaçlarına ulaÅŸacaklar ve ilk aÅŸamada 38 kiÅŸiden oluÅŸan bir iktidar organı ile ülkeyi yönetmeye baÅŸlayacaklardır. NATO’ya ve CENTO’ya baÄŸlı olduklarını daha ilk andan ilan etmeleri kendileri açısından akıllıca olacak ve dış dünyadan büyük bir tepkiyi üzerlerine çekmeyeceklerdir.
Ancak esas önemlisi bundan sonrasında, iktidarı aldıktan sonra ne yapılacağıdır. Böylece kısa sürede MBK içinde ayrılıklar baş gösterir; devlet ve hükümet başkanı ve Milli Savunma Bakanı olarak neredeyse her türlü yetki kendisine tevdi edilen Cemal Gürsel ve arkadaşları DP iktidarının sorumlularının yargılanmasının yanı sıra yeni bir Anayasa ve seçim yasası yapılarak makul bir süre içinde çekilmeyi savunmaktadır.
Bütün bu siyasal sürecin en örgütlü gücü CHP’nin lideri İsmet İnönü de bu görüştedir ve tarihsel kiÅŸiliÄŸiyle tüm ağırlığını bu doÄŸrultuda kullanmaktadır. Ama MBK üyelerinin bazıları iktidarın kısa sürede sivillere bırakılmasına taraftar deÄŸildir.
Sivil siyaset alanına ve politikacılara derin bir güvensizlik duyarken, ne olduğu pek de belli olmayan militarist ve devletçi görüşlerinin ülkenin hızla kalkınması ve ilerlemesi için pek gerekli olduğuna inanan bir grup MBK üyesi subay, belirli bir tarih telaffuz etmemekte ama en azından uzunca bir süre ülke yönetimini ellerinde tutmak istemektedirler.
İçlerinde Alparslan TürkeÅŸ gibi faÅŸist unsurlar olduÄŸu gibi, bir tür “üçüncü dünya solculuÄŸu” olarak tanımlanabilecek görüşlere sahip olanlar da vardır. Ve aslında bu kadar farklı görüşleri olanların birlikte ülkeyi yönetmeleri de mümkün deÄŸildir. Ama öne çıkan ayrım ve çatışma noktası askeri yönetimin devam edip etmemesi olunca, 13 Kasım 1960 günü sabaha karşı isimleri daha önceden belirlenen 14 MBK üyesi evlerinden toparlanarak ordudan emekli edileceklerdir. Ardından yurtdışında bir takım uyduruk görevlere atanma görüntüsü altında sürgüne gönderileceklerdir.
İhtilal evlatlarını yemeden duramazdı! İktidarın silahlı ayaklanmayla el deÄŸiÅŸtirdiÄŸi 27 Mayıs da bunun dışında kalmayacak ve ihtilal yasasının diyalektiÄŸi yine hükmünü icra edecekti. Düzenin yeniden geri gelmesini savunanlar çeÅŸitli görüşlerdeki “aşırıları” tasfiye edip, duruma egemen olacaklardı.
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
